Virüs bir katalizör olabilir mi?

Pazartesi, 20 Nisan, 2020
Bu krizden acele bir hegemonik değişim çıkarmak şu anki koşullarda gerçekçi görünmüyor. Küresel siyaseteki konumlanışları belirleyecek olan salgınla nasıl mücadele edildiğinden çok salgının getirdiği ekonomik, siyasal sonuçları, derinleşen krizleri hangi ülkenin daha iyi yöneteceği olacak. Bundan sonraki süreçte krizle baş edebilmek için devletin ekonomiye daha fazla müdahale ettiği bir döneme geçeceğiz.

Korona salgınının küresel siyasete etkileri üzerine yazmak, sonuçları öngörmek açısından riskli olmakla birlikte bazı ana eksenler ve eğilimlerden söz edebiliriz. Tartışmalar çoğunlukla korona salgını sonrası dünyanın alacağı şekil üzerine yoğunlaşırken, ABD’nin konumu, Çin’in salgına daha etkili cevabı ve kıvrak görünen diplomasisi yapılan değerlendirmeleri etkilemeye başladı. Bu salgından küresel bir altüst oluş, hegemonik bir el değiştirme, yeni bir ekonomik modele yönelme gibi çıkarımlar yapıldı. Bu yazıda özellikle küresel sistemin yapısal özelliklerinin dönüşümüyle ilgili dinamiklere dikkat çekip, bu krizin hegemonik bir dönüşümü gerçekleştirmeye yetmeyeceğini ileri sürüp bazı öngörüleri tartışacağım.

AMERİKAN KAPİTALİZMİNİN VİRÜSLE İMTİHANI

Amerika’nın sert ve vahşi bir kapitalist sisteme sahip olduğunu hepimiz biliyoruz. Zaten ABD sistemi de bu konuda açık ve şeffaf çalışıyor, kendisinin bir sosyal devlet olduğunu iddia etmiyor. Örneğin, ABD pekala evsizlere barınak sağlayacak ekonomik imkanlara sahip ve Afganistan işgaline harcadığı paranın küçük bir kısmı bu sorunu çözmeye yeterli. Ama bunu yapmaması ideolojik bir tercih, izlediği kapitalist modelin bir gereği. Aynı durum korona salgını için de büyük ölçüde geçerli. ABD’nin devasa bir sağlık endüstrisi var. Dünyadaki en büyük 10 ilaç şirketinden yıllara göre 6-7’si ABD menşeli. Dolayısıyla, korona salgınıyla baş etmekteki zorluğun temelde iki nedeni var. İlki tabii, ki Trump yönetiminin inkarcı ve uyarılara rağmen yeterince önlem almayan yaklaşımı. İkincisi ise Amerikan sağlık sisteminin aslında çok gelişmiş olmasına rağmen tamamen özel bu sistemin yaygın, toplumcu bir anlayışla hareket etmemesi. O yüzden tamamen halk sağlığının söz konusu olduğu bir krizle baş edememesine şaşırmamak gerek. Bu zaten Amerikan sağlık sisteminin en zayıf yönünü oluşturuyordu. Dolayısıyla, ABD’nin yaşadığı sorun bir kapasite sorunundan çok bir tercih sorunu. Sistemin geleneksel olarak tercihini dar, dikey ve sigortası (iyi ve düzenli geliri olanlar) olanlar için kullanması, buna göre kurulmuş olması.
Bir başka nokta ise bazı tıbbi malzemelerin eksikliğinin yaşanması. Bunun da temel nedeni özellikle maske, önlük ve solunum cihazı gibi malzeme üretiminin çok uzun süre önce ABD’den çekilmesi. Bu bir zayıflık işareti değil. Tam tersine ABD 1970’lerden itibaren mesela tekstilden çekilmeye başlayarak daha yüksek teknolojili sektörlerde yoğunlaşmaya başladı. Sonuçta 2. Dünya Savaşı yıllarında 300 bin savaş uçağı üretmiş bir ekonomiden söz ediyoruz. Kısa bir adaptasyon süreciyle birlikte başta otomotiv devi General Motors olmak üzere çok sayıda firma solunum cihazı üretmeye başladı.

VİRÜS VE HEGEMONİK DÖNÜŞÜM

ABD salgında hasta sayısı açısından rekor kırarken, Çin’in salgınla etkili bir şekilde baş etmesi, küresel liderlik konusunu ve Çin’in ekonomik/siyasal modelinin üstünlüğü tartışmasını beraberinde getirdi. Bu krizden acele bir hegemonik değişim çıkarmak şu anki koşullarda gerçekçi görünmüyor. Küresel siyasetteki konumlanışları belirleyecek olan salgınla nasıl mücadele edildiğinden çok salgının getirdiği ekonomik, siyasal sonuçları, derinleşen krizleri hangi ülkenin daha iyi yöneteceği olacak.
Öncelikle şu belirtmek gerekiyor. ABD, Trump yönetimi altında küresel liderlik ya da hegemonik pozisyondan geri çekilmiyor. Bir yandan bunu kendisi için daha az maliyetli hale getirmeye çalışırken, öte yandan artık açıktan rakip olarak gördüğü Çin’i baskılamanın yollarını arıyordu. Hegemonik el değiştirme, yani Çin’in ABD’nin konumuna gelmesi, korona pandemisinden çok daha derin, küresel ekonomik yapılanmayı, kurumları, siyasal, askeri, istihbari mekanizmaları ilgilendiren bir dönüşümü gerektiriyor. Bu noktada çok kısaca belirtmek gerekirse üç kritik husus ve kriter öne çıkıyor: Çin’in böyle bir rolü yerine getirme talebi, bunu gerçekleştirme kapasitesi ve buna verilecek rızanın olması.
Bu kriz sürecinde ABD merkezli Batı sistemi iktisadi olarak yıkılırsa ve derin bir krize girse bile Çin’in buradan hegemon olarak çıkması mümkün değil. Çin yönetimi uzun süredir ucuz krediler vs ile iç pazarını güçlendirerek ekonomisini dışarıya yani ihracata bağımlı olmaktan kurtarmaya çalışıyor ama bütün çabalarına rağmen bunda başarılı olabilmiş değil. Kaldı ki, ülkeye çok büyük oranda Batı’dan sermaye girişi var. Bunlar olmadan Çin’in iktisadi olarak büyümesi çok zor. Kaldı ki, yükselen bir hegemonik gücün dünya ekonomisini bir şekilde finanse edecek mali kaynak ve kurumları olması gerek. Bu dönemde özellikle AB ülkeleri için sıkça gündeme getirilen “Yeni bir Marshall Planı” beklentisine mesela Çin’in vereceği bir cevap yok. Çin Avrupa coğrafyasına devasa bir kaynak ayırsa bunu, dolarla, yani yerine geçtiği hegemonik gücün parasıyla yapması gerekecek. Bu da kendi içinde tuhaf bir çelişkiyi barındıracak.

SAĞLIK DİPLOMASİSİ YETERLİ Mİ?

Salgını kontrol altına aldıktan sonra Çin hızla bir imaj toparlama inisiyatifi başlattı ve 82 ülkeye maske, önlük ve test kiti gönderdi. Ne var ki, bu türden çabalara itiraz edecek bir şey olmasa da, bunun üzerinden küresel siyasal iddialarda bulunmak son derece yetersiz. Henüz en çok maske yardımı yapanların hegemon kabul edildiği bir dünyada yaşamıyoruz. Çin 82 ülkeye yardım gönderdi ama 100 civarında ülke, ki bunların arasında İran ve Venezuela da var, IMF’ye başvurarak fonlardan yararlanmak istedi. IMF halihazırda bir trilyon dolarlık borç verme kapasitesine sahip olduğunu açıkladı. Çin’in AB ülkelerine gönderdiği yardımlarda kullandığı “Yeni Sağlık İpek Yolu” gibi ifadeleri ise bazı AB yetkilileri ve Almanya tarafından tepkiyle karşılandı. Sonuçta, salgının Çin’de başladığı dönemde hem AB ülkeleri, hem de ABD Çin’e benzeri yardımlarda bulunmuşlardı. Bu tür, günümüzde yumuşatılmış şekliyle, kamu diplomasisi girişimleri, daha çok iç kamuoyuna yönelik faaliyetler olarak kalıyorlar.

YENİ BİR DÜNYA DÜZENİNE DOĞRU MU?

Küresel pandeminin ağır bir küresel ekonomik küçülme ve krize yol açacağı, bu konudaki hesaplamalar, öngörüler değişse de, artık iyice anlaşıldı. Buradan şimdilik bir küresel hegomonik değişimin çıkmasının objektif koşulları henüz oluşmadı. Diğer bir değişle, salgının başlarında bunun “Çin’in Çernobil”i olduğunu söyleyenler gibi, şu anda bunun “ABD’nin Süveyş Krizi” (İngiltere’nin hegemonyayı ABD’ye tamamen kaptırdığı 1956 krizi) olduğunu söyleyenler de fazlasıyla aceleci davranıyorlar. Bunun için küresel ölçekte ya bir savaş ya da geniş, yalnızca devletleri değil, kapitalist sınıfları da içeren bir konsensus gerekli. Bunun koşulları şu anda oluşmamış görünüyor. Hatta, tersine ABD ve müttefikleri şimdiden, salgın sonrasında Çin’i sıkıştırmanın hazırlığına başladılar ve öyle görünüyor ki bu ülkeyi salgını gizlemekle suçlayarak baskıyı artıracaklar.
Bundan sonraki süreçte krizle baş edebilmek için devletin ekonomiye daha fazla müdahale ettiği bir döneme geçeceğiz. Ama buradan değil sosyalizm, refah devletinin çıkması bile gidişata bakıldığında zor görünüyor. Amerikan sistemi daha yenilerde Bernie Sanders’i tasfiye etti. Trump’ın ekonomi baş danışmanı Larry Kudlow “Amerikan ekonomisini koronavirüsü değil, sosyalizm batırır” derken, USA Today gazetesinin editörü, sosyalizmin virüsten daha kötücül olduğunu dile getirerek, Sanders tipi sol fikirlere karşı direncin ABD’de hâlâ çok güçlü olduğuna işaret ediyordu.
Küresel olarak sosyal devlet anlayışına, Keynezci politikalara geçilse bile bu doğrudan ABD hegemonyasının konumunu doğrudan değiştirmez. Hatırlatmak gerekirse, ABD hegemonyasının en güçlü olduğu iki dönemden biri, aslında 2. Dünya Savaşı sonrası dönemdi ve ulusal ekonomilerden oluşmuş, sosyal devlet anlayışının hakim olduğu bir zaman dilimiydi.
Bundan sonrasında sosyal refah devletine geçiş, sermayenin tercihinden çok toplumların bunun için vereceği mücadeleye bağlı olacak. 2019’da bütün dünyayı saran gösteri dalgasının, salgın sonrasında yeniden canlanması beklenebilir. Burada yalnızca kentli orta sınıflar değil, işsizler ve devlet desteğinin yetmediği durumlarda, küçük iş sahipleri, yani esnafın da bir araya geleceği daha farklı ve sisteme tehdit oluşturan bir toplumsal dalgayı da bekleyebiliriz. Siyasal sistemleri kaygılandıran asıl konu salgından çok şimdiden ağırlaşmaya başlayan ekonomik sonuçları olacak.


İlhan Uzgel kimdir?

1988’den itibaren Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler bölümünde çalıştı. Bölüm başkanı iken Şubat 2017’de ihraç edildi. Ankara ve Cambridge Üniversitelerinde yüksek lisans yaptı, Ankara Üniversitesinden doktora derecesini aldı. LSE, Georgetown gibi üniversitelerde doktora ve doktora sonrası araştırmalar yaptı, Oklahoma City Üniversitesinde dersler verdi. British Council, Jean Monnet ve Fulbright gibi burslardan faydalandı. Daha çok ABD dış politikası, Türk dış politikası, Balkanlar gibi konularla ilgilendi. Ulusal Çıkar (2004, İmge), Türkiye’nin Komşuları (derleme, 2002, İmge) ve AKP Kitabı (derleme, 2009 Phoenix) gibi çalışmaları vardır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI