Asya’da bizi kurtaracak modeller var mı?

Cuma, 27 Mart, 2020
Kore ve Tayvan, katı karantina kuralları uygulamak yerine yaygın test uyguladılar ve virüsün yayılmasını bu şekilde önlediler. Bunda küçük ada ülkeleri olmaları dolayısıyla kamu yönetiminde nüfus baskısının olmaması, genel olarak daha gelişmiş ekonomiler olmalarının payı var.

Salgın başladıktan sonra umreye gidip gelenleri karantinaya almak için gecenin dördünde öğrencileri yurtlardan çıkaran Sağlık Bakanlığı, tüm ülkelerin ilk aldığı önlem olmasına rağmen okullar kapatıldıktan sonra eğitimin nasıl devam edeceğine dair bir strateji geliştirmemiş olan Eğitim Bakanlığı ve YÖK gibi örneklerle Türkiye’nin salgınla mücadeleye hazır olmadığı anlaşıldı. Koronavirüs Bilim Kurulu üyesi Prof. Dr. Alpay Azap “Hong Kong ve Singapur olma şansımızı kaybettik, tüm enerjimizi İtalya olmamaya harcamalıyız” dedi. Aslında salgına karşı toplumu korumanın yolu bir: İnsandan insana kolay geçen bu virüsün yayılmasını engellemek. Farklı olan, bu amaca ulaşmak için ülkelerin kullandıkları yöntemler.

Virüsün bir kişiden diğerine atlamasını önlemenin yolu araya mesafe koymak. Bu mesafelenme insanın günlük hayat pratiklerinden vazgeçmesini gerektiriyor. Bir diğer deyişle, karantinanın en önemli özelliği diğerlerini kurtarmak, kendini değil. O yüzden diğerkâmlık gerektiriyor. Asya ülkelerine baktığımızda sosyal mesafelenme kurallarına, karantina dahil kolaylıkla uyarken Avrupa ülkelerinde bunun uzun uzadıya bir mesele haline geldiğini gördük. Kameraya “bu yıl reşit oldum, bahar tatilinde sarhoş olmamı kimse engelleyemez” diye bağıran genç ve “canımız Allah’a emanet nasıl olsa” diyen Elazığ kapalı çarşı müşterisi ile gıkını çıkarmadan evlere kapanan Çinli komşularım arasındaki farkı nasıl açıklayacağız öyleyse?

Halk sağlığı uzun soluklu bir politika yapma ve uygulama süreci. En ideali sağlık sistemini ve kapsayıcılığını güçlendirmek. Ama salgın kapıya dayanınca, seçenekler hastalananlara iyi bakım vermekle daha çok kişinin hastalanmasını engellemek arasında. Çin gibi gelişmekte olan ülkeler, sağlık sistemi kapasiteleri yetersiz olduğu için, yayılmasını engellemeyi önceledi ve sıkı bir karantina sistemi uyguladı.

Kore ve Tayvan, katı karantina kuralları uygulamak yerine yaygın test uyguladılar ve virüsün yayılmasını bu şekilde önlediler. Bunda küçük ada ülkeleri olmaları dolayısıyla kamu yönetiminde nüfus baskısının olmaması, genel olarak daha gelişmiş ekonomiler olmalarının payı var. Ayrıca, süreci şeffaf yürütmeleri de halkın güvenini kazandı ve gönüllü sosyal mesafelenme oranını arttırdı. Ayrıca kişi başı 300 dolar civarı salgına bağlı yoksullaşma yardımı da insanların işe gitmekten vazgeçmesine yardımcı oldu. Benzer şekilde, Çin’de yerel hükümetler küçük esnafa ve işçilere yönelik maddi ve aynî yardım paketleri hazırladı.

Devletin maddi desteği halkın sosyal mesafelenmesinde tek sebep değil elbette. Pekin hükümetiyle sorunlu ilişkileri yüzünden, Hong Kong özerk bölgesinin hükümeti önlem almakta geç kaldı. Bunun üzerine, geçtiğimiz bir yılda aralıksız süren sokak protestolarında organize olmuş halk aktivist ağlarını mahalle dayanışmasına yöneltti. Sağlık gereçlerinin sağlanması ve dağıtılmasından, düzenli geliri olmayanların sosyal mesafelenmeye katılabilmesi için maddi desteğe kadar, karantinayı yerelde örgütledi. Vuhan’da da yerel sanatçılar, müzisyenler, çevre aktivistleri sağlık hizmetlerine erişimi kısıtlı olanlar için destek ağları kurdular.

Çin’de karantina kurallarının uygulanıp uygulanmadığını takip için yapay zeka teknolojileri çokça kullanıldı. Örneğin sokağa çıkma yasağı olan yerlerde drone’lar gezdirildi, daha esnek olan yerlerde kişilerin dışarı çıkma, toplu taşıma araçlarını kullanma gibi haklarını kısıtlayan ya da serbest bırakan telefon uygulamaları kullanıldı. Bu tür önlemler henüz salgın dünyayı sarmadığı zamanda Çin’in otoriter yönetiminin aşırıya kaçan uygulamaları olarak değerlendirildi. Sonrasında sağlam demokrasiler olan Kore ve Tayvan da bu tür telefon uygulamaları kullanmaya başladı. Geldiğimiz noktada ABD’nin Kaliforniya eyaleti Çin’den getirttiği drone’larla sokağa çıkma yasağını kontrol ediyor ve Avrupa kişilerin mobilitelerine karar veren telefon uygulamalarının “etik kaygılara uyumlu” versiyonunu üretmeye çalışıyor. Yapay zeka teknolojilerinin gözetleyici devlet saiklerine hizmet etmeden kriz yönetimi için kullanılabilmesi için bu yazıda bahsettiğim toplumsal dinamikler önem taşıyor.

 


Ceren Ergenç kimdir?

ODTÜ kökenlidir. Liverpool Üniversitesi Çin kampüsü’nün Çin Çalışmaları bölümünde doçent. Çalışma alanı Çin ve Doğu Asya odağında karşılaştırmalı siyasetbilimidir. Çin, Hindistan ve ASEAN siyaseti, Türkiye-Çin ilişkileri, ve uluslararası ilişkilere dair yeni kavramsal ve yöntemsel tartışmalar üzerine makale ve kitap derlemeleri var.

YAZARIN DİĞER YAZILARI