Evrim Altuğ
Evrim Altuğ

'Tık'a basa Dünya'ya Dönüş'ün tam vakti

Pazar, 26 Nisan, 2020
Londra'daki Serpentine Galerisi'nin 22 Nisan Dünya Günü vesilesiyle 60'ı bulan isimle başlattığı iki senelik çok disiplinli proje, 'Dünya'ya Dönüş'ü vadediyor. Girişim, küresel ısınmaya karşı verdiği mücadele ve enerjide sürdürülebilirliğe dair üretimiyle tanınan sanatçı Olafur Eliasson ile başladı.

Geçen hafta, 22 Nisan’da ‘Dünya Günü’ idi. Bu koşullarda zaten hepimize ‘Dünya Günü’ ve flamingoların, yunusların, kangurular ve geyiklerin dibimizde bittiği her günümüz, doğanın verdiği şefkatli yanıtlarla gün be gün daha çok anlamlı, kıymetli. Bu gün, yani 22 Nisan aynı zamanda sevgili kızım Gece’nin doğum günü ve bu engin tesadüfü de ayrıca çok seviyorum.

İşte bu vesileyle, tarafıma konuyu sanat ile bağdaştıran bir bilgilendirme yapıldı. Dünya gündemi ve haritasının malûm küresel salgın vesilesiyle an be an güncellendiği bir süreçte, yarım asrı geride bırakan bir çağdaş sanat kurumu olarak saygınlığını koruyan ve İngiltere’nin başkenti Londra’da yer alan Serpentine Galerisi, iki yıla yayılacak ve 60’ın üzerinde imzayı buluşturacak özel bir projeyi hayata geçirdi.

Rebecca Lewin küratörlüğündeki bu proje, ‘Dünya’ya Dönüş’ / ‘Back To Earth’ başlığı altında ilk olarak, sosyal medya aygıtlarının da desteği ile Kuzey Avrupalı güncel sanatçı Olafur Eliasson’un yeni sanat eserini katılım ve izlenime açtı. 1995’te Berlin’de stüdyosunu faaliyete açan Eliasson’un ‘Dünya Perspektifleri’ isimli projesi, aynı anda birden fazla Dünya görünümünü ve bir arada yaşamı vurgulayan tasarımıyla öne çıktı.

Girişim, 1967 doğumlu Eliasson’un yanı sıra küresel iklim değişikliğinin yol açtığı aciliyete dikkat çekmeye yönelen sanatçı, müzisyen, mimar, şair, film yapımcısı, bilim insanı ve düşünürler ile tasarımcıları da şemsiyesi altında buluşturdu. Proje, Serpentine’nin 2020 ve sonrasındaki zaman dilimini de kapsayacak bir yoğunluk vadediyor.

Eliasson’un açılışını yaptığı ‘Dünya’ya Dönüş’, sanatçının Dünya’dan dokuz görünümü buluşturmasından ibaret. Sanatçı, Dünya’yı ters yüz bir algıyla yeniden önümüze koyarak, onu farklı bir düzlemde soyutluyor. Her imaj, Dünya’yı belli bir ‘nokta’ üzerinden yeniden imliyor. Eğer izleyenler, ilgili noktalara 10 saniyelik bir sürede sabit olarak bakacak olurlarsa, amiyane tabirle gözleriyle ‘Dünya’yı yerlerinde sayarlarsa,’ bunun da ardında Eliasson’un ortaya koyduğu alternatif bir görsel boyuta erişebiliyor.

Bu çalışmayı Instagram üzerine saat başı aralıklarla yerleştiren sanatçının yapıtı, kişisel internet adresinden edinilebildiği gibi, Serpentine Galerisi’nin adresiyle de tecrübe edilebiliyor. Çalışmaya destek veren Bloomberg’in sosyal medya yazılımı (App) yine bu fırsata aralanan bir diğer dijital kapı olarak ilgimize sunuluyor. Dünya’ya Dönüş projesi ayrıca İngiltere Sanat Konseyi (Arts Council England) tarafından desteklenmiş. Eliasson’un yapıtı en temel ifadesiyle, Dünya’nın, uzayın ve haritaların belli bir yapıda var olduklarını ve bunları nasıl olup da farklı perspektifler üzerinden bireysel veya kitlesel seviyede deneyimleyebileceğimizi bize yansıtıyor.

Konuya ilişkin basın açıklamalarında, Serpentine Galerisi Sanat Yönetmeni, küratör ve sanat eleştirmeni Hans Ulrich Obrist ve galeri üst düzey yetkili şefi Bettina Korek, şu açıklamada bulunuyor:

“…Ekoloji, Serpentine’nin tarihi bakımından oldukça içeriden mevcut bir bileşen. Ve günümüz adına da söylenecek olursa, bugün Dünya’nın korona virüsü ile değiştirdiği bir topluma uyum sağlamak durumundayız. Sanatçılara bu yönüyle birer yol gösterici olarak bakabilmeli ve geleceğimizi nasıl tasarlayabileceğimizi belirlemeliyiz. Bu bağlamda Eliasson’un böylesi bir yapıtı Dünya’ya Dönüş projesi adına üretmiş olmasından onur duymaktayız.”

Real Review Dergisi adına bir Dünya perspektifi haritası da ortaya koymuş olan sanatçı Eliasson ise, basına ve kamuoyuna, konuyla ilgili şu yorumda bulunuyor:

“Bugün ‘bildiğimiz Dünya’ tabiri bile artık geçmişte kalmış görünüyor. Şu anki mevcut sağlık krizi, toplumları duraksattı, ekonomilerimizi, sosyal bağlarımızı ve hatta özgürlüklerimizi etkiledi.

Bizler artık, zamanımızı etkilenen tüm bu kesimlere empati içinde adamak ve bu fırsatı, Dünya’yı, gelecekte içinde her nasıl yaşamak istiyorsak o biçimde, taşıdığı tüm mucize ve güzellikleriyle bir arada, bizi bekleyen bütün mücadeleler ile yüzleştiğimiz esnada hayal edebilmek durumundayız.

Bu Dünya perspektifleri, bir arada yaşamak istediğimiz Dünya’yı görselleştirirken, onu birden fazla bakış açısına da kavuşturmuş oluyor. Bunu sadece insan odaklı yapmakla kalmayıp, bitkiler, hayvanlar ve tüm doğa üzerinden de önümüze çıkarıyor. Bir buzdağının perspektifi, bir insan üzerinden şekilleniyor. Aynısı, bir nehrin de başına geliyor. Dünya Günü’nde kendimi, tıpkı diğer günlerde yapageldiğim gibi, birden fazla perspektifi tanımayı ve birlikte, onların bir aradalığını hep birlikte kutlamayı kendime vazife sayıyorum.”

Peki sanatçı bize hangi manzaraları sunuyor? Eliasson’un ‘Dünya Perspektifleri’ projesinde, Avustralya’daki Büyük Resif, (Dünya’da yaşayan organizmalarca oluşturulmuş en büyük doğal yapı; halen bu yapı mevcut insan hareketliliği ve kirliliği sebebiyle yok oluş tehdidi altında bulunuyor.) Dünya’nın Pasifik Okyanusu’ndaki Mariana Çukuru’ndaki görünümü (Deniz seviyesinden eksi 11 bin metreye yakın derinliğiyle Dünya’nın en büyük çukuru. İçindeki canlı organizmalarla birlikte, ne yazık ki insan ürünü plastikler, araştırmalar sonucu bulunmuş vaziyette.) ve Ganj Nehri (2017’de verilen mahkeme kararı sonucunda bir insan ile aynı yasal haklara sahip olduğu ilan edilen, Hindistan’ın kutsal Ganj Nehri) gibi önemli ‘doğal hazineler’ bizlerle tanıştırılıyor. Listede ayrıca, Rusya’nın Sibirya bölgesindeki Yakutistan, Etyopya’nın Simien Dağları ve Grönland’ın buz yüzeyi olduğu gibi, günler önce atlattığı yeni orman yangını riski ile mevcut radyasyon seviyesi yeniden patlama noktasına gelen, 1986 Çernobil eski nükleer santral bölgesi de (Pripyat -Ukrayna) bulunuyor. Antarktika’nın da izlenebildiği listede, dikkat çeken bir diğer bölge, ulusal anayasasına 2008’de doğanın varoluş hakkını ekleyen Ekvador da yer alıyor.

2014’te Buz Saati – Ice Watch projesi bünyesinde Grönland’dan aldığı buz kütlelerini Kopenhag-Danimarka’ya, bir sene sonra ise 2015’te yapılan Küresel İklim Değişikliği Konferansı (COP 21) için Paris’e getiren sanatçının üretim anlayışı, hareket, algı kendilik hissi gibi kavramlara temas ediyor. Eliasson, sanatı insanın Dünya’daki yeri ve işlevi meselesine odaklayarak, yapıtlarının gerek ekolojik, gerekse estetik ve etik bir kavşakta buluşmasına vesile oluyor. Kamusal alanlar ve mimari yapılara da üretim ve tartışma alanlarını sıçratan Eliasson, sivil toplum yararı gözeten projelerinde çevre duyarlılığını da önceleyen tavrıyla takdir topluyor. Küresel iklim değişikliğine karşı mücadelede kalıcılığın altını çizen Olafur Eliasson’un atölyesi ise, neredeyse insanoğlunun mutfağından farksız. Sanatçı,mimarlar, arşivciler, aşçılar, sanat tarihçiler, türlü alanlardan uzman teknisyenler ve kanaat önderleriyle el ele veriyor.

2003’te ‘The Weather Project’ isimli yapıtıyla güneşi Londra’daki Tate Modern Sanat Müzesi (Eski elektrik santral binası) içine sokabilmiş Eliasson’un en sevdiğim projelerinden biri, ‘Küçük Güneş‘ adını taşıyor. Bu arada sanatçı 2019’da küresel ısınma için verdiği mücadele ve yenilenebilir enerjiye yönelik emekleri sebebi ile BM Kalkınma Programı İyi Niyet Elçisi seçilmiş. Sanatçının Benim de vaktiyle Berlin ziyaretimde edinme şansını yakaladığım 2012 tarihli bu projesi, Eliasson’un, mühendis Frederik Ottesen ile işbirliğinin bir ürünü. Bu küresel projeye göre, elektrik enerjisine erişemeyen sosyal kesimler, tasarladığı ‘Sunflower’larla (Ayçiçeği, Günebakan, İngilizce) güneş enerjisi sağlayıcı hücreler ve çevreye duyarlı geri dönüştürülebilir piller aracılığıyla bu ihtiyaçlarını karşılayabiliyor.

Bahar gelmişken, yüzümüzü ona dönmek, çoktandır sırtımızı döndüğümüz Dünya’ya dönmekten farksız.

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI