TBT202: Sporun beyaz perdedeki izleri

Cumartesi, 28 Mart, 2020
Bugün size aklımda yer eden spor filmlerini anlatmak istedim. Hem geçmişe gidip biraz bu filmleri mercek altına alacağız, hem de hazır siz de evde izleyecek film ararken belki de bunlardan birini izlemek için listenize ekleyeceksiniz.

Madem evdeyiz. Sadece ülke olarak değil, global olarak çok ciddi bir ‘ortak sorun’ ile mücadele ediyoruz. Bu sorun bu sefer ne siyasi, ne de bürokratik. Tamamen biyolojik. Covid 19 nam-ı diğer ‘korona virüsü’ tam anlamıyla bir ortak tehdit pozisyonunda. Televizyonlarda ve sosyal medyada sürekli ‘önlem alma’ üzerinden ikaz ediliyoruz. Ben de her zaman olduğu gibi bir düşünceyi yineliyorum size: Önce tedbir, sonra tevekkül!

TBT köşemizi biliyorsunuz. Sürekli geçmişten hikayeleri ve olayları kaleme alıyoruz bu köşemizde. Geçen sene 100’lü kodlamalarımızla başlattığımız bu köşemizi bugün 200’lü ders koduna güncelledik. Geçmişe gideceğiz yine bu sefer meselemiz bir olay veya hadise değil. Bugün size aklımda yer eden spor filmlerini anlatmak istedim. Hem geçmişe gidip biraz bu filmleri mercek altına alacağız, hem de hazır siz de evde izleyecek film ararken belki de bunlardan birini izlemek için listenize ekleyeceksiniz.

Bu yazıyı yazarken çok düşündüm aslında. Çünkü aklımda yer eden tüm spor filmlerini yazmaya kalksam muhtemelen tamamlayamayacağımız kadar uzun bir yazı olacaktı. Bu yüzden biraz çocukluk yıllarımızda, biraz da gençlik yıllarımızda kalbimize dokunan, eğlendiğimiz filmlere odaklanmak istedim.

Blue Chips (1994)

Bir basketbol filmi denilince bu film gerçek bir fenomen. Başrollerini usta oyuncu Nick Nolte ve NBA süper yıldızı Shaquille O’Neal paylaşıyor. Film aslında gerçek bir hikayeye anlatıyor. Konu California’da Western Üniversitesi’nde geçiyor. Nick Nolte yani Pete Bell uzun yıllardır basketbol koçudur. Öyle ki sayısız şampiyonluğu olan gerçek bir efsane… Bir süredir başarısız giden basketbol takımının başarılı olması için üniversitenin derin güçleri kazanmak uğruna Koç Bell’i yanlış yollara sürükler. Basketbol takımında oynayanlar üniversite öğrencileri olmak durumundadır. Üniversiteye girmek için başarılı olmak gerekir. Ama basketbol dünyası tamamen paranın gücüne tapmaya başlamıştır ve oyuncuları ailelerinden para karşılığı transfer etmeye başlamıştır. Bu yol illegaldir yani suçtur. Ülkedeki müthiş oyuncuları bulup onları para karşılığı transfer ettikten sonra yeniden başarılı olunabilmek için yola koyulur. Ama ilkeli koç Pete Bell, her şeyi itiraf eder ve istifa eder. Western Üniversitesi uzun yıllar men cezası alır. Bu film, bugünün dünyasını o kadar iyi anlatmaktadır ki herkesin izlenecekler listesinde yer alması gerektiğini söyleyebilirim.

Filmin yardımcı oyuncu ve konuk oyuncu listesini okursanız gerçekten inanılır gibi değil. Penny Hardaway, Bob Knight, Rick Pitino, Nolan Richardson, Bob Cousy, Larry Bird, Jerry Tarkanian, Allan Houston, Dick Vitale, Bob Hurley… Neredeyse Amerikan basketbol dünyasından herkes var.

Coach Carter (Koç Carter) (2005)

Yine bir basketbol filmi. Sinema dünyasının merkezi Hollywood olunca ister istemez çok fazla basketbol filmleri çekiliyor. Bu film tamamen bir ‘koç filmi’dir. Başrolünde Samuel L. Jackson, koç Carter olarak karşımıza çıkıyor. Jackson bu filmde eski bir gençlik dizisi olan ‘Hayat Bilgisi’ndeki Perran Kutman gibidir adeta. Berbat düzensiz bir okul, serseri ve sorunları olan bir gençlik grubu. Koç Carter onlara sadece basketbol oynamayı değil, aynı zamanda nasıl daha iyi bir insan olabileceklerini öğretiyor. Blue Chips, nasıl basketbolun materyalist dünyasını müthiş anlatıyorsa bu film de alt tabakadaki çocukların spor ile olan ilişkilerini çok iyi resmediyor diyebiliriz. Michelle Pfeiffer’ın ‘Sakıncalı Düşünceler’de (Dangerous Minds) canlandırdığı öğretmen profilinin koç versiyonudur biraz da Samuel Jackson. İddia ediyorum, izlerseniz; hayata dair çok fazla notlar tutacaksınız aklınızda.

Ali (2001)

Bu film çok kolay unutuluyor ama belki spor dünyasının en önemli sinema filmlerinden biridir. Muhammed Ali ile ilgili zaten kaç film yapılmıştır ki? Belgesel olarak düşünmeyin ama. Cassius Clay yani Muhammed Ali’yi ünlü oyuncu Will Smith canlandırıyor. Will Smith’in kariyerindeki en iyi performanslarından biridir aynı zamanda bu. Film tüm hayat hikayesini anlatmıyor ama hayatının en kritik bölümlerden biri olan 1964-1974 dönemini resmediyor. Film Ali’nin zaferlerini anlatırken bir o kadar da efsane ile ilgili tartışmalara ve komplo teorilerine ışık tutmaya çalışıyor. İzlenilecekler listenizin en tepesinde olmasını öneririm.

Space Jam (1996)

Evet, Michael Jordan, Buggs Bunny, Tazmanya Canavarı ve bir çok çizgi film karakteri aynı filmde. Benim adıma tam olarak spor filmi hazzı veriyor diyemem ama çekildiği dönem çok büyük bir fenomene dönüşmüştü. Bunun iki nedeni vardı. Birincisi gelmiş geçmiş en büyük basketbolcu Michael Jordan’ı beyaz perdede görmek. İkincisi ise döneminde teknolojik olarak çığır açan bir yapıt olması. Gerçeklik ile animasyonu harmanlayarak türünün ilk örneklerinden biri oldu. Bugün çocuklar olsun, yetişkinler olsun çok seviyorlar. Dramatik herhangi bir şey yok, hayatın mesajını da vermiyor. Sadece izleniliyor.

Invincible (Yenilmez) (2006)

Bu film gerçek bir hayat hikayesidir. Philadelphia Eagles’ın efsane oyuncusu Vince Papale’nin hayat hikayesini anlatan filmin başrolünde Mark Wahlberg var. Amerikan futbol takımı Eagles, kötü giderken kendi şehir halkına takıma bir oyuncu almak için seçmeler açar. Aslında burada amaç, halkın arasından gerçekten muhteşem bir oyuncu keşfetmek değildir. Kötü giden bir sezonda biraz olsun taraftarıyla barışmak ve ilgi uyandırmaktır. Her etabı müthiş geçen Vince, seçmeleri geçer ve seçilir. Normalde profesyonel sporcuların emekli olduğu bir yaşta olan Vince’in yakaladığı istatistikler gerçekten herkesi hayrete düşürür. Sadece Eagles’ın değil, aynı zamanda bir şehir efsanesine dönüşen Vince’ın hayatının o dönemini çok iyi anlatmaktadır. Dram tadında spor kültürüne doyduğunuz bir hikaye barındıran bu filmi herkesin muhakkak izlemesi gerekir. Eminim kalbinizde bir yer edinecektir.

White Men Can’t Jump (Beyazlar Beceremez) (1992)

Gerçekten beyazlar zıplayamaz mı? Bu filmi bugüne kadar izlemediyseniz kafanızı taşlara vurmanız gerekir. Başrollerinde Wesley Snipes ve Woody Harrelson’ın oynadığı bu film sadece bir basketbol filmi değildir. İngiliz gazeteci Simon Kuper’in “Futbol asla sadece futbol değildir” sözünü hatırlayın. Evet, basketbol asla sadece basketbol değildir. Bu film Amerikan sokak kültürü, basketbol kültürü, ‘çakallık’ ve üçkağıtçılık üzerine kurulu bir filmdir. Dostluğu ve aşkı da bu arada bir yerde anlatmıyor değil. İzlediğinizde sizi Amerika sokaklarındaki başka bir hayatın, başka bir dünyanın içine çekecektir.

Little Giants (Küçük Devler) (1994)

Tam bir aile filmidir. Komedi, spor, hikaye… Bu Amerikan Futbolu filminde başrolleri Rick Moranis ve Ed O’Neill paylaşmaktadır. Hikaye bir ağabey-kardeş ilişkisi arasında cereyan etmektedir. Ağabey Kevin çok ünlü bir Amerikan futbolu efsanesine dönüşmüş, emekli olmuş ve semtinde küçük çocuklar liginde koçluk yapmaktadır. Kardeşi Danny’nin ise yerel benzinliği vardır ve futbol oynamamıştır. Çocukluktan beri Kevin, Danny’e hep üstünlük taslamıştır ve genel olarak ünlü olduğu için büyüdükten sonra bile böyle devam etmektedir. Ta ki Danny, kendi takımını kurup ağabeyine savaş açana kadar. Müthiş eğlenceli bir film denilebilir. Bu film aslında Amerikan spor kültürünü ve spor ahlakını da çok iyi anlatmaktadır izleyen çocuklara.

Mighty Ducks üçlemesi (1992-94-96)

Başrolünde Emilio Estevez’in oynadığı bu seri bir buz hokeyi hikayesidir. Bu üçleme 90’lı yıllarda çok büyük bir fenomene dönüşmüştür. Koç Carter gibi esasında biraz… Yani bir koç hikayesidir. Bir semtte küçükler liginde bir buz hokeyi takımı kurulur ve herkesin hikayesi başka yöne doğru akar. Kısacası herkesin hayatı değişir. Koç Gordon Bombay ise sadece çocuklara buz hokeyini değil, aynı zamanda hayatın gerçeklerini ve nasıl daha iyi birer insan olabileceklerini öğretir. Biz zaten olduk olası koç veya öğretmen hikayelerini seviyoruz. Hababam Sınıfı’ndaki Mahmut Hoca, Hayat Bilgisi’ndeki Afet Öğretmen gibi.

Pride (Gurur) (2007)

Tek istedikleri şey yüzmekti ve insan yerine konulup saygı görmekti. Başrollerini Terrence Howard ve Bernie Mac’ın paylaştığı bu film bir dönem hikayesidir. Bir semt, fakir siyahi çocuklar ve onlara yüzme öğretmek isteyen bir antrenör. Irkçılığın çok şiddetli yaşandığı 1974 Amerika’sına götürüyor film bizi ve gerçek bir hikayeye dayanıyor. Terrence Howard’ın canlandırdığı Jim Ellis, yüzme öğrettiği çocuklarına bir baba gibi sahip çıkmaktadır ve onların eşit muamele görebilmesi kendini bir savaşın içine sokmuştur. Yürek burkan, acı, hüzünlü bu spor içerikli dramayı muhakkak izleyin. Dünya hakkında fikrinizi değiştireceğinden eminim.


Ara Gözbek kimdir?

Yayın hayatına 2005'te üniversite radyosu CIU FM'de başlayan Ara Gözbek aralıksız üç sene İngilizce ve Türkçe yayınlarla canlı radyo programı hazırladı ve sundu. 2005'te CNN Türk'te Frekans programında yapım asistanı ve muhabir olarak görev aldı. Gazeteciliğe ilk olarak 2006'da BirGün gazetesinde adım attı. BirGün'de Pazar eki ve spor bölümlerinde 400'den fazla makale yayınladı, ardından Türkiye'nin en çok takip edilen spor haber sitesi sporx.com yazarlığa devam etti. 2007 yazında staj yaptığı TRT'de “NBA Europe Live” adı altında NBA'in uluslararası projesinde TRT'yi NBA muhabiri olarak temsil etti. SporX TV'de “NBA ARA'SI” programını yaptı. Bunların dışında Taraf gazetesi, tempo24.com.tr ve birçok sitede makaleleri ve haberleri yayınlandı. Döneminde çok popüler bir radyo olan Metro FM'de pek çok programa konuk ve yorumcu olarak katıldı. sokaksesi.com sitesinin ve Android ile Apple'larda uygulaması da olan Sokak Sesi Radyosu'nu kurup burada uzun bir süre “underground” radyo yayınları yaptı. Halen Gazete Duvar'da yazmaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI