Şimdi akıllanmayacaksak, ne zaman?

Cumartesi, 18 Nisan, 2020
Son oynanan Trabzonspor-Fenerbahçe derbisinde Karadeniz ekibi 5 tane altyapıdan oyuncuyla sahadaydı. Sadece kazanan taraf Trabzon değildi, maçı oyun olarak domine eden taraftı da. Hatta o kadar genç ve altyapıdan oyuncularıyla kurulu bu Trabzon takımının, bu sezonun başından beri ligi açık ara en iyi oynayan takım olduğunu kim kabul etmez?

Simon Kuper boşuna “Futbol asla sadece futbol değildir” dememiş. Çünkü futbol çok şey demek. Korona süreci ile beraber bunu sadece yazılı olarak bilmeyi kenara bırakıp bunun anlamını psikolojik olarak teneffüs ettik. Peki futbol ne demek?

Para demek,

istihdam demek,

mikro ekonomi demek,

makro ekonomi demek,

toplumları yönlendirme konusunda bir araç demek,

toplumları bir araya getirebilen araç demek,

toplumları ayrıştırabilen bir araç demek,

zihinsel gündemi değiştirebilmek demek,

bakın bu benim en sevdiğim; ‘sosyal anestezi’ demek,

ve ek olarak da; unutmadan, biraz da spor demek.

Geçen haftaki yazımızda korona sürecinin futbol ve genel spor endüstrisine olan radikal etkisine biraz giriş yapmıştık. Geçen hafta resimdeki hataların üzerine çizikler atmıştık daha çok ve ileriye dönük öngörülerimiz olmuştu. Şimdi kaldığımız yerden meselenin tam ortasından devam edelim.

Global sorun olması konusunda hemfikiriz ve global spor endüstrisinin gövdesine ve dallarına balta vurduğunu da biliyoruz artık. Bunu tekrar tekrar vurgulamamıza gerek yok. Tekrar Misak-ı Milli sınırlarımızın iç kısımlarına dönecek olursak şu soruyu sormamız gerekiyor: Durumumuz ne kadar vahim? Sormayanlar varsa aranızda pek şaşırmayacağımı söyleyebilirim. Keza yıllarca bu ‘hayali evren’ ile toplumun çoğuna ‘sosyal anestezi’ uyguladı Türk futbolunun baş aktörleri.

Evde yemek yapmaya üşenen herkes her gün ‘aman dışarıdan söyleyelim işte’ der. Yanlış anlaşılmasın, hepimiz eve pizza söylemeyi seviyoruzdur. Evde çıkmayacak bir çok yemek vardır ancak dışarıdan söylenebilen. O yüzden dışarıdan söylemek zorunda kaldığımız yiyecekler vardır. Burada iki mesele var. Birincisi; her gün dışarıdan yemek yemek anatomik olarak sağlıksızdır. İkincisi; her gün dışarıdan yenen yemek çok maliyetlidir. Bir hesap yapsanıza. Evde yemek yapmak kadar asla hesaplı değildir. Her gün dışarıdan yemek söylerseniz bir süre sonra maaşınız kredi kartı borcunuzu karşılayamayacaktır. Evet, Türk futbolunun da gerçeği böyledir esasında.

Futbolcu üretmekle uğraşmayıp sadece transfer üzerine takım kurma zihniyeti ve şampiyon olmak girişimi. Çünkü oyuncu üretmek gerçek anlamıyla sportif yatırım gerekmektedir. Futbolcu transferi ise genel olarak yatırım değildir. Daha çok ‘alış-veriş’tir. Bunu bile ‘scout’ göndererek mağazasından almayı bıraktık. Tamamen internet üzerinden alışverişe döndü yapı. Yani görmeden, dokunmadan, denemeden. Söyle, gelsin ve artık ne çıkarsa paketin içinde. Bu futbolcu alışverişi yaparken gerçek bir entelektüel futbol süzecinden geçirilerek yapılmıyor. Tamamen, ‘marka takıntısı’ ve kısmen ‘şekilcilik’ futbolcu ünlüyse bu marka ürün alınmış gibi oluyor, tipi mipi düzgünse, kaslı falan ise bu da şekilciliğe giriyor.

Her zayıf futbolcu hızlı olamayacağı gibi, her kaslı sporcu da güçlü olmayabilir. Tıpkı her ünlü markanın ürününün sağlam çıkamayacağı gibi.

Üretmen gerekiyor. Ülke olarak her alanda. Futbolda ise futbolcu. Evde yemek yapmayı öğrenmeniz gerekiyor.

Yıllar evvel UEFA’nın Finansal Fair-Play uygulamaları ve yaptırımları gelince bir çok meslektaşım sırf izleyici ve taraftara şirin gözükmek için, eyyam yapmak için UEFA’yı topa tutmuştu. Ben ise bunu olumsuzluk kılıfı içerisinde Türk futbolu için iyi bir çözüm olarak görüyordum. Neden? Çünkü futbol endüstrimizin ve futbol iklimimizin ciddi temel sorun olduğunu ta o zaman kabul ediyordum. Bu Finansal Fair-Play uygulamaları neydi peki? En basit ifadeyle kulüplerin mali denetim ve gelir gider oranına göre uygun transfer harcamaları gerekliliği. Yani diyor ki; “Senin maaşın asgari ücretse 10 bin TL’lik kredi kartı alışverişi yapamazsın.” Bu kadar basit. Karşılığında alabileceğin cezalar neydi? Avrupa kupalarından men cezaları ve transfer yasağı cezaları. Avrupa kupalarına gidememek nedir peki? Para kazanamaman demek. Bir Şampiyonlar Ligi’ne ayak bastı parasının ne anlama geldiğini biliyorsunuz. Transfer yasağı ne demek peki? Transfer yapamazsan yarışmacı takım olarak kalamazsın bir süre içerisinde. Yani mali denetim de aba altından gösterdiği sopa, seni tehdit ettiği şeyin temeli yine ‘para’. Daha mantıklı bir yöntem olabilir mi sizce?

Beşiktaş’ın, o dönem finansal fair-play yüzünden çok ciddi transfer kısıtlamalarına gittiğini hatırlıyoruz. Aziz Yıldırım döneminde 2015 yazında yapılan rekor transfer harcamaları Fenerbahçe’nin başına bela oldu diyebiliriz. Ki bir sonraki sezon UEFA, Fenerbahçe’nin de kapısını çaldı ve finansal fair-play kartını koydu masaya. Belki de bu süreç Aziz Yıldırım’ın başkanlığının sonunu getiren unsurlardan oldu. Çünkü 3 sezon daha başkanlık yaptı ve çok kolay para harcayarak transfere paralar savrulamadığı için Fenerbahçe gerçek manada ‘yarışmacı takım’ olarak kalamadı. Aslında bu 2015 yazının bedeliydi bir bakıma. Belki de bugün sayın Ali Koç’un elini kolunu bağlayan mali unsurlar o günlerin enkazı diyebiliriz.

Korona, global olarak tüm dünyanın ortak bir sorun olarak mücadele verdiği belki de ilk mesele. Keşke bugünleri yaşamasaydık. Ölen insan sayısında dünyanın sürüklendiği kaosa kadar gerçekten çok dehşet verici bir durum. Bunun ciddiyetinin farkında olmamız gerekiyor.

Bu süreç sayesinde bile ama bir ders, hatta dersler çıkarmak durumundayız futbol dünyası olarak. Demek ki sponsor gelirleri, bilet gelirleri biraz sekse, bugüne kadar hep gecikmeli olarak ödediğin oyuncuların maaşlarını hiç ödeyemez hale geliyorsun. Çünkü hep tehir ediyorduk meseleyi ama artık yüzleşip bu sportif virüsle mücadele etmek durumundayız. Öyle pahalı, sırf medyada popüler haber olunacak diye saçma sapan sözleşmelerle oyuncular transfer edilmeyecektir. Edilmemesi gerekir bu günden sonra. Son oynanan Trabzonspor-Fenerbahçe derbisinde Karadeniz ekibi 5 tane altyapıdan oyuncuyla sahadaydı. Sadece kazanan taraf Trabzon değildi, maçı oyun olarak domine eden taraftı da. Hatta o kadar genç ve altyapıdan oyuncularıyla kurulu bu Trabzon takımının, bu sezonun başından beri ligi açık ara en iyi oynayan takım olduğunu kim kabul etmez? Çünkü transfer planlaması doğru yapılmış. Transfer edilen oyuncuların hepsi nokta atış oldu. Her pozisyona “onu alın, bunu alın” yapılmadı. Yerli oyuncu sayısı bir hayli fazla.

Trabzonspor, bu girişimi muhteşem vizyonla gerçekleştirmedi. O şehirde de hikaye aynı aslında. Deniz bitti ve kara göründü. Mecburiyet, vaziyet hali aldı. Yıllar evvel Beşiktaş’taki gibi. Beşiktaş da genç oyunculardan takım kurmuştu ama Trabzon örneği gibi olmadı. Trabzonspor’un genç oyuncuları bildiğiniz öz kaynaklarından yetişmiş durumda.

Bu sürecin sonunda tüm kulüplerin bu yola doğru gireceklerini düşünüyorum. Şimdi bir de yayıncı kuruluş krizi çıktığı için kulüplerin astronomik yayın gelirlerinden mahrum kaldığı takdirde zaten çökmüş Türk futbolunun üzerine biraz daha toprak serpmek olacaktır.

Bu süreç daha devam edecek ve belli ki ligler bir süre daha oynanamayacak. Bu da futbol camiası olarak şapkamızı önümüze koyup düşünmemiz için daha çok vaktimiz olduğunu gösteriyor. Biz de bu konuda yazıp çizmeye devam edeceğiz ve aklınızdaki soru işaretlerinin bir kısmını cevaplayıp, daha fazla soru işaretleri yükleyeceğiz.


Ara Gözbek kimdir?

Yayın hayatına 2005'te üniversite radyosu CIU FM'de başlayan Ara Gözbek aralıksız üç sene İngilizce ve Türkçe yayınlarla canlı radyo programı hazırladı ve sundu. 2005'te CNN Türk'te Frekans programında yapım asistanı ve muhabir olarak görev aldı. Gazeteciliğe ilk olarak 2006'da BirGün gazetesinde adım attı. BirGün'de Pazar eki ve spor bölümlerinde 400'den fazla makale yayınladı, ardından Türkiye'nin en çok takip edilen spor haber sitesi sporx.com yazarlığa devam etti. 2007 yazında staj yaptığı TRT'de “NBA Europe Live” adı altında NBA'in uluslararası projesinde TRT'yi NBA muhabiri olarak temsil etti. SporX TV'de “NBA ARA'SI” programını yaptı. Bunların dışında Taraf gazetesi, tempo24.com.tr ve birçok sitede makaleleri ve haberleri yayınlandı. Döneminde çok popüler bir radyo olan Metro FM'de pek çok programa konuk ve yorumcu olarak katıldı. sokaksesi.com sitesinin ve Android ile Apple'larda uygulaması da olan Sokak Sesi Radyosu'nu kurup burada uzun bir süre “underground” radyo yayınları yaptı. Halen Gazete Duvar'da yazmaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI