Pınar Öğünç
Pınar Öğünç

'Virüs önce berber muhabbetiydi bizde'

Salı, 28 Nisan, 2020
Düşünüyorum, bu kadar yakın temas gerektiren bir iş yapıyorum, bundan sonra bizim işimizde de değişimler olacaktır. Her tür hastalığı taşıma riskim yüksek. Hem kendim dikkat etmeliyim, hem de dikkat ettiğimi müşterilere hissettirmem, göstermem lazım. Belki daha çok tek kullanımlık malzemelere döneceğiz, bilemiyorum şu an.

Otuz yaşında ama on sekiz yıldır bu işi yapan tecrübeli bir erkek berberi, salgınla ansızın değişen hayatını, zar zor dengelerle nasıl sürdürebildiğini anlatıyor. Bir yandan karantinada saçlarıyla başa çıkamayan müşterilerine saç kesme videoları yolluyor, gelen fotoğraflara yorum yapıyor. Müşteriyle temasın böyle elzem olduğu bu mesleğin geleceği de farklı olacak belki; buna da kafa yoruyor. Yoldaki çocukları, onun çocukken yapabildiklerini hiç bilmeyecek, bunu düşünüyor.

Çizim: Murat Başol

Sekiz yaşında istedim berber olmayı, on iki yaşından sonra da hem yazları, hem okuldan sonra çalıştım hep. Bursa’da yaşıyorduk çocukken. Kalfalık yapan bir komşumuz vardı, hafta sonları mahalledeki çocukları tıraş ederdi. Onu izlerken çok hoşuma gidiyordu, tam nedenini bilemiyorum. Ortaokuldan sonra liseye devam etmedim zaten. Hâlâ da çok severim yaptığım işi, geçici bir heyecan değildi benim için. Otuz yaşında on sekiz yıllık tecrübeliyim yani berberlikte. Üç yıldır da kendi dükkânım var.

Zaten konuşuluyordu, virüs önce berber muhabbetiydi bizde, sonra ciddiye bindi. İnsanlar dükkânda işte Amerika’nın Çin üzerindeki oyunu, yok ticaret savaşı gibi şeyler konuşuyordu. Kimi hiç inanmıyordu. Bizde de başlayıp uçuşlar falan durdurulunca, müşterilerde tedirginlik oluşmaya başladı. Hemen dezenfektan, eldiven siparişi verdik. O dönem maske aslında koruyor, korumuyor, bir tartışma olduğu için maske kullanmadım açıkçası. Temizliğe dikkat ediyorduk, daha da arttırdık, malzemeleri daha sık dezenfekte ediyorduk. Kararla birlikte 22 Mart’ta da kapandık zaten.

Dükkânda benim dışımda bir stajyer çırak var, küçük bir işletmeyiz. O zaten devlet destekli staj yapıyordu, bahşişinden oldu ama 15 yaşında, en azından geçim derdi yok. Ben tabii mağdur oldum kapanınca. Bir kere kira var. Bir süre sonra dükkân sahibiyle konuşmaya karar verdim, böyle böyle ben para kazanamıyorum diye anlattım. “Ama çok kazandığında ben senden fazla para istemiyorum. Kazanmadığında bunu zahmetini benim çekmem gerekmez” dedi. İşlek bir yerde, günde yüz kişi giren bir işletme değilim ki… Neyse ısrarım sonucunda kirayı yarıya indirmeyi kabul etti bu ay. O arada sigorta primleriyle vergi borçları ertelendi. Berberler Odası’ndan bir destekle ilgili mesaj geldi ama şartlarını tam bilmiyorum, bakacağım. Ben evliyim, eşim hamile. Vergi borcum için kredi çekmiştim, şu an biraz onunla geçiniyoruz. Dükkânın giderleri, var olan kredi kartı borçları oradan gidiyor. Eşim halkla ilişkiler sektöründe çalışıyor, neyse ki o evin kirasını ödeyebiliyor. İdare etmeye çalışıyoruz. Zaten böyle bir zamanda sadece yemeni içmeni, bir de borçlarını ödemeyi düşünebiliyorsun.

Tabii, hep kadınların kuaför ilişkisi konuşulur ama kesinlikle erkekler daha çok gidiyor berbere. Şimdi de büyük sıkıntı oldu onlar açısından. Beni evine, ofisine çağıran oluyor açıkçası, ama hem yasak, hem de risk, kabul etmiyorum. Zaten onlar da bir korkarak soruyor, biraz garip bir durum. Beni arayanlara eğitici saç kesim videoları yolluyorum daha çok. Dün biri aradı, eşi kesmiş. Çoğu müşterim bir numara, üç numara yapıyor kolay olsun diye. Aslında en çok sorun yaşayanlar sakallılar, çünkü sakalı kesmek daha zordur. Hem çok büyük bir imaj değişikliği yaratır, hem de onu düzeltmesi kolay değildir. Bana kendi kesip fotoğraf atanlar oluyor, bazıları bayağı kötü açıkçası. Peaky Blinders’daki modelleri bilir misin, biraz marjinaldir, biri öyle yapmak istemiş falan…

Yakınımda hastane vardı, doktorlar da gelip giderdi. Ama sanırım doğrudan virüsle ilgili bölümlerde değillerdi. Bir polis müşterim vardı, onunla konuştuk, ekip otosunda biri pozitif çıkmış, o da evinde karantinadaydı. Düşünüyorum, bu kadar yakın temas gerektiren bir iş yapıyorum, bundan sonra bizim işimizde de değişimler olacaktır. Her tür hastalığı taşıma riskim yüksek. Hem kendim dikkat etmeliyim, hem de dikkat ettiğimi müşterilere hissettirmem, göstermem lazım. Belki daha çok tek kullanımlık malzemelere döneceğiz, bilemiyorum şu an.

Uzun yıllardır yaptığım için ben bile bir sürü değişikliğe tanık oldum bu işte. Mesela çıraklığımda global markaların dükkânlara girişini hatırlıyorum. Jöleden wax’a geçiş, isimleriyle öne çıkan yeni berberlerin türeyişi, sir ağdalar, masajlar, başta çok garip gelen randevu sistemi… Eskiden berberde beklemek insanları rahatsız etmezdi, müşteriler de kendi içlerinde muhabbet ederdi. Belki bu virüsten sonra insanlar tedirgin olacak, berberde muhabbet hiç olmayacak, belki genel olarak herkes daha az tokalaşacak. Korona olmaz, seneye başka bir virüs olur. Ben hastalıklar konusunda biraz karamsarım açıkçası. Nüfus arttı, sanayileşme, tüketim, doğaya zarar, hepsi arttı. Kaderimizin artık böyle bir hayat yaşamak olduğunu düşünüyorum. Ve evet bizim çocuğumuz öncesini hiç bilmeyecek. Onun için normal bu olacak, asıl bizim, büyüklerin buna alışması zor… Ben çocukken arkadaşımla aynı şişeden kola içtiğimi, onu bırakın aynı elmayı ısırarak yediğimizi bilirim. Şu an böyle bir şey yapan çocuğa zehir içiyormuş gibi bakılır herhalde.

 

 

Konuştuğumuz gün 107.773 vaka, 2706 ölüm açıklanmıştı.

 

*Gezegeni saran bir virüsün birkaç ay içinde yarattığı bu öngörülemez olağanüstü halin, kapitalizmin hâlihazırdaki eşitsizliklerini görünür kıldığından, derinleştirdiğinden ve bundan sonra hiçbir şeyin aynı kalamayacağından konuşuyor çok insan. Kalamayacak mı gerçekten? Neden kalmasın ki? Varlığını, her veçhesiyle sömürgeciliğe, cinsiyetçi iş bölümüne ve tam da derin bir eşitsizliğe borçlu bu düzen kötücül bir virüs gibi ruhlarımızı ve bedenlerimizi sarmışken “iyileşmek” nasıl mümkün? Kadınlar, erkekler, işçiler, memurlar, işsizler, beyaz yakalılar, mavi yakalılar, “yaka” devri değişti diyenler, serbest çalışanlar, evde çalışanlar, hâlâ çalışanlar, zorla çalıştırılanlar, karantinadakiler, geleceği göremeyenler, gördüklerinden yorgun düşenler anlatıyor. Neden bu uzun yazı dizisine başladık? Çünkü birbirimizin sesini, derdini duymaya, diğerinin dermanında kendimizinkini aramaya ihtiyaç var.


Pınar Öğünç kimdir?

İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler mezunu. 1997 yılından beri çeşitli gazete ve dergilerde muhabir, editör, köşe yazarı olarak çalışıyor. Jet Rejisör (söyleşi, İletişim Yay.), İnce İş (söyleşi, İletişim Yay.), Asker Doğmayanlar (söyleşi, Hrant Dink Vakfı Yay.), Aksi Gibi (hikâye, İletişim Yay.), Beterotu ((hikâye, İletişim Yay.), Cotturuk Defterleri (çocuk, CanÇocuk) kitaplarının yazarı.

YAZARIN DİĞER YAZILARI