İktidardan tecavüzcülere bayram müjdesi

Salı, 5 Mayıs, 2020
Bu ülkenin bütün vatandaşlarını değil sadece kendi tabanını, teşkilatını, milletvekillerini ikna için dillerine doladıkları ‘onlar tecavüzcü değil evli’ aldatmacası, çocuğun cinsel istismarını nikah şartına bağlayarak suç olmaktan çıkarmaya çalıştıkları gerçeğini değiştirmiyor. Özlem Zengin’in bir televizyon programında verdiği sayılar doğruysa nikahlı 264 ve toplamda 300 kişilik liste için ülkenin bütün kız çocuklarını cinsel saldırı suçları karşısında savunmasız bırakacaklar.

Van Milletvekili ve MKYK Üyesi Osman Nuri Gülaçar’ın tweetleriyle tecavüzcü affının AKP’nin gündeminden düşmediği, alenen kabul edildi. Üstelik infaz paketi genel kurul görüşmelerinin son aşamasında sosyal medyada tepkiye yol açan madde hazırlığının da itirafı niteliğinde, vekilin mesajları. İktidarıyla, muhalefetiyle pek çok kişi kadın hareketinin, görüşmelerin son saatlerinde başlattığı sosyal medya eylemini gereksiz, aşırı, hatta kamuoyunu yanıltıcı ve haksız görüp açıkça eleştirmişti. Yanılanın kadın hareketi olmadığı bu mesajlarla anlaşılır umarım:

“1-)Erken yaşta evlilik mağdurlarından haklı olarak çok fazla mesaj alıyorum. Arkadaşlar son infaz paketinde yer alsın diye çabaladık. Ancak bazı sebeplerden ötürü yetişmedi. Bayramdan sonraki ilk genel kurul çalışmalarında en öncelikli konularımızdan olduğunu bilmenizi isterim.”

Mesajdaki o bazı sebeplerden birisi muhalefetin bu konuda uzlaşmayı kabul etmeyişi elbette. Ancak uzlaşma olmadığı halde son anda genel kurula önergeyle teklif edilmek üzere hazırlanmış kanun maddesi vardı. Ve genel kurula sunulması halinde durdurmaya, pek çok vekili oylamalara katılmayan muhalefetin gücü yetmezdi. Durduran #ÇocukİstismarınınAffıOlmaz etiketiyle gece birde TT olan sosyal medya eylemiydi. Kadınlardı. Kadınları yalnız bırakmayanlardı. Geniş katılımlı olmuştu bu eylem çünkü tehlike çok yakındı. Sosyal medyaya yansıyan madde teklifi korkunçtu. Teklif edilmeye ramak kalmış olan madde içeriği, sıradan bir affın da çok ötesine geçip çocuğun cinsel istismarını evlilik şartına bağlayarak meşrulaştıracak nitelikteydi. Kız çocukları için evlilik yaşını 13’e indirme riski taşıyordu. Dahası mevcut yasaya aykırı olarak 15 yaş altı çocuklara yönelik cinsel istismar suçuna şikayet şartı getirecek özelliklere sahipti..

Bir de bayram müjdesinden söz ediyor vekil diğer mesajında: “2-)Gönül isterdi ki bu müjde bayramdan önce verilseydi. Ancak bayramdan sonraya kaldı. Birçok arkadaşımızla birlikte bu konunun çözümü için elimizden geleni yaptığımızdan şüpheniz olmasın.” Erken evlilik adıyla masum göstermeye çalıştıkları tecavüzleri evlilik şartıyla meşru kılma gayreti, bayramdan sonra meclisin ilk gündem maddelerinden olacakmış. Müjdelenen(!) hazırlık aynı içerikle mi sunulur, değişiklikler yapılır mı belli değil henüz ama parlamentonun yine tecavüzcü affını konuşacağı anlaşılıyor. İktidar partisinden Gülaçar gibi birkaç milletvekilinin özel çabasından ibaret yeni bir girişimle karşılaştığımız sanılmasın.

Yeni teşebbüsün açıkça parti görüşü olduğu Gazete Duvar haberinden rahatlıkla anlaşılıyor. “Söz konusu düzenleme için muhalefet desteği arayan AK Parti’de bu tutum da değişecek gibi görünüyor. AK Parti kulislerinde, ‘Bu konu gündemde kaldığı sürece sürekli dayak yiyoruz. Cesaret edip yapalım, bir kez dayak yiyelim, geçsin gitsin artık’ görüşü dile getiriliyor.” Haberin verdiği kulis bilgisi iktidar partisinin içinde bulunduğu akıl tutulması halini çok güzel ifade etmiş. Tecavüzcüleri bir kez affedeceklermiş, geçip gidecekmiş!

Bu ülkenin bütün vatandaşlarını değil sadece kendi tabanını, teşkilatını, milletvekillerini ikna için dillerine doladıkları ‘onlar tecavüzcü değil evli’ aldatmacası, çocuğun cinsel istismarını nikah şartına bağlayarak suç olmaktan çıkarmaya çalıştıkları gerçeğini değiştirmiyor. Özlem Zengin’in bir televizyon programında verdiği sayılar doğruysa nikahlı 264 ve toplamda 300 kişilik liste için ülkenin bütün kız çocuklarını cinsel saldırı suçları karşısında savunmasız bırakacaklar. Nikah şartına bağlasalar da, erken evlilik deseler de çocuklara tecavüz edildiği bir gerçek. Evlilik adı altında yapılan tek şiddet de tecavüz değil. Utanmadan ‘küçüğün rızası varsa’ diyebiliyorlar. Küçük ve rıza sorgusu, başlı başına şiddettir. Ardışık ve iç içe geçmiş halde kız çocuklarına, kadına yönelik şiddet türlerinin hepsi evlilik adı altında uygulanıyor. Ve o kız çocuklarının bütün hakları gasp ediliyor. Evlilik adı altındaki tecavüzler kız çocuklarının, çocuk hakları sözleşmesinden oğlan çocuklarıyla eşit biçimde yararlanmasını engelliyor. Zaten amaçlanan da kız çocuklarının haklarını kullanmasını engellemek. Ailede eril tahakkümü sürdürmenin yolu kız çocuklarını güçsüz bırakmaktan geçiyor.

Cinsellik diyorlar. Batı diyorlar. Modernler diyorlar. “Ergen cinselliği yasak değilken evlilik neden yasak olsun, Batı’ya benzeyerek aile düzenimizi, geleneğimizi yıkmak istiyorlar” önyargılarıyla cinsiyet rollerinin pekiştirilmesi hep kız çocuklarının haklarını gasp etmekle sonuçlanıyor. Cinsellik evliliğin bir parçası evet ama evlilik cinsellikten ibaret değil. Aynı zamanda sosyal statü ve bu konumuyla bireylerin toplumla ilişkisi yönünden o kız çocuğunun omuzlarına yetişkinlerin bile taşımakta zorlandığı sorumluluklar yükleniyor. Evlilik aynı zamanda hukuki bir kurum. Hukuken reşit kabul edilmeyen çocuğa hukuki sorumluluk yüklemek akla aykırı. Ehliyet vermediğiniz, banka hesabı açma yetkisi tanımadığınız çocuğa evlilik hukukunu yüklüyorsunuz. Hal böyle olunca da evlilik diyerek topluma yutturmaya çalıştığınız şey kız çocuklarının her yönden istismarı, şiddet karşısında savunmasız bırakılması ve tüm haklarının gasp edilmesi oluyor. Cahiliye ahlakıyla müşriklerin diri diri toprağa gömerek yaşam hakkını elinden aldığı kız çocuklarını bugün sizler, çocuk omuzların taşıyamayacağı yükler altına gömerek hayattan koparıyorsunuz.

Diyanetin yarattığı ramazan gerilimi bu ve benzeri tartışmalı düzenlemeler için elverişli olacak şekilde sıklaştırdı zaten safları. Bu defa mücadele her zamankinden daha çetin olacak gibi görünüyor. Yıllardır net karşı duruştan kaçınarak, ‘ama’lı, ‘fakat’lı cümleciklerle hem nalına hem mıhına vurmayı seçen entelektüellerin, kız çocuklarımıza ve topluma karşı sorumluluğunu idrak etme zamanı. Ramazan, bayram, pandemi ruh hallerinden çıkma zamanı. Özellikle İslami entelijansiyanın konudan, tartışma ve hazırlıklardan bi’haber görünerek ‘havaya ıslık çalma’ lüksü tükendi sanırım. Herkes için evlilik kılıfına aldanmayarak kız çocuklarından, çocuk haklarından yana taraf olma zamanı geldi.

.


Berrin Sönmez kimdir?

Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi mezunu. Aynı üniversitede araştırma görevlisi olarak akademiye geçti. Osmanlı Devleti’nin 1. Dünya Savaşı’na giriş süreci üzerine yüksek lisans tezi yazdı. Halkevi ve kültürel dönüşüm konulu doktora tezini yarıda bırakarak akademiden ayrılıp öğretmenlik yaptı. Daha sonra tekrar akademiye dönerek okutman ve öğretim görevlisi unvanlarıyla lisans ve ön lisans programlarında inkılap tarihi ve kültür tarihi dersleri verdi. 28 Şubat sürecindeki akademik tasfiye ile üniversiteden uzaklaştırıldı. Dönemin keyfi idaresi ve idareye tam bağımlı yargısı, akademik kadroları “rektörün takdir yetkisine” bırakarak tasfiyeleri gerçekleştirdiği ve hak arama yolları yargı kararıyla tıkandığı için açıktan emekli oldu. Sırasıyla Maliye Bakanlığı, Ankara Üniversitesi, Milli Eğitim Bakanlığı ve Afyon Kocatepe Üniversitesi’nde ortalama dört-beş yıl demir atarak çalışma hayatını tamamladı. Kadın, çocuk, insan hakları, demokrasi ve barış savunucusu, feminist-aktivist Berrin Sönmez’in çeşitli dergilerde makale ve denemeleri yayınlanmıştır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI