Trump Neocon'larla uzlaşıyor mu?

Pazartesi, 4 Mayıs, 2020
Neocon'lar muhalif pozisyonda da kalsalar fikirlerinin iktidarda olduğu bir süreç yaşanıyor. Dolayısıyla, genel hatlarıyla dış politikada Trump çizgisiyle Neocon anlayış arasındaki farklar giderek azalmaya başladı.

Korona salgınının siyasete etkisi çok tartışıldığı ve tartışılmaya devam ettiği için, bu konuya bir süreliğine ara vermekte fayda var. Salgının etkileri yerine 2000’lerde Bush yönetimi döneminde çok gündemde olan ama zamanla etkisini kaybetmeye başlayan Neocon’ların, Trump yönetimi sırasında nasıl hem iktidar hem de muhalif kesimlere yanaşarak ayakta kalmaya çalıştıkları üzerinde duracağım. Trump yönetimiyle sorunlu bir ilişki içinde olan bu grubun içindeki bir kanadın, özellikle 2018’den itibaren Trump’la arasını düzeltmeye başladığı ve yeni bir ideolojik yenilenmeden geçerek başkan üzerinde etkili olmaya başladığı söylendi. Hatta, Amerikan medyasında bu durum “Neoconlar’ın dönüşü”, “Neocon’lar Trump’ı ele geçirdi” gibi başlıklarla yorumlandı. Konu Amerikan iç politikasıyla ilgili gibi görünse de, Neocon’ların yönetim üzerinde etkili oldukları dönemler küresel siyaset için Afganistan ve Irak savaşları başta olmak üzere ağır sonuçlar yarattı. O yüzden bu konuya dar bir çevrenin ayakta kalma çabasından çok, yaşadığımız dönemde hepimizi ilgilendiren bir siyasetin işleyiş dinamiklerini anlamak açısından yaklaşmak gerekiyor.

KISA BİR HATIRLATMA

Neoconservatives (yenimuhafazakarlar) tanımının kısaltması olarak kullanılan ‘Neocon’ kavramı, kökenleri 1930’lara kadar giden ama 1970’lerde Cumhuriyetçi partiye yakınlaşarak ideolojik ve siyasal ortaklık kuran bir entelektüel hareketi tanımlamak için kullanılıyor. Takipçilerinin çoğunun Evanjelik inanca sahip olduğu, liberal düşünceye muhalif, neoliberal ekonomiden, şirket vergilerinin düşüklüğünden yana, geçmişte silahsızlanmaya karşı, Sovyetler ve komünizmle daha sert mücadele edilmesini savunan, İsrail yanlısı olan, toplumsal muhafazakarlıktan yana (kürtaj ve aynı cinsten evliliğe karşı) etkili bir gruptan söz ediyoruz. Kurdukları dergi ve düşünce kuruluşları genelde silah şirketleri tarafından desteklenen/finanse edilen (bu yüzden “askeri-entelektüel kompleks” de deniyor bunlara) ve İsrail yanlısı olduğu için Yahudi lobilerinin de desteğini arkasına alan bu grup, sayıca büyük olmasa da, kritik pozisyonları kontrol ettiği için özellikle Cumhuriyetçi Parti iktidarları, yani Reagan, baba ve oğul Bush yönetimlerinde çok etkili olabildi. Sonuçta, içeride siyaseten muhafazakar ve güvenlikçi, iktisaden piyasacı ve şirketlerden yana, dış politikada uluslararası hukuk, norm ve kuruluşları önemsemeyen, müttefiklerini daha az dikkate alan bir siyasal çizgiyi temsil etti Neocon’lar. En çok da Irak savaşının sorumlusu olarak anıldılar. Bu, savaş odaklı siyasetin taşıyıcısı olsalar da, bütün sorumluluğu küçük bir gruba yüklemek, sonuçta Amerikan sisteminin işleyişini aklamak olur. Örneğin, o dönemde başta Hillary Clinton olmak üzere çok sayıda Demokrat Parti Kongre üyesinin savaşa destek verdiğini unutmamak gerek.

TRUMP’IN ADAYLIĞI VE NEOCON KAFA KARIŞIKLIĞI

İki dönemlik Obama yönetiminden sonra, Amerikan sisteminin genel işleyişi, Cumhuriyetçi bir adayın kazanması yönündeydi. Hem Afganistan’da bir türlü tam kontrolün sağlanamaması, hem Irak işgali sırasında söylenen yalanların açığa çıkması ve Iraklıların, Amerikan askerlerini kurtarıcı olarak göreceği gibi tuhaf beklentilerin gerçekleşmemesi 2000’lerin ortalarından itibaren Neocon’ların gözden düşmesine neden oldu ve örneğin Wolfowitz gibi isimler yönetimden ayrılmak zorunda kaldı (Dünya Bankası başkanı yapıldı). Liberal bir çizgide olmasına rağmen, 1990’ların sonunda Neocon’lara destek veren Francis Fukuyama da 2006’dan sonra bu gruptan koptuğunu ilan etti.

Obama döneminde geri çekilmek zorunda kalan Neocon’lar, Trump’ın Cumhuriyetçi Parti’den aday olmasına itiraz ederek, Marco Rubio’yu desteklediler. Hatta, önde gelen Neocon isimler “NeverTrump” adında bir kampanya başlattılar, 122 imzalı bir bildiri yayınlayarak onun adaylığının yaratacağı tehlikelere işaret ettiler. Trump seçilince de ortada kaldılar. Manidar olan ise, Irak’ın işgalini meşrulaştırmak için onlarca yalan üreten çevrelerin Trump’ı moral açıdan eleştirmekte bir sakınca görmemeleriydi.

DEMOKRATLARA MI YANAŞMALI?

Bir iki yıllık bocalamadan sonra Neocon’ların bir kanadı Demokrat Parti uzantılarına yanaşmaya başlarken, bir başka kanadı da Trump yönetimine sızmaya çalıştı. 2018 yazında Neocon’ların kalelerinden biri olarak görülen American Enterprise Institutei (AEI) Clintonların desteklediği ve doğal olarak Demokrat Parti’ye yakın Center for American Progress (CAP) kuruluşu ile ortak çalışmalar yaparak Trump yönetimine eleştirel yaklaşan raporlar yayınladı. Hatta, CAP finansal olarak AEI’ye destek oldu. Neocon’ların önde gelen isimleri, mesela aileden Neocon ve hâlâ Irak işgalinin haklılığını savunan Bill Kristol, Bush dönemindeki “Şeytan ekseni” kavramının mucidi olan David Frum, Max Boot New York Times ve Washington Post gibi liberal sayılan gazetelerde köşe sahibi olurken, Robert Kagan Brookings’de konumlanıyor, çok sayıda isim yine liberal televizyon kanallarında boy göstermeye başlıyordu.

TRUMP’I DA BOŞ BIRAKMAMALI

Öte yandan Neocon’ların bir kanadı Trump yönetimini boş bırakmadı. Kendisini Neocon olarak tanımlamasa da, oğul Bush yönetiminde o çevrenin merkezinde yer alan, o dönemde ABD’nin BM temsilciliğini yürüten John Bolton, başkanın ulusal güvenlik danışmanı olarak atandı. Dış politikada saldırgan görüşleriyle bilinen ve İran’a askeri müdahaleyi savunan Bolton’u dizginlemek ise Trump’a düştü ve sonuçta iki yıla yakın görev yaptıktan sonra Bolton görevden ayrıldı. Ama yerine kendi yetiştirmesi olan Robert O’Brien geldi. Şunu hemen belirtmek gerekir ki, Trump’ın ilk baştaki dış politika ve güvenlik ekibi genelde İran ile Obama yönetiminin yaptığı nükleer anlaşmanın devamını savunurlarken, Trump bu anlaşmayı sona erdirmek istemiş ve buna itiraz eden dışışleri bakanı ve ulusal güvenlik danışmanları ile yollarını ayırmıştı. Dolayısıyla Trump o zamanki statüko (Obama politikası olan İran ile anlaşma) ile askeri güç kullanma (Bolton ısrarı) arasında üçüncü yol olarak anlaşmadan çekilme ve yaptırım politikasına geçti. Yine, Trump Neocon’lara atfedilen “rejim değiştirme” politikasını açık bir şekilde Venezüela’da sürdürdü ve Neocon ekipten olan, geçmişte Reagan ve Bush yönetimlerinde çalışmış Elliott Abrams’ı Venezüela özel temsilcisi yaptı. Bunun gibi daha düşük profilli birçok pozisyona da Neocon’lar dahil edilmeye başlandı. Bu gelişmeler Trump’ın, Neoconlar tarafından kuşatılması olarak tanımlandı.

TRUMP-NEOCON İTTİFAKINA DOĞRU

Trump Neocon değil, hatta Cumhuriyetçi Parti’yle geçmişte organik bir bağı bile yok aslında. Bir tür “outsider”, yani dışarıdan bir figür olarak tanımlanıyor. Ama seçimler yaklaşırken, Amerikan sistemi çok sayıda araçla –skandallar, azil süreci, Rusya ile ilişkileri vs.- onu sıkıştırırken, Neocon’ların en azından bir kanadının desteğinden vazgeçmesine de gerek yoktu. Sonuçta Cumhuriyetçi Parti’den bir başkan olarak Neocon’lar ile uzlaşacağı çok sayıda iç ve dış politika konusu var. Başta piyasa ekonomisi, silahlanma ve silah satışı, ABD’nin uluslararası örgütlerle bağlarını azaltması ve koparması, müttefiklerini önemsememesi ve tabii İsrail’e yakın politikalar. Hiçbir başkanın cesaret edemediği ABD büyükelçiliğinin Kudüs’e taşınması, İsrail’in Golan Tepeleri’ni ilhak kararını tanıma, Filistin yönetimine yapılan mali yardımın kesilmesi gibi uygulamalar zaten Neocon’ların arayıp da bulamayacakları politikalardı. Buna bir de göçmen karşıtlığı, İslamofobi, Körfez’de gerilim politikası ve Arap yönetimlere silah satışı, Çin’e karşı sertleşme, Orta Menzilli Füze Anlaşması, İklim Sözleşmesi, BM İnsan Hakları Konseyi, UNESCO’dan çekilme gibi politikalar eklendiğinde Neocon’ların sayı olarak yönetimi ele geçirmelerine gerek kalmıyor. Bir tür Neocon’lar muhalif pozisyonda da kalsalar fikirlerinin iktidarda olduğu bir süreç yaşanıyor. Dolayısıyla, genel hatlarıyla dış politikada Trump çizgisiyle Neocon anlayış arasındaki farklar giderek azalmaya başladı. Neocon’lar yeniden canlanmaya başlayıp, bu yeni ortama ve yeni siyasete uyum sağlarken, Trump yönetimi de giderek Neocon’ların savunduğu çizgiye gelmeye başladı.

Geçmişte, şimdi ayrıntısına girmenin imkanı olmadığı, ABD dış politikasındaki bazı kritik dönüşümlerde Neocon’lar kritik rol oynadılar ve bunun etkileri hâlâ devam ediyor. Neocon’ların etkili olduğu ABD yönetimleri hem Amerikan halkının geneli hem de dünyanın geri kalanı için tehlikeli oldu. Trump ve Neocon uzlaşısı yalnızca ABD için değil, dünyanın geri kalanı için de içinden geçtiğimiz bu kötü gidişatın işaretlerinden biri olsa gerek.


İlhan Uzgel kimdir?

1988’den itibaren Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler bölümünde çalıştı. Bölüm başkanı iken Şubat 2017’de ihraç edildi. Ankara ve Cambridge Üniversitelerinde yüksek lisans yaptı, Ankara Üniversitesinden doktora derecesini aldı. LSE, Georgetown gibi üniversitelerde doktora ve doktora sonrası araştırmalar yaptı, Oklahoma City Üniversitesinde dersler verdi. British Council, Jean Monnet ve Fulbright gibi burslardan faydalandı. Daha çok ABD dış politikası, Türk dış politikası, Balkanlar gibi konularla ilgilendi. Ulusal Çıkar (2004, İmge), Türkiye’nin Komşuları (derleme, 2002, İmge) ve AKP Kitabı (derleme, 2009 Phoenix) gibi çalışmaları vardır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI