Rıza Oylum
Rıza Oylum

Alef’te zikredenler

Cumartesi, 2 Mayıs, 2020
Alef’in bazı sahneleri oldukça çarpıcı çekilmiş. Mezarlık sahnesi bunlardan biri. Güçlü bir görselliğe yaslanan bu sahne, mevsim uyuşmazlığına rağmen izleyiciye başarılı bir atmosfer sunuyor. Sahnedeki mezarlık ve ölüm miti de dizinin temel çatışmasına uygundu. Daha başarılı bir diğer sahne ise tekke yakma ve zikir sahnesi. Sinemamızda çok az örneği olan zikir sahneleri arasında tartışmasız en iyisi olan bu sahne, unutulmaz bir atmosfer yaratımıyla akıllara kazındı.

Beşinci bölümü 1 Mayıs Cuma itibariyle Blu TV’de yayımlanan Alef dizisi, evlerimize kapandığımız bu dönemde kuşkusuz ilgi çeken bir dizi oldu. İnternette özel platformlarda yayımlanan ve televizyon dizilerinden oldukça üstün projeler olarak farklarını ortaya koyan bu diziler, kendi izleyici kitlelerini yaratıyor. Şahsiyet, Masum ve Bozkır internet platformlarında yayımlanan polisiye dizileriydi. Alef, bu dizi konseptinin son halkası oldu.

Dizinin tanıtımı şu şekilde: “BluTV ve FX ortaklığında hayata geçirilen, başrollerini Kenan İmirzalıoğlu, Ahmet Mümtaz Taylan ve Melisa Sözen’in paylaştığı ve yönetmen koltuğunda ödüllü yönetmen Emin Alper’in oturduğu Alef, İstanbul Boğazı’nda bir cesedin bulunmasının ardından ortaya çıkan çeşitli cinayetlerin sırrını çözmeye çalışan iki dedektifin hikayesini konu alıyor.”

EMİN ALPER FARKI

Alef dizisi hem prodüksiyon kudreti hem de Emin Alper gibi -üç sinema filmiyle de oldukça başarılı bir profil çizen- ulusal sinemamızın en özgün yeni yönetmenlerinden biri tarafından çekilmesinden ötürü beklentiyi çok yükselten bir yapım oldu. Emin Alper’in ilk defa bir dizi projesinde, üstelik kendisinin yazmadığı bir senaryoyla var olmasının nasıl bir ürün ortaya çıkaracağı merakla bekleniyordu. Dizinin yönetmenlik özelikleri, çekim teknikleri, ışık kullanımı, mekan tercihleri gibi mizansen unsurlarında şu ana kadar göze batan, aksayan bir yön görünmüyor. Başarılı bir çekim atmosferi kurulmuş.Ancak Alef’in aksayan kısımları senaryonun ayrıntılarında…

Alef’in bazı sahneleri oldukça çarpıcı çekilmiş. Mezarlık sahnesi bunlardan biri. Güçlü bir görselliğe yaslanan bu sahne, mevsim uyuşmazlığına rağmen izleyiciye başarılı bir atmosfer sunuyor. Sahnedeki mezarlık ve ölüm miti de dizinin temel çatışmasına uygundu. Daha başarılı bir diğer sahne ise tekke yakma ve zikir sahnesi. Sinemamızda çok az örneği olan zikir sahneleri arasında tartışmasız en iyisi olan bu sahne, unutulmaz bir atmosfer yaratımıyla akıllara kazındı. Genel olarak da başta da söylediğim gibi yönetmenlik namına başarılı bir dizi Alef.

KALENDERİLER KİMDİ?

Çekimlerin başarısının yanında dizinin senaryosu ise tekliyor. Genel hikâye oldukça özgün ve övgüyü hak ediyor. Daha önce kimsenin yanaşmadığı bir konu olan mistik, hakim inanç gruplarının dışında kalan heterodoks akımlar üzerinden bir polisiye senaryosu çıkarmak oldukça iyi bir fikir. Ancak sadece bir fikir. Bu fikri ayrıntılarla zenginleştirmek, karakterleri yaratırken daha fazla özgünlük ortaya koymak gerekiyor. Ana hikâyeden başlarsak, bulunan cesetlerin katilinin verdiği mesajlarla Osmanlı döneminde zulüm görmüş tarikat yapılarına uzanmak, sinemamız namına oldukça önemli.

“Yasâğ-ı Bed” olarak anılan 1666-1684 arasında süren semânın yani müzikli zikrin yasaklanmasından günümüze bir bağlantı oluşturulması dizinin başarısı. Ancak burada bu dönem, olayları kısmen kolay atlatan Mevlevi tarikatı üstünden verilmiş. Başka bir yapı olan Bayrami Melamileri bu yüzyılda ve devamında sistemli bir baskı görmüşlerdi. Hikaye onlar üstünden kurulsa daha yerinde olurdu. Mevleviler kısa sürede makbul bir tarikata dönüşmüştü. Dizinin,Mevleviler ile Kalenderiler arasında bir anlamda organik bağ kurması da senaryonun tarihsel gerçekliği hususunda eksik bir nokta oluşturmuş. Gezgin heterodoks, aykırı dervişler olan Kalenderiler, Mevlevi tarikatı içinde değil Bektaşi tarikatı içinde kendilerine yer buluyorlardı. Bu ayrıntılar bugün önemli mi derseniz aykırı olmayan bir tarikat yapısından aykırı bir uç aramak zorlama oluyor diye düşünüyorum.

Gerçekle kurgunun birleşimi bazen kurgunun gerçeği dönüştürmesine neden oluyor. Hazır yeri gelmişken Alef’te bahsi geçen Kalenderiler ve heterodoks inanç gruplarını merak edenler için Ahmet Yaşar Ocak’ın “Kalenderiler”, “Zındıklar ve Mülhitler” kitaplarını,Ahmet Karamustafa’nın “Tanrının Kural Tanımaz Kulları” isimli kitabını ve Ömür Ceylan’ın “Böyle Buyurdu Sufi” kitabını meraklısına tavsiye ederim.

KARAKTERLER DERİNLİKLİ DEĞİL

Diziye karakterler bağlamında bakacak olursak, Londra’dan gelen Kemal (Kenan İmirzalıoğlu) ile geleneksel yönü kuvvetli tecrübeli ortağı Settar (Ahmet Mümtaz Taylan) dizide karakter derinliği unsurlarıyla yer alamıyorlar. Komiser Kemal 13 yaşından beri Londra’da yaşayan bir Türkün özelliklerinden yoksun. Ne dilinde aksan var ne de cinayetleri çözmek için Osmanlı geleneksel yapısından bahseden metinleri okurken zorlandığını görüyoruz. İzmir’den İstanbul’a atanmış gibi duruyor. Karakterleri insanileştiremiyoruz. Sadece viski içmesi yeterli bir imaj olmuyor. Komiser Settar (Ahmet Mümtaz Taylan) da aynı şekilde benzerine çokça rastladığımız polislerden biri. Memoli karakteriyle hatırlanan Yılan Hikayesi’ndeki dürümcü minibüsünde karın doyurmak, Behzat Ç’le özdeşleşen meyhane muhabbetleri ve yine Behzat Ç’den hatırladığımız ölen kızın karakterin sürekli gözünün önüne gelmesi ne yazık ki Alef’de de bizi terk etmedi.

Sürekli olayların üstüne kapatmaya çalışan Emniyet amiri de Behzat Ç’den yadigar. Küfürsüz konuşamayan Orta Anadolu şiveli amir dizinin en sempatik karakteri yine de. Komiserlerin ofiste çalışan yardımcılarına ise hiç senaryo yazmamışlar. Varla yok arasındalar. Sadece sorulunca konuşuyorlar. Özellikleri belirgin değil. Profesör olarak uygun görülen Yaşar (Melise Sözen) ise bu rol için fazla genç ve ders anlatma sahnesinde ezberlediği replikleri hızlıca okuyan haliyle sürekli ders anlatan hoca izlenimi veremiyor. Tüm bunlara rağmen ülkenin politik durumuna yönelik inceliklerin dizide es geçilmemesi ise dizinin artılarından.

İNTERNET DİZİLERİ BEKLENTİYİ YÜKSELTTİ

İnternet platformları dünyanın her yerinde olduğu gibi Türkiye’de de izleyicilerin beklentilerini yükseltti. Alef gibi diziler yerli rakiplerinin çok ilerisinde olsa da uluslararası normlarda dizi izleyen paralı platformların izleyicileri için biraz yavaş ve aksiyonsuz bulunabilir. Bu dizilerin Amerikan versiyonları ana akışın dışına yan hikâyelerle de olay örgüsünü besliyor. Ana olaydan bağımsız olarak gelişen bu kısa bazen tek bölümlük hikâyeler aksiyonu diri tutuyor. İzleyicinin böyle beklentileri oluştu artık.

Yerli, coğrafyanın kültürel zenginliğinden hareket eden bir polisiye görmek isteyenler bu dönemde daha iyi bir yerli örneği olmayan Alef’i izleyebilirler. Sürekli yabancı dizilerle beslenenler yerli üretimlere zihnen imkan vermeli diye düşünüyorum. Zamanla belki İskandinav polisiyeleri gibi bizim de uluslararası arenada kendimize has özelliklerimizle var olacağımız dizilerimiz olur. Bu diziler bu çabanın ilk ürünleri olarak ilgiyi hak ediyorlar.


Rıza Oylum kimdir?

1984 İstanbul doğumlu. İstanbul Kültür Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünde lisans, Trakya Üniversitesi’nde aynı alanda yüksek lisans eğitimi aldı. Varlık, Virgül, Agora, RadikalGenç, Birgün, Cumhuriyet Kitap, Film Arası, Kitapçı, Sendika.org, ve Edebiyathaber.net gibi farklı mecralarda sinema ve edebiyat merkezli metinler yayımladı. Uzakdoğu Sineması, Rus Sineması, Alman Sineması, Ortadoğu Sineması, Dünya Yönetmenlerinden Sinema Dersleri, Doksanlar, Dünya Yazarlarından Yazarlık Dersleri ve İran Sineması kitaplarını yazdı. Ulusal ve uluslararası festivallerde jüri, küratör ve yayın editörü görevlerinde bulundu. Türkiye’de ve yurtdışında ülke sinemaları üstüne konferanslar verip workshoplar yaptı. Halihâzırda bir vakıf üniversitesinde sinema tarihi dersleri veriyor. Seyyah Kitap’ın genel yayın yönetmenliğini sürdürüyor.

YAZARIN DİĞER YAZILARI