YAZARLAR

Dinde reşit olmayanla evlilik yok

Bin küsur yıl önceki tarım toplumu ve patriarkal düzenin zihniyetine sahip alimlerce, ayetin tefsiri, babaya kız çocuğunu evlendirme sorumluluğu ve yetkisine delil teşkil edecek şekle büründürülerek yapılıyor. Bekarların evlenmesi, kız çocuklarının evlendirilmesine dönüşerek yansıyor toplum hayatına.  

Parlamentonun 15 Temmuz'da tatile gireceği yönünde beklentiler var. İktidar kulislerine vakıf olanlarsa ağustos veya eylüle kadar yasama sürecinin devam edeceği görüşünde. “TBMM gündeminde şu an rekabet yasası, tarıma destek ile ilgili düzenleme ve üçüncü yargı paketi bulunuyor” sözlerine yazısında yer veren Muharrem Sarıkaya, barolarla ilgili düzenlemenin hazırlığına da işaret ediyor. Yaz tatilinin, sonbahara kalacağı görüşünü gerekçelendirdiği yasama takviminin gündemine barolardan sonra çocuk istismarına af teşebbüsünün tekrar geleceğinden çok emin. Çocuk istismarı suçunu adlı adınca anmıyor elbette. Akıl tutulması yaşayanlara uyup “küçük yaşta evlilik” isimlendirmesiyle dile getirdiği kulis bilgilerine dayanarak medeni kanunu işaret ediyor. “Düzenlemede daha önce kadın (araya girip onun kadın değil çocuk olduğunu söylemek şart) ile erkek arasında belirli bir yaş farkı konulmuştu ancak son düzenlemede bu fark kaldırılıp Medeni Kanun’da ne emrediyorsa ona uyulmasına karar verilmişti” diyor. Kamuoyuna yansımayıp kulislerde dolaşanlar, çocuktan on beş yaş büyük yetişkin için değil sınırsız yaştaki yetişkinin affedilmesiyle ilişkili demek. Çocuğa yönelik cinsel istismar suçuna ve evlilik yoluyla kız çocuklarının bütün haklarının gasp edilmesine af getirmek isterken Medeni Kanunu işaret etmeleri de ilginç. Medeni Kanun kadınlar için de erkekler için de evlilik yaşının 18’den aşağı olmayacağını emrediyor. Bu yasal emre uyup unutsunlar istismar affını. Ama yok öyle olmuyor tabi. Evlilik yaşında eşitlenmeyi asla düşünmüyorlar. Medeni kanunda reşitler arası evliliklerde her hangi bir yaş farkı koşutu olmayışını işaret ediyorlar. Medeni Kanun, 18 yaş altı için getirdiği o olmaz olası 17 veli izni, 16 hakim kararı istisnalarında bile cinsiyet ayrımı yapmamıştı. Ancak bildiğimiz gibi eşitliği bozan her istisna kadın aleyhine gerçekleşir. Gündelik yaşam pratiklerine yansıyan evlilik yaşı istisnaları da çoğunlukla kız çocuklarının aileleri tarafından evlendirilmesine bahane kılındı. Şimdi de istismarcı affı için kanunda reşitler arası yaş farkı gözetilmeyişi bahane edilerek her yaştan istismarcıyı salıverme kurnazlığıyla karşılaşacağız demektir. Bir rivayete göre bayramdan hemen sonra olacaktı. Bir başka rivayet “15 Temmuz'da Meclis tatile girmeden önce mutlaka” yasalaşacağını belirtiyordu. Şimdi alıntıladığım ifadelerle yeni bir rivayet çıktı ortaya. Mealen “sonbahardan önce mutlaka” şeklinde yorumlayabileceğimiz bu yeni rivayetin pekiştirdiği gibi akılları istismarcı affına takılı kalmış halde. Ve medeni kanunun yetişkinler arası yaş farkı gözetmeyişi, istismarcı affı için fırsata çevrilip yasal olarak çocuk olanlar, yasa dışı biçimde yetişkin sayılacak gibi görünüyor. Peygambere atfedilen ve pek çoğu uydurma rivayetlerle hemen hemen aynı yöntem kullanılarak yasanın tevili yoluna gidileceğini görüyoruz. Tarihi tecrübeyle patriarkal din yorumlarıyla patriarkal hukuk yorumları arasında hiçbir fark olmadığını biliriz zaten. Ortodoksi din yorumları da alakasız ayetlerden doğruluğu şüpheli rivayetlere uzanan soyut bağlam zinciriyle çocuklarla evliliğin dine aykırı olmadığını iddia eder. Yıllardır gündemi işgal eden utanç verici istismarcı affı talebini, ataerkinin kulu olmuş ortodoksi din yorumlarına dayanarak sürdürüyorlar. Siyasetin, parlamentonun bu utanca ortak olmasını önlemek için bir kere daha İslam’da evlilik çağına ilişkin ayet meallerinin nasıl çarpıtıldığını yazıyla göstermekte fayda var.

EVLİLİKLE İLGİLİ AYETLER KADINDAN SÖZ EDER ÇOCUKTAN DEĞİL

Kur’an’da evlilikle ilgili yaklaşık 25 ayet var. Bu ayetlerde kadın yani nisa kelimesi geçer. Kız çocuğu/kız çocukları anlamına gelen bint/benat kelimeleri evlilik ayetlerinde yer almaz. Bu gerçeği zihnimize yerleştirdikten sonra iki ayet ve bir rivayet üzerine bina edilmiş “kız çocuklarını evlendirme çirkinliğinin” ne tür patriarkal taklalarla bin küsur yıldır toplumu aldatmak için kullanıldığına bakalım. Ortodoksi din yorumlarındaki patriarkal yaklaşımı en iyi ifşa eden ayet Nur Suresi 32’nci ayetidir diyebilirim. Erkek egemen sistemlerin baba/dede figürlerine adeta yarı tanrısal yetkiler tanıyan zihniyetini açığa çıkaran aşırı yorumlamayı görürüz bu ayette. Ayet der ki: “İçinizden evli olmayanları, kölelerinizden, cariyelerinizden de elverişli olanları evlendirin. Yoksulluk içinde iseler Allah lütfu ile onları ihtiyaçtan kurtarır. Allah’ın hazinesi geniştir, her şeyi bilmektedir.” Ayet hükmü bekarların evlendirilmesiyle ilişkili olunca patriarkal yorumla ‘evlendirme sorumluluğu’ olarak anlaşılıp/anlatılıp babaya, dedeye yüklenir. Sorumluluk yüklenen baba/dede ve devamında tabi büyük erkek kardeş yetkilendirilmiş sayılır. Babanın kız çocuğunu evlendirme sorumluluğu olarak dayatılır halka. Ayet kadın ve erkeklerden bekar olanları anlatırken ebeveyne kızlarını ve oğullarını evlendirme sorumluluğuna dönüştürülmekle kalmamış yetişkin kadın ve erkekler de kız ve oğlan çocuklarına dönüştürülerek öğretilmiş halka. Sanayi toplumu öncesi geleneksel tarım toplumları için gündelik yaşam pratiklerine ve temel üretim ihtiyaçlarına da uygun bir yorum tabii. Ancak ayet hiçbir zaman için kız çocuklarının evlendirilmesi anlamına gelmiyor. Evlilik çağı toplumsal ihtiyaçlara göre, temel iktisadi faaliyetlerine ve üretim modellerine göre belirlenip her toplumun kendi kültürel özellikleriyle şekilleniyor. Bin küsur yıl önceki tarım toplumu ve patriarkal düzenin zihniyetine sahip alimlerce, ayetin tefsiri, babaya kız çocuğunu evlendirme sorumluluğu ve yetkisine delil teşkil edecek şekle büründürülerek yapılıyor. Bekarların evlenmesi, kız çocuklarının evlendirilmesine dönüşerek yansıyor toplum hayatına.

Bu ayeti, Hz. Aişe’nin evlilik yaşıyla ilgili ve yanlışlığı bugün kesin olarak açığa çıkmış rivayetlerle “delillendirmişler”. Peygamberimizle 6 yaşında nişanlanıp 9 yaşında evlendiği masalıyla toplum uyutuldu bin küsur yıldır ve kız çocuklarının hayatı ve her türlü hakkı, Müslüman toplumlarda bu uydurmaya dayanılarak yok edildi. Hz. Aişe’nin 6 değil 16 yaşında nişanlandığı ve 9 değil 19 yaşında evlendiği tarihi gerçeklerle ispat edilmiştir. Arap kültüründe bugün bile halen kız çocuklarının ilk on yaşının sıfır sayılarak on yaşından sonra yaşamaya devam eden kız çocuklarının yaşları birden başlatılarak sayılmakta. Kız çocukları doğduktan sonra değil on yaşına kadar yaşayabildikten sonra birey olarak varlık kazanıyor, bir anlamda. Yani Hz. Aişe’den nakledilen ve evlendiğinde dokuz yaşında olduğunu söylediği belirtilen rivayet doğruysa bile on yaşını geçtikten sonra birden başlayarak sayılan dokuz yaşının gerçekte on dokuz yaşını gösterdiği açıktır. Diğer yandan tarihsel olayların karşılaştırılması, ablasının ve Hz. Fatıma'nın yaşıyla kıyaslanması yoluyla tarihçilere göre de evlendiği tarihte on sekiz veya on dokuz yaşında olduğu belirlenmiş haldedir. Bir ayetin içeriğini çok aşan tefsire kültürel bağlamı eklenmeden genelleştirilen ve doğruluğu şüpheli rivayet delil kılınmış. Dini meselelerin yorumlanmasında rivayet ayete delil kılınmaz. Tersine rivayetin doğruluğu için ayet delil olarak gösterilir ama mesele kadınların ikincilleştirilmesi olduğunda ataerkil zihniyet ayet mealine ve rivayete takla attırdığı gibi delil sıralamasını da tersine çeviriyor kolaylıkla.

Bir de Talak suresi 4’üncü ayetini kullanırlar. Talak boşanma demek ve ayet boşanma sonrası kadının yeniden evlenmesi konusuna getirilen süre sınırıyla ilişkili. Günümüzde boşanma sonrası erkeğin kadına bakma yükümlülüğü gibi algılanan bu iddet müddeti denilen süre boşanma öncesi oluşması muhtemel gebeliğin anlaşılması ve kadın hamileyse babanın kimliğinden şüpheye düşülmemesi için getirilmiş bir kural olarak yorumlanır. Bu ayetin kız çocuklarının evlendirilebileceği, İslam’da kız çocuklarının evlendirilmesinin meşru sayıldığı yönünde deliller çıkaran ataerki, ayet mealine İlahi kelamda var olmayan “henüz” kelimesini sokuşturmuş. Ayet “hayız olmayan kadınlar için iddet müddeti üç aydır” der. Ama patriyarkaya kul olmuş ortodoksi din yorumcuları “henüz hayız olmayan kadınlar” ifadesini kullanarak bu kadınların daha regl dönemi bile başlamamış kız çocuklarının da evlendirilebileceği ve boşanabileceği yorumunu çıkarırlar. Ayet “çocuk demiyor kadın diyor ve hayız olmayan kadın ifadesi regl döngüsü, yaygın görülen periyodun dışındaki kadınları ifade ediyor. Eğer henüz adet görmemiş kız çocuklarından bahsediliyor olsaydı Arap gramerine göre ‘lem’ değil ‘lemma’ edatı kullanılırdı” diyor günümüz yorumcuları.

Dinin ataerkil yorumlarının nasıl bir mekanizmayla işlediğini gösterdikten sonra İslam’da evlilik yaşı için belirlenmiş herhangi bir kural olmadığını söylemekte yarar var. Ancak evlilik çağı ifadesi geçer Kur’an’da. Hem evlilik çağı hem de insanların evlenebilmesi için taşıması gereken şartların belirlendiği bir ayet vardır. İslam’ı ve Peygamberimizi sübyancı gibi gösterip, Müslümanları çocuk istismarına teşvik eden ataerkil din yorumcularının peşine takılmış iktidara, çocuk istismarına evlilik adı verilemeyeceğini göstermek için delil olarak yeter Nisa suresinin 6’ncı ayeti. Nisa suresi 6’ncı ayet nikah, buluğ ve rüşt kavramlarını bir arada içeren tek ayettir. Yetimlerin mali haklarını kullanabilme olgunluğu “rüşt” ve cinsel gelişimin gerçekleşmesi “buluğ”, bu ayette evlilik çağı olarak işaret ediliyor. Nisa suresi 6’ıncı ayetin ötesinde İslam’da evlilik yaşına dair hükümler getirilemez, getirilenler dine uygun değildir. Evlilik yaşı buluğ ve rüşt kavramları bir arada kullanılarak ifade edilir. Yani ergenlik evlilik için yeter şart değil buluğun yanı sıra rüşt olma hali gereklidir. Cinsel gelişimin gerçekleşmesi ve hukuki, sosyal, mali sorumluluklarını yürütebileceği zihniyet olgunluğuna ulaşması şarttır. Cinsel ve zihinsel gelişimi tamamlanmış bireylere de kız veya oğlan çocuğu değil kadın ve erkek denir. Tam da bu nedenle evlilikle ilgili ayetlerde çocuk kelimesi kullanılmaz kadın kelimesi kullanılır. Bireylerin cinsel gelişimi yani buluğ gibi zihinsel olgunluğu da kişiden kişiye, toplumdan topluma ve çağdan çağa değişebilir kuşkusuz. Bu nedenle beden sağlığı ve cinsiyet gelişimi için tıbbi değerlendirmeler de dikkate alınarak oluşturulmuş hukuk metinleri ve kavramları en önemli ölçüdür. Dini hükümlerin işaret ettiği buluğ ve rüşt şartına bağlı evlilik çağı medeni kanunda 18 yaş olarak tespit edilmiştir ve dine aykırı düşmediğine şüphe yok. Bilişim çağında erkeklere her türlü konforu sağlamak için kadınları orta çağ tarım toplumu adetleriyle yaşatmak isteyenlerdir kız çocuklarının istismarına evlilik adı verenler. Bin küsur yıl önce ayet hükümlerini ve bugün yasa maddelerini ataerkil zihniyetle yorumlayanlar da birbirinden farklı değil kuşkusuz.


Berrin Sönmez Kimdir?

Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi mezunu. Aynı üniversitede araştırma görevlisi olarak akademiye geçti. Osmanlı Devleti’nin 1. Dünya Savaşı’na giriş süreci üzerine yüksek lisans tezi yazdı. Halkevi ve kültürel dönüşüm konulu doktora tezini yarıda bırakarak akademiden ayrılıp öğretmenlik yaptı. Daha sonra tekrar akademiye dönerek okutman ve öğretim görevlisi unvanlarıyla lisans ve ön lisans programlarında inkılap tarihi ve kültür tarihi dersleri verdi. 28 Şubat sürecindeki akademik tasfiye ile üniversiteden uzaklaştırıldı. Dönemin keyfi idaresi ve idareye tam bağımlı yargısı, akademik kadroları “rektörün takdir yetkisine” bırakarak tasfiyeleri gerçekleştirdiği ve hak arama yolları yargı kararıyla tıkandığı için açıktan emekli oldu. Sırasıyla Maliye Bakanlığı, Ankara Üniversitesi, Milli Eğitim Bakanlığı ve Afyon Kocatepe Üniversitesi’nde ortalama dört-beş yıl demir atarak çalışma hayatını tamamladı. Kadın, çocuk, insan hakları, demokrasi ve barış savunucusu, feminist-aktivist Berrin Sönmez’in çeşitli dergilerde makale ve denemeleri yayınlanmıştır.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR