YAZARLAR

Hızlanan siyasette kadın politikalarına DEVA olur mu?

Seçim biraz ekonomik kriz biraz da AKP oylarındaki erimeyi “200 milletvekili sınırından aşağı düşmeden” durdurabilmek amaçlanıyor olabilir. Tabii ki bu tahmini seçim sürecinin beni en çok ilgilendiren yanı DEVA Partisi'nin sergilediği kadın dostu politik performansın, bütün sağ partileri etkileme potansiyeli. Türkiye muhafazakarlarının ortodoksi din yorumlarıyla besleyerek sürdürdükleri ve hayli yükselttikleri kadın düşmanlığının, sağ politikaların belirleyeni olması önleyebilecek bir tavır olarak görüyorum.

Siyaset hızlanıyor. Bayram sonrası, pandemi sürecinin yeni normalini bekler, nasıl şekilleneceği yönünde tahminler yürütürken, salgın yokmuş gibi eski bilindik sıcak siyasetle burun buruna gelmemiz yüksek ihtimal. Ve sanki kadın ve çocuk haklarına ilişkin tehditler ve bu tehditlere karşı ön alma hamleleri her zamankinden çok daha fazla etkili olacak gibi görünüyor, siyasetin alacağı yeni şekilde. İçlere baygınlık veren o bıktırıcı AKaPe-CeHaPe, Recep Bey-Kemal Bey karşıtlıkları yerine kamuoyu ilgisi, kadın düşmanlarına ve çocuk istismarına af isteyenlere karşı duracak yeni sağ partilerin vereceği mesajlara odaklanacak gibi.

Sağ partiler arasında kadın politikalarının siyasal yaşamda giderek artan önemini ilk fark eden İYİ Parti ve Meral Akşener olmuş, kadın kazanımlarının savunuculuğu yönünde ön almış, takdir toplamıştı. Sonra tümüyle Gelecek Partisi diyemem –çünkü akıl almaz bir karşı suçlama içeren savunmaya girişmişti bazı partililer- ama Ahmet Davutoğlu “yine gelse yine kabul ederim” sözleriyle İstanbul Sözleşmesi'ni sahiplenmiş, kadın politikalarının günümüz sağ siyasetini şekillendirme potansiyelinin farkında olduğunu göstermişti. İktidar partisi ve küçük ortağı dahil irili ufaklı bütün sağ partilerin kaderini, ekonomi kadar, demokrasi ve özgürlükler kadar eşitlik anlayışları, cinsiyet eşitliği politikaları yazacak gibi görünüyor. Ve bu çerçevede rakip sağ partilerden çok daha net biçimde eşitlikçi tavır alan son günlerde DEVA Partisi diyebilirim.

DEVA Partisi'nden, kendi açılarından kadın politikalarının artık siyasetin tali meselesi olmaktan çıkacağına dair işaretler gelmeye başladı. Aslında Ali Babacan partisini kurmadan aylar önce, geçen yılın 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Uluslararası Mücadele günü vesilesiyle yaptığı konuşmada Emine Erdoğan’ın açıklamaları, yıllardır olmadığı kadar açık kadın savunusu yapışıyla dikkat çekmişti. Konuşmanın içeriği itibariyle terminolojiyi dillendirmese bile kadın kazanımlarına sahip çıkan yaklaşımın ardında KADEM savunusu olduğunu düşünmüştüm ilkin. Aylar sonra DEVA Partisi şekillendikçe o konuşmanın arka planı, parti içinden kadın politikası gerekçesiyle kopuşları önlemek amacıyla “aile sözcülüğü” üstlenmekmiş, fikrine kapılmaya başladım. Son günlerde zihnimdeki bu ihtimalin kuvvetlendiğini düşündürecek pozisyon alışlar netleşiyor, DEVA Partisi cenahında.

Örneğin Gazete Duvar'ın farklı yönleriyle haberleştirdiği video röportajında, Adem Özköse’nin sorusu üzerine İstanbul Sözleşmesi hakkındaki açıklamaları, imza aşamasında bile AKP yöneticilerinin ulaşamadığı net tavır alışı gösterir nitelikte. İlgilenenler için verdiğim bağlantının elli altıncı dakikasından itibaren İstanbul Sözleşmesi üzerine görüşlerin yer aldığını belirteyim. Sonra bayramın birinci günü hepimizi kahreden Zeynep Şenpınar cinayeti üzerine Ali Babacan’ın attığı tweet geldi. #zeynepsenpınar etiketiyle paylaştığı mesajında Zeynep için üzüntü beyanı yanı sıra kadına yönelik şiddetle mücadelenin anayasal sorumluluk olduğunu belirtiyor. Parti kadın hareketinin, uzun süredir Türkiye politikaları üzerinde ana akım etken oluşunu dikkate alıyor gibi.

Böyle bir politikanın Türkiye sağ siyaseti üzerindeki etkini hesap edebilmek için partinin çıkış hikayesini ve Ali Babacan’ı anlatan 140 Journos belgeseline Erdoğan’ın verdiği tepkiyi izlemek bile yeter. Bayramdan sonra “milletimle buluşmaya” sözleriyle adeta seçim startı vermişti. Bu çerçevede ilgili video belgeseli Ali Babacan’ın seçim startı gibi algılamak mümkün. Bu bir nevi meydan okumaydı ve hayli kızdırmıştı Erdoğan’ı: “Düşünün Başbakanlığım döneminde görev verdiğim bazı kişiler şimdi farklı bir şekilde bize saldırıyor. Yahu sen bakansın. Atılan bir adımda Başbakanın onayı olmadan sen o adımı atabilir misin? Şimdi nasıl oluyor da o işleri 'Ben ben ben...' Ne ben'i yahu? Bir başbakan onay vermeyecek, sen kalkacaksın adım atacaksın. Bunu kime yutturuyorsun? Böyle kalkıp YouTube'larda topladığınız adımlarla netice almanız mümkün değil. Biz şu an takdir edecek insan arıyoruz. Kötü olacak her şeyi bize yıkma hesabı içinde olanların hesabını zaten milletim sorar. Bu milletin vicdanından her şey Allah'ın izniyle döner.”

Böyle belgeselle netice alınamayacağını iddia ettikten sonra Erdoğan’ın, takdir edecek insan arıyoruz ifadesi hayli ilginç. İlk defa yeni kurulan partiler hakkındaki endişesini bu denli açığa vurduğunu görüyoruz. Ayşe Çavdar’ın yüksek etkileşim alan tweet dizisiyle yaptığı analizi de dikkate alarak seçimin yakın olduğunu düşünüyorum. Seçim biraz ekonomik kriz biraz da AKP oylarındaki erimeyi “200 milletvekili sınırından aşağı düşmeden” durdurabilmek amaçlanıyor olabilir. Tabii ki bu tahmini seçim sürecinin beni en çok ilgilendiren yanı DEVA Partisi'nin sergilediği kadın dostu politik performansın, bütün sağ partileri etkileme potansiyeli. Türkiye muhafazakarlarının ortodoksi din yorumlarıyla besleyerek sürdürdükleri ve hayli yükselttikleri kadın düşmanlığının, sağ politikaların belirleyeni olması önleyebilecek bir tavır olarak görüyorum. Hal böyle olunca önümüzdeki günlerde meclise getirilmeye hazırlanan çocuk istismarcılarına af teşebbüsü ve İstanbul Sözleşmesi iptal edilsin hezeyanları iktidar üzerindeki etki gücünü kaybedebilir. Elbette toplumsal tepkinin kadın düşmanlığını durdurmak yönünde güçlü baskılar oluşturmasına bağlı olarak…


Berrin Sönmez Kimdir?

Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi mezunu. Aynı üniversitede araştırma görevlisi olarak akademiye geçti. Osmanlı Devleti’nin 1. Dünya Savaşı’na giriş süreci üzerine yüksek lisans tezi yazdı. Halkevi ve kültürel dönüşüm konulu doktora tezini yarıda bırakarak akademiden ayrılıp öğretmenlik yaptı. Daha sonra tekrar akademiye dönerek okutman ve öğretim görevlisi unvanlarıyla lisans ve ön lisans programlarında inkılap tarihi ve kültür tarihi dersleri verdi. 28 Şubat sürecindeki akademik tasfiye ile üniversiteden uzaklaştırıldı. Dönemin keyfi idaresi ve idareye tam bağımlı yargısı, akademik kadroları “rektörün takdir yetkisine” bırakarak tasfiyeleri gerçekleştirdiği ve hak arama yolları yargı kararıyla tıkandığı için açıktan emekli oldu. Sırasıyla Maliye Bakanlığı, Ankara Üniversitesi, Milli Eğitim Bakanlığı ve Afyon Kocatepe Üniversitesi’nde ortalama dört-beş yıl demir atarak çalışma hayatını tamamladı. Kadın, çocuk, insan hakları, demokrasi ve barış savunucusu, feminist-aktivist Berrin Sönmez’in çeşitli dergilerde makale ve denemeleri yayınlanmıştır.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR