Azmi Karaveli
Azmi Karaveli

Türkiye’de beyaz yakalı olmak…

Pazartesi, 8 Haziran, 2020
Gezi’de hatırı sayılır bir “kaygılı modern” ya da beyaz yakalı nüfusu vardı ve “isyan devrim özgürlük” sloganlarına hep birlikte eşlik ediyorlardı. Dünyada isyanlar devam ederken, henüz salgın geçmemişken, beyaz yakalıların payı ve piyasaların paradan para kazanan hakimiyeti eşliğinde, iktidarın sistematik ekonomi politikaları ülkedeki yoksulluğu derinleştiriyor. Şimdi “rıza, salgın, piyasalar” zamanı.

Malumunuz, kapitalizmin asli unsurunu artık piyasalar oluşturuyor. “Reel sektör” olarak tabir edilen alandan çok, borsalar, döviz piyasaları, altın-petrol, emtia fiyatları hayatımıza o kadar yön verir oldu ki, sanayi üretimi, istihdam verileri tâli konular haline geldi. Dünyada salgından 400 bin kişi ölmüş, ABD sokakları alevler içindeymiş, büyüme rakamları bütün ülkelerde eksiye dönmüş, gelir dağılımı dengesizliği pandemide zirve yapmış, geçiniz efendim bunları. Tıpkı dünyada olduğu gibi ülkemizde de borsalar neredeyse 3 ay önce verdiklerini geri almış, piyasalar coşuyor ya siz ona bakın… Bakan Albayrak da bu durumu bizlere cumartesi günü güzelce muştulamadı mı zaten? “Borsa İstanbul tarihinde ilk kez 13 gün kesintisiz artarak tarihinin en uzun soluklu yükselişini gerçekleştirdi. Türkiye ekonomisine ve varlıklarına geçmişte olduğu gibi bugün de güvenenler kazanıyor. Büyük hedeflerimize tüm paydaşlarımızla ulaşacağımıza inancımız tamdır.”

Bu “geçmiş”ten kasıt nedir, “bakın burası çok önemli”, bilmiyoruz. Ne zaman, kim, bize güvenmiş belli değil. 24 Ocak 1980 dönemi mi, 1994 mü, 2001 ya da 2018 Ağustos aylarını mı kastediyor bakan kestiremiyoruz. Ancak şurası çok açık ki, günümüz sistemi üretime falan değil, finansal verilerin iyiliğine, hoşluğuna dayanıyor. Korona öncesi 120 bin olan Bist100 endeksinin, dünyada ve ülkede kaos gittikçe derinleşirken, sadece 10 bin puan geride olması ve her gün şov yapmaya devam etmesinin başka izahı yok. Altın ve dövizin de düşmesiyle birlikte, diyelim ki 2 milyon kişi bu verilerden nemalanıyorsa, geriye kalan 80 milyon vatandaşa da ancak bu finansal verilerle gurur duymak kalıyor.

Dövizimiz ya da hisse senedimiz olmasa da milli maç izler gibi mutlandırıyor bizi rakamların düşmesi ya da borsanın çıkması. Tek dişi kalmış Batı’nın bizi batırmak için yaptığı “oyunları” bozmak derin bir şoven hazzı veriyor halkımıza. Finansal verilerin coşmasıyla, yerli otomobil ya da mega projeler aynı potada birleşiyor, pastadaki çileği el birliğiyle oluşturuyorlar ve ortaya devasa bir milliyetçilik konsolidasyonu çıkıyor. Milliyetçiliğin her geçen gün prim yapması, CHP dahil partilerin artan dozajda bu silaha sarılması, söz konusu propaganda mekanizmasının iş yapmasından, yürüyen kolay bir yöntem olmasından kaynaklanıyor. Hemen her gün sokak röportajlarında gördüğümüz; “Çocuğumun altına tek tek bez alıyorum ama oyumu elbette AKP’ye vereceğim, başka kim var ki” diye soran insanların temel motivasyonu tam da burada şekilleniyor. 2 bin 300 TL asgari ücretle geçinmenin imkansız olduğunu bilen insanlar, sürekli bir “kıskanan dış güç”, “düşman” beklentisi ve algı operasyonu söylemleriyle “buna da şükür” diyerek hayatlarını idame ettiriyorlar. Borsanın yükselmesi, asgari ücretliyi ya da emekliyi zerre ilgilendirmez bir veriyken, Bakan ya da Cumhurbaşkanı tarafından dile getirildiği andan itibaren bir gurur vesilesi haline dönüşüyor. “La olm aslında ülkenin durumu iyiymiş bee, bizde kısmet yok ki” algısı zihinlerde içselleştiriliyor.

Oluşan bu son derece organize rıza mekanizmasının temel dişlilerinden birini, eski adıyla memur, son 20 yılın deyimiyle beyaz yakalılar oluşturuyor. İnsan kaynakları departmanlarındaki birçok beyaz yakalı, pandemi sürecinde patronu temsilen mavi ya da beyaz yakalı olması fark etmez, çalışanların işlerine son verdi. Piyasaları coşturan adımlar, borsadaki beyaz yakalılardan, yani ‘broker’lardan, finans danışmanlarından bankacılardan geldi. Bildiniz işte canım, hani sürekli olarak “gidişat kötü, bu ülkede yaşanmaz” diyerek Green Card’a başvuranlar var ya, hah işte onlar dünyayı bizlere toz pembe gösterenler, 13 gün üst üste borsamızı yükseltenler… Sadece onlar değil piyasaların bu “başarısının” arkasındaki mimarlar elbette.

Bu 3 ayda bakalım neler olmuş? Halkla ilişkilerciler pandemide yol yordam göstermiş, reklamcılar dramatik başlayan, sonra gaza getiren müzikler eşliğinde “bugünler de geçecek, sen yeter ki kola içmeyi bırakma” mesajı vermiş, satın almacılar altta kalanın canı çıksın diyerek alt tedarikçilerine ölü fiyatlardan siparişler oluşturmuş, satışçılar fırsat bu fırsat diyerek ürünlerinin fiyatlarını artırmış, sade vatandaşlar da “hani bana hani bana” demeye devam etmiş… Borsada beklenti satın alınır derler ya, işte vatandaşlar da günün birinde bu sistemin çarklarından nemalanma ihtimalini satın alıyor aslında, rıza göstererek, isyan etmeyerek…

Tüm dünyada artan risk algısına rağmen, piyasalarda daha önce de oluşan bahar havalarını Mahfi Eğilmez, “Değişim Sürecinde Türkiye” kitabında “piyasa aldırmazlığı” olarak tanımlar ve beyaz yakalı çelişkisini nefis özetler: “Daha önceki yaşanan ekonomik krizlerde para ve iş kayıpları yaşayan iş insanı A ve yatırım danışmanlığı yapan B, bunları bir daha yaşamak istememekte, buna karşılık hükümetin yaklaşımlarını da kesinlikle desteklememektedir. A ve B, piyasada dalgalanma olmaması ya da bu dalgalanmaların para kayıplarına neden olmaması için, inanmadıkları, beğenmedikleri hükümeti istemeyerek de olsa desteklemekte ve hatta zaman zaman o hükümetin partisine oy bile vermektedirler. Bir yandan bu sistemden para kazanmaya devam ederken, bir yandan da kazandıkları paralarla bir mülk alıp ya da yabancı bir bankada mevduat yapıp, başka ülkeye yerleşerek çocuklarını orada daha iyi bir ortamda yetiştirmenin hayallerini kuracak çelişkiler yaşamaktadır. A ve B’nin sayısı bu ülkede çok yer tutmayabilir. Ne var ki kararları piyasayı fazlasıyla etkilemektedir.”

Gezi’de hatırı sayılır bir “kaygılı modern” ya da beyaz yakalı nüfusu vardı ve “isyan devrim özgürlük” sloganlarına hep birlikte eşlik ediyorlardı. Dünyada isyanlar devam ederken, henüz salgın geçmemişken, beyaz yakalıların payı ve piyasaların paradan para kazanan hakimiyeti eşliğinde, iktidarın sistematik ekonomi politikaları ülkedeki yoksulluğu derinleştiriyor. Şimdi “rıza, salgın, piyasalar” zamanı.

Bu piyasanın sanal ama mutlak egemenliğine elbette ki otoriter rejimin uygulamalarıyla destek olması, olayın boyutunu kaymaklı ekmek kadayıf boyutuna getirdi. Enis Berberoğlu ve adlarının hiç olmadığını düşündüğüm “HDP’li iki milletvekilinin” vekilliklerinin düşürülmesini bu bağlamda ele almak lazım. Piyasalar memnun, pandemide başarılı tarih yazıldığını düşünenler gururlu, asgari ücretle çalışanlar, emekli maaşı alanlar şükrederek mutlu, önden sokağa çıkmak yasak olunca üzülen, sonra eşeğini bulunca sevinen esnaf mesut, iktidar rakamlardan mağrur ve üstelik muhalefetin olağanüstü cibilliyetsizliğine ziyadesiyle müteşekkir… Ev, taşıt, ihtiyaç kredileri, sanki bedavaymışçasına ‘almayan salaktır’ seviyesine gelmiş… O zaman dans…

Başta Moda Parkı olmak üzere ülkenin dört bir yanından gelen oyun havaları videoları bu durumu da teyit ediyor. Pandemiyi kısa vadeli fırsata çeviren, döviz artışını kambiyo vergileriyle çözen, “göbek atarken birbirimize bulaştırır mıyız”ı aklına dahi getirmeyen musmutlu bir ülkeyiz. Topluca Xanax alarak gittiğimiz bir tür carpe diem festivalinin tam ortasındayız sanki. O zaman renk…


Azmi Karaveli kimdir?

İletişim uzmanı. Galatasaray Lisesi’nin ardından Marmara Fransızca Kamu Yönetimi’ni bitirdi, aynı üniversitede Sinema-TV yüksek lisansı yaptı. 1993 yılında Cumhuriyet gazetesinde çalışmaya başladı. Televizyon programcılığının yanı sıra, özel sektörde ve iletişim ajanslarında çalıştı. Kadir Has Üniversitesi’nde iletişim dersleri verdi. Hayat Bilgisi Okulu’nun kurucuları arasında yer aldı. zete.com’da yazılar yazdı. Cumhuriyet Pazar Eki’nde Yurttan Sesler bölümünü hazırladı, zaman zaman kültür sanat sayfasında yazılar kaleme aldı. Geçen yıl gazetede yaşanan gelişmeler üzerine Cumhuriyet’ten ayrıldı. Halen kurucusu olduğu ajansta iletişim danışmanlığı yaparken, bazı STK ve siyasetçilere gönüllü destek veriyor. Marmara Üniversitesi Gazetecilik Bölümü’nde doktora tezini bitirmeye çalışıyor.

YAZARIN DİĞER YAZILARI