Toz dumanda Şam’ın halleri

Perşembe, 30 Nisan, 2020
Moskova’daki havaya dönersek; elbette kimsenin kimseye ivedilikle bilet kestiği söylenemez. “Bilet kesmek” ya da “bileti kesilmek” Suriye-Rusya ilişkilerinin kimyasına da ters. Fakat konuya vakıf kişiler ‘biraz ciddi’ ya da ‘daha az ciddi’ sıkıntıların olduğunu söylüyor. “Sorun var” tespitinden sondaki kısım “ama” ile devam ediyor: “Putin’in Esad’dan, Esad’ın Putin’den vazgeçme lüksü yok.”

Geçen haftaki “Putin, Esad’ı gözden çıkarıyor mu?” başlıklı yazım biraz toz kaldırdı. Orta Doğu tozdan geçilmez ya yine de steril mekânlarında ahkam eyleyenler için zerrecikler nefes darlığı yapıyor. Bu bölgenin gündüzü gecesine, gecesi gündüzüne kefil değildir ki biz bir şeye kefil olalım. Küçük laf edelim de yarına yüzümüz kalsın!

Batı medyasında Suriye söz konusu olunca sağıyla, soluyla, liberaliyle tüm demokrat medya “atış serbest” ayarına geçiyor. Mesela bu puslu havada Fransız Liberation gazetesi ‘first lady’ Esma Esad’ın odasına 27 milyon euroluk bir David Hockney tablosunu asıvermiş! Beşşar’ın aşk dolu Londra günlerini hatırlayacağı tutmuş! Akdeniz’in altı için hiçbir gazetecilik etiği çalışmıyor. Atış serbest! Kaynak da normalde hiçe saydıkları Rus Gosnovosti gazetesi.

Batı medyasından doğuya dair bir şey duymaya tahammülümüz kalmadı. Fakat Suriye’ye kalkan olmuş Rusya’da Kremlin’in gölgesindeki yayın organları ya da düşünce kuruluşlarının sitelerinde Beşşar Esad ve çevresini hedefe koyan yazılar patlak verince herkesin kaşları kalkıyor: Ne oluyor, nedir hesap?

Geleneksel olarak devletten devlete çalışan Rusya’nın Suriye’deki açmazlarını ve olası çıkış senaryolarını yazmıştım, tekrar edip köşeyi uzatmayayım.

Savaşın ağır yükü, ambargolar, Amerikan yaptırımları ve savaş ağalarının talanları ekonomi diye bir şey bırakmadı. Buna yolsuzluk çarkındaki istikrar ve yönetim zaafiyetleri eklenince, Rusya’nın tahammülünün kalmadığını anlıyoruz. Ordu ve milis güçlerine çekidüzen vermek, anayasa yazım sürecini ciddiye almak, yolsuzlukları önlemek ve yatırımları kolaylaştırmak gibi beklentiler var Moskova cenahında. Bunlar savaşın üç cephesindeki kördüğümleri çözmek, uluslararası tecridi yarmak ve yeniden inşanın önünü açmak için. Bu talepler Valday Kulübü, Rusya Uluslararası İlişkiler Konseyi, Federal Haber Ajansı gibi yerlerde olabildiğince keskin ifadelerle tartışılınca dikkat kesilmemek mümkün değil. Mesela devletin fonladığı Moskova’daki Avrupa-Ortadoğu Merkezi’nin başkanı ve eski diplomat Aleksander Şumilin çıkmış “Kremlin’in Suriye baş belasından kurtulması lazım. Sorun bir kişiyle ilgili; Esad ve çevresi” diyor. Pravda.ru ise “Esad klanı: Suriye devlet başkanının ailesi nasıl yolsuzluğa battı” başlığıyla Esad’ın kuzeni Rami Mahluf’un ülke ekonomisinin yüzde 60’ını, asker olan kardeşi Mahir Esad’ın yüzde 15’ini kontrol ettiğini öne sürecek kadar ‘savruk’ bir yazı basıyor. Devrime ayarlı Batı-Körfez-Türk medyasının 2011 hali! Gerçi Federal Haber Ajansı Esad yönetimini eleştiren yazıyla suları köpürttükten sonra geri adım atıp “Suriye’nin düşmanları Esad’ı itibarsızlaştırmak için kampanya başlattı” demekle kalmayıp bunun arkasında MİT’in olduğunu öne sürdü! Kim bilir ne hesap döndü. Bütün bu kakofoni karşısında Kremlin sözcüsü Dimitri Peskov, Putin’in Esad’dan dolayı mutsuz olduğu iddiasını reddetme gereği duydu.

***

Bu tartışmaların tam ortasında Suriye’de meselenin bam teline dokunan başka bir süreç yaşanıyor. Annesi tarafından Mahluf ailesini ve eşi tarafından Ahras ailesini devlet imkânlarıyla beslemekle eleştirilen Esad, Putin’in yıllar önce oligarkları toplayıp “Devletten çaldıklarınızı getirin bakayım” dediğine yakın bir hareketle önce gelen şirketleri kıskaca aldı. Şirketler vergi, kaçakçılık, usulsüzlük denetiminden geçiriliyor. Koca koca holdinglerin mülklerine ihtiyadi tedbir konuldu. Bu meseleyi en çok sayfalarına taşıyan da ‘direniş medyası’nın amiral gemisi Al Ahbar oldu. Mallarına tedbir konulanların başında, 2011’de göstericiler tarafından ‘nefret figürü’ olarak hedef gösterilen Rami Mahluf’un holdingi de var. Rami Mahluf, Esad’ın dayısı Muhammed Mahluf’un oğlu. Bunun arkasında 11 milyon cep telefonu abonesi olan Syriatel’e çökmek isteyen Esma Esad’ın olduğu yönündeki ‘desteksiz’ iddialar muhalif basında köpürtülüyor. Halbuki soruşturma neredeyse bütün büyük şirketleri kapsıyor. Esma Esad’ın aile çevresinden Tarif Ahras, eşi ve üç çocuğuna ait şirketler de dahil.

Belli ki Esad bu operasyonla iki şey yapmaya çalışıyor: Birincisi yolsuzlukla mücadele ettiğini göstermek. İkincisi çok zor durumdaki kamu maliyesine kaynak sağlamak.

Al Ahbar’daki haber ve yorumlara bakılırsa izlenen yol el koyma ya da çökertme değil geçici tedbirle şirketleri ödeme yapmaya zorlamak. Uzlaşan şirketler üzerindeki tedbir kalkıyor. Ahraslar da 2012’den bu yana vergi ihlallerinin faturasını ödeyerek tedbiri kaldırttı. Eğer bu hamle az da olsa başarı getirirse Esad kendini savunabilecek. Bu operasyona alenen direnen, kuzen Mahluf oldu. Asıl kavga hükümetin liradaki aşırı değer kaybını dikkate alarak Syriatel ile yıllar önce yapılmış sözleşmeyi gözden geçirme ısrarından kaynaklanıyor. Rusya’da da yatırımları olan Mahluf, 6 Şubat 2020’de Al Ahbar’a yazdığı mektupta direniş medyasına sitem ederek vergi kaçırma ve kaçakçılık suçlamalarını reddetti. Ambargo yüzünden Lübnan’da çakılıp kalan malzemeleri devletin talebiyle Suriye’ye sokmanın kaçakçılık olarak görülemeyeceğini, savaş çıktığından beri şirket gelirlerinin yüzde 75’ini yardım kuruluşlarına aktardığını, 10 bin kişiye istihdam sağlayan Syriatel’in büyük yatırımlar yaptığını savundu. Tam da bu anlaşmazlık sürerken Mahluf’un şirketi Milkman’ın başı Mısır’da belaya girdi. Port Said’de limana yanaşan gemide Milkman’in ürünlerine saklanmış 4 ton uyuşturucu bulundu. Gemi Libya yolcusuydu. Mahluf, hangi şebeke Milkman kargosunu suistimal edip suç işlediyse bulunması için Suriye yönetimine çağrıda bulundu. Bu olayı da Mahluf’a tuzak olarak görenler oldu. Bu mesele illa bir kavga olarak yorumlanacaksa Esad bundan imaj tazelemiş olarak çıkabilir. Çünkü Mahluf’un seveni yok. Bu operasyonların “Esad gidici” haberleriyle ilgisi var mı, bilmiyoruz. Ama Esad giderse bu şirketler arkadan gelenlere paspas olur.

***

Moskova’daki havaya dönersek; elbette kimsenin kimseye ivedilikle bilet kestiği söylenemez. “Bilet kesmek” ya da “bileti kesilmek” Suriye-Rusya ilişkilerinin kimyasına da ters. Fakat konuya vakıf kişiler ‘biraz ciddi’ ya da ‘daha az ciddi’ sıkıntıların olduğunu söylüyor. “Sorun var” tespitinden sonraki kısım “ama” ile devam ediyor: “Putin’in Esad’dan, Esad’ın Putin’den vazgeçme lüksü yok.”

Olası sonuca dair öngörü de aşağı yukarı şöyle: “Esad sistemin kolonlarını bir arada tutan bir unsur. Savaş sırasında da hem askeri ve sivil bürokrasi hem de tabanda yerini sağlamlaştırdı. İsmi ortalıkta dolaşan hiçbir halef Esad’dan sonrası için istikrarın garantisi değil. Herkes bunun farkında.”

Rus medyasında bu ölçekte olmamakla birlikte daha önce de Esad ve Başbakan İmad Hamis’i eleştiren yazılar çıkmıştı. Şam’dan bir kaynağın ifadesiyle “Rus medyasında bu tür yorumlar çıkınca anlıyoruz ki Putin bir şeylerden rahatsız. Bu şekilde baskı oluşturuyor.” Bir yandan da “Putin’in müttefiki ile medya üzerinden konuşmaya ihtiyacı var mı? Esad’a bir bakanını göndermesi yetmiyor mu?” diye insanın sorası geliyor.

Çok çetrefilli ve çok taraflı bir krizin yönetiminde ortaklar arasında her şey uyumlu ve koordineli gidemez. Aksini söylemek kaba bir propagandadan öteye geçemez.

Esad da kendine manevra alanı bırakmak ve Türkiye’nin Rusların açtığı yoldan sahaya intikali ya da Kürtlere kültürel özerklik öngören anayasa taslağı gibi sistem içinde hazmı zor seçeneklere karşı ‘direnmek’ için Rusya’yı İran’la dengeliyor. İran’ın siyaset ve nüfuz etme tarzı da Rusya’dan farklı ve Şam’da endişe nedeni. Bu yüzden İran’ı da Rusya ile frenliyor.

Kabaca, kararlar Tahran ve Moskova’da alınıp Şam’da uygulanıyor değil. İşbirliği, müzakere ve münakaşa iç içe. Bu minvaldeki bir işleyişte Rusya’nın Amerikanvari dayatmalarda bulunması beklenmiyor. Fakat Putin’in savaşın tam orta yerinde azıcık geri durması bile kat be kat dayatmaya bedel. Rus kayıtsızlığının sahaya nasıl yansıdığını birkaç örnekten biliyoruz. Ayrıca Rusya’nın ortaklık ilişkilerini şahıslarla tanımlamadığını tekrar not ediyoruz.


Fehim Taştekin kimdir?

İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden mezun oldu. Gazeteciliğe 1994’te muhabir olarak başladı. Yeni Şafak, Son Çağrı, Yeni Ufuk, Tercüman, Radikal ve Hürriyet gazetelerinde çalıştı. Bir dönem Ajans Kafkas’ın kurucu editörü olarak Kafkasya üzerine çalışmalar yürüttü. Kapatılıncaya dek İMC TV’de dış politika programları yaptı. Gazete Duvar ve Al Monitor’da köşe yazılarına devam ediyor. “Suriye: Yıkıl Git, Diren Kal”, “Rojava: Kürtlerin Zamanı” ve “Karanlık Çöktüğünde” adlı kitaplara imza attı.

YAZARIN DİĞER YAZILARI