YAZARLAR

Irak Kürdistanı: Yeni yol ayrımı

2003’te Bush için Irak başka bir şey demekti, Trump için bambaşka bir şey demek. Hatta oturduğum yerden, bırakalım Irak Kürdistanı’nı, Irak’ın Trump için hiçbir şey demek olduğunu dahi iddia edebilirim. Zira Trump’ın Vaşington’u için Ortadoğu bile artık fazla bir şey demek değil. ABD için güncel bağlam, bölgede kendi penceresinden melanetin kaynağı olarak nitelendirdiği İran İslâm Cumhuriyeti’ni silkelemek için ideal.

Irak, 2003’teki ABD işgalinden bu yana ayar tutmuyor. Ama farklı biçimlerde, hep aynı doğrultuda değil bu ayarsızlık. 2003 öncesinde Saddam, iki cani oğlu ve aşiretinin mensupları baştayken tutan ayar mıydı? Değildi. George W Bush, şu veya bu gerekçeyle, silâhı çekip Saddam’ın şakağına dayamasa, halk diktatörü devirip, ülkesine demokrasi mi getirecekti? Hayır. Mezarlıkların sessizliği, mezbahaların gürültüsüne yeğlenmeli mi? Onu da bilemem.

Aradan farklı iç savaşlar, kalkışmalar, müdahaleler, hükümetler geçti. Şimdi Bağdat’ta yine hükümet aranıyor. Anayasasında, Lübnan’da olduğu gibi bir etnik/mezhepsel görev dağılımı olmasa da Irak’ta da uzlaşı belirli kökenleri belirli makamlar için zorunlu kılıyor. Son başbakan adayı Mustafa El Kazımi. Daha önce gazetecilik de yapmış olan Kazımi, ardından istihbarat teşkilatının başına geçmiş. Bu son cümleyi şöyle bir tekrar okuyun lütfen, sonra “nasıl” diye sormadan devam edelim. Zaten Lübnan’daki gibi Irak’ta da kilit güvenlik örgütleri çifter çifter: ABD’nin kurdurdukları ve İran destekli olanlar.

Hani Firenklerin “plus ça change, plus c’est la même chose” dedikleri gibi: Ne denli değişirse, o denli aynı kalıyor. Yahut Di Lampedusa’nın “Leopar” romanında aktardığı, artık kendi adıyla anılan kural gibi: “Bazen egemenler, her şeyin aynı kalması için, her şeyi değiştirirler.” Burada, yani Irak örneğinde her şey aynı kalmış da değil. Tepetaklak düşen ham petrol fiyatları, kemendi giderek sıkılan ABD ambargosu, yurtdışı cephelerin artan gerçek ve iç siyasi maliyeti, ikiz Süleymani/El Mühendis suikastı derken beklenmedik küresel salgının ulusal ekonomisine binen yükü İran’ı en hafif deyimle tökezletiyor. Üstelik Bağdat’taki Sünni Arap, Şii Arap ve Kürt karar alma sürecinde etkin aktörler ve aktörlerin ağırlıkları da farklı.

2003-06 Bağdat görevimin ardından dönüp 2010-13 arasında görev yaptığım Erbil de değil 2003 yahut 2013, 2017 sonbaharında akim kalan bağımsızlık referandumunu yapan aynı Irak Kürdistanı (IKB) değil. KYB’den ayrılan üçüncü güç Goran’ın (“Değişim”) ruhu ve lideri Nuşirvan Mustafa artık yok. KDP’den ayrılan KYB’de de Mam Celâl’in vefatının ardından oğul Bafil ve yeğen Lahur Talabani’nin ikili liderliği var. Zamanında Davutoğlu’nun bastırılamayan bir hevesle, hem Erbil hem Süleymaniye’de KDP/KYB’nin ardından ikinci güç ve dolayısıyla müstakbel iktidar ortağı varsaydığı Müslüman Kardeşler’in yerel uzantısı üç İslamcı parti Bizutnava (“Hareket”), Komal (“Cemaat”) ve Yekgirtu (“Birlik”) de artık solda sıfırlar dense yeri.

Ülkemizin sınırdaşı ve iki taraf için de zoraki ayrıcalıklı ilişkilere sahip olduğu KDP parçasında da KYB’de olduğu gibi “yeğen” Neçirvan ve “oğul” Mesrur dönemi başladı. Burada fark, hem Mesut Barzani’nin hayatta ve sağlıklı olması, hem iki aktörün sırasıyla bölgesel başkan ve başbakan olarak resmi ünvanlara sahip olmaları. Esasen Irak’taki bir kendine özgülük de ülkede başbakanlık, bölgede başkanlık sisteminin geçerli olmasıydı. Uygulamada ise 1990’ların ortasındaki KDP-KYB kardeş kavgasından (“brakuji”) bu yana her iki tarafın bölgeleri, maliyeleri, istihbaratları ve milisleri belli ve ayrı. Ortak bölgesel yönetim konusunda olumlu bir ilerleme sağlanabilmiş değil.

Ayrıca IKB, IŞİD’le mücadele derken ele geçirdiği Kerkük’ün güney kubbelerini (Baba Gürgür, Avana/Bay Hasan), iç karışıklığın bir yansıması olarak, Bağdat’a geri bırakmak durumunda kaldı. Böyle olunca, çalışmadan kazanmaya alışık bölge nüfusuna maaş dağıtılabilmesi de ancak Bağdat’la iyi geçinmeye bağlı kalmaya devam etti.  Bağdat’ın IKB’den petrol ihracatını ulusal çatı altına alma karşılığında bütçeden pay verme yaklaşımı daha önce de işlemedi, yine işlemiyor. Kaldı ki, sözünü ettiğim düşük petrol fiyatlarıyla Bağdat’ın da dağıtacak kaynağı kısıtlandı. Yolsuzluk, farklı düzeylerde de olsa, hem Bağdat’ı hem IKB’yi içeriden kemirmeyi sürdürüyor.

2003’te (sahi, o da oğul) Bush için Irak başka bir şey demekti, Trump için bambaşka bir şey demek. Hatta oturduğum yerden, bırakalım Irak Kürdistanı’nı, Irak’ın Trump için hiç bir şey demek olduğunu dahi iddia edebilirim. Zira Trump’ın Vaşington’u için Ortadoğu bile artık fazla bir şey demek değil. Petrolün önemi kalmadı ve azalıyor, artık Ortadoğu demek İsrail ve İran demek. Vaşington’daki bir takım güvenlik ve istihbarat bürokratları için de Irak, İran’a komşu ülke; IKB de Irak içinde geri çekilinip, İran’a yönelik açık ve örtülü faaliyetin yürütülebileceği bir hem cephe hem cephe gerisi üslenme alanı. ABD için güncel bağlam, bölgede kendi penceresinden melanetin kaynağı olarak nitelendirdiği İran İslâm Cumhuriyeti’ni silkelemek için ideal.

Oğul ve yeğen Barzaniler ve Talabaniler birbirlerini gözlüyor. Hep birlikte Bağdat’ta Kazımi’nin başbakanlığını destekliyor. ABD’yi, İran’ı ve Türkiye’yi birlikte idare ediyor. Her üç ülkeden de tüm aktörler kendi iktidarlarını pekiştirmek ve kalıcı kılmak için destek arıyor. Suriye Kürtlerinin (Rojava’nın) nefes borusu da haliyle IKB. ABD bir yandan Fırat’ın Doğusu’ndaki askeri ayakizini en minyatür haline küçültürken, Irak içinde de IKB’ye çekiliyor. Erbil Havaalanı’ndaki konuşlanma genişleyip, istihbari ve askeri açılardan farklı imkân ve kabiliyetlere kavuşuyor. IKB içinde yeni ABD konuşlanmaları beliriyor. “Düşmanı” sürekli dağınık ve şüphe içinde tutma yaklaşımı doğrultusunda Irak’ta ABD’nin her an İran destekli paramiliter oluşumlara sert bir darbe vurabileceği ve hatta Bağdat’ta düpedüz bir hükümet darbesi tezgâhlayabileceği söylentileri sürekli dolaşımda tutuluyor.

Bu ortamda, 2017’de sonuçlanan ancak sonucu en başta ABD tarafından uygulattırılmayan bağımsızlık referandumunda olduğu gibi IKB’de sanki yeniden zembereğin boşalması gerekiyor. KDP ve KYB içindeki liderlik mücadeleleri açısından da, IKB’nin ekonomik bakımdan hayatta kalabilmesinin temini yönünden de, Erbil-Bağdat ilişkilerinin yeniden düzenlenmesi bağlamında da. Kürt meselesinde Türkiye maalesef çoğu zaman yahut hemen her zaman “küçük hesap” peşinde koştu. Belki ilk baştaki 1923-26 arası dönem hariç. Yukarıda taslağını çizmeye çalıştığım tablo ise kim bilir ortak tarihimizde kaçıncı kere Ankara’da gerçeği görmek isteyenlere büyük barışın parametrelerini sunuyor.


Aydın Selcen Kimdir?

1969 İstanbul doğumlu ve Saint Joseph Lisesi ile Marmara Üniversitesi İngilizce Uluslararası İlişkiler Bölümü mezunudur. 1992-2013 arasında Dışişleri Bakanlığı'nda meslek memuru olarak çeşitli görevlerde bulundu. Son olarak 2010-13 tarihleri arasında Erbil Başkonsolosluğu görevinde bulundu. Merkeze döndüğü gün "memuriyetten istifa etti." Genel Energy petrol şirketinde bir buçuk yıl siyasi danışmanlık yaptı. 2015'den beri bağımsız olarak özellikle Irak ve Suriye konularında yazıyor. Galatasaray kongre üyesidir. Alaz adında bir kızı var.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR