‘İdlib Başkomutanlık Muharebesi’ ve üç maddelik çıktı!

Pazartesi, 9 Mart, 2020
Ateşin kesilmesini değil terör örgütlerine karşı ateşin sürmesini temin eden mutabakat, Suriye ordusunun kazandığı ve M-4 açılırsa kazanacağı 12 kilometrelik güvenli koridorla birlikte yeni bir statüko oluşturuyor. Bu da geçici. 

‘Hezimet’ hesapsızca ilan ettiğiniz hedeflerin gerisine düşmenizdir. 2011’den beri iktidarın sandukasında bundan bolca birikti. Sonuncusu binlerce askerin ateşin içine sürüldüğü İdlib savaşından geldi.
5 Mart Moskova Mutabakatı sadece bir askeri harekâtın ne kadar kötü planlandığını, askerlerin canlarının nasıl hiçe sayıldığını, ülkenin ne denli küçük düşürüldüğünü ve dış siyasetin hepten şantajcılığa indirgendiğini göstermedi, aynı zamanda amacı deklare edilmiş Bahar Kalkanı için hezimeti tescil etti.
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, “Rejim şubat sonuna kadar çekilmezse biz bu işi yapacağız” diye ihtar vere vere Rusya lideri Vladimir Putin’le temas kurdu ve nihayetinde Moskova’ya gitti.
Savunma Bakanı Hulusi Akar, “Bu rejim defolup gidene kadar bu iş sürecek” diyecek kadar iddialıydı.
İktidarın sacayağı MHP lideri Devlet Bahçeli, “Türk milleti Şam’a girmeyi şimdiden planlamalı, Esad gitmeli” sözleriyle İslamcıların Emevi Camii metaforuna ‘ülküdaş’ güncellemesi yaptı.
Diyanet, Fetih hutbesiyle resmi tamamladı.
Sonuç? Onlarca eve ateş düşüren hamaset ve kibir, 5 Mart’ta ‘Çar’ın boy aynasında üç maddelik bir mutabakata dönüştü. Rusya’ya handiyse savaş açanlar şimdi şükür secdesindeler: “Türk-Rus ilişkileri kurtuldu.”

***

Erdoğan dönüşte maiyetindeki ‘yazıcıların’ sorularını yanıtlarken mutabakatı en az 10 kez ‘ateşkes’ olarak tanımlıyor. Aydın Sezer’in ısrarla dikkat çektiği üzere ortak metnin ilk cümlesinde, “Türkiye ve Rusya’nın Suriye Arap Cumhuriyeti’ndeki ateşkes rejiminin garantörleri olduğu” belirtilse de mutabık kalınan maddelerde ‘ateşkes’ ifadesi geçmiyor. Aksine 17 Eylül 2018 tarihli Soçi Mutabakatı’nda olduğu gibi son mutabakatta da öngörülen bazı hedefler ateşkesi değil kaçınılmaz olarak ateşin sürmesini icat ettiriyor.

Metinde, “temas hattı boyunca tüm askeri faaliyetlerin durdurulmasından” bahsediliyor. Bu maddenin muhatabı evvela ordularıyla işin içinde olan Türkiye, Suriye ve Rusya. Ama Şam yönetimi mutabakatın masadaki tarafı değil. Rusya Suriye’nin, Türkiye de silahlı örgütlerin garantörü olarak imzacı! Rusya’nın Şam üzerindeki nüfuzunun etkisi dışında ne Astana ne Soçi ne de Moskova mutabakatının Suriye açısından bağlayıcılığı bulunmuyor. Haliyle Erdoğan, dönüp Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’na, “Şu anda Esed ile konuşuldu değil mi?” diye sorma ihtiyacı duyuyor.
Elbette Suriye mutabakatı reddetme gibi bir pozisyonda değil. Putin’in bilgilendirdiği Suriye lideri Beşşar el Esad memnuniyetini dile getiriyor. Nedeni, Erdoğan’ın hesabına yazdırılan hezimetle izah buluyor:
– Mutabakata göre Suriye ordusu M-5 dahil son iki ayda girdiği hiçbir yerden çekilmeyecek.
– Üstelik Türk askerinin yığınak yaptığı M-4 otoyolu da temizlenecek.
– Otoyolun iki tarafından 6 km. derinliğinde güvenli koridor tesis edilecek.
Yani Esad açısından elde edilen zaferler tescil edildiği gibi yeni bir kazanım da vaat ediliyor.
Bununla birlikte Şam’ın boğazına da kılçık etkisi yayan noktalar var: M-4 açılınca Türk-Rus ortak devriyesi başlayacak. Ama bu, “Otoyol eninde sonunda Suriye devletine devredilecek” diye de okunabilir.

***

Otoyolun temizlenmesi, Türkiye’nin silah, mühimmat, zırhlı araç vermekle kalmayıp doğrudan TSK’nin ateş gücüyle kalkan olduğu silahlı grupların alandan çıkarılmasını gerektiriyor. Bu nasıl olacak? Rus ve Türk savunma bakanlıkları koridora dair esasları 12 Mart’a kadar belirleyecek.

Soçi Mutabakatı’nın akıbetinden hareketle kaçınılmaz operasyonun, garantör ülke olarak taahhüt altına girmiş bulunan Türkiye tarafından yürütülmeyeceği öngörülebilir. Bu durumda Rusya ve İran’ın desteğiyle Suriye ordusu otoyolu açmaya çalışacaktır. Otoyolu Suriye ordusu açtıktan sonra da Türkiye’ye, “Buyurun gelin kontrol sizindir” demelerini beklemek fazla iyimserlik olur.
Beri taraftan mutabakatta, “sivillerin ve sivil altyapının hedef alınmasının mazur görülemeyeceği” de belirtiliyor. Erdoğan’ın Suriye ordusuna karşı koyma gerekçesi bulabilmek için mutabakata eklettiğini düşündüğümüz bir madde. Fakat açılması vaat edilen yol üzerinde Neyrap, Eriha ve Cisr el Şuğur gibi kasabalar var. Özellikle Cisr el Şuğur yabancı cihatçıların yoğunlaştığı bir yer. Kimse bu örgütlerin çatışmadan çekilmesini beklemiyor. Bütün dünyanın gözü bunların üzerinde. Bunlar kamp kuracakları yeni bir sıcak bölge bulamadıkları takdirde savaşmaya devam edebilirler. Ateşin neden kesilmeyeceğine dair sorunun birinci yanıtı otoyol ve yolu tutan örgütlerin durumunda yatıyor.

Mutabakat silahlı örgütler için bağlayıcı değil. Dahası asıl muhatap pozisyonunda olan Heyet Tahrir el Şam (HTŞ) ve diğer cihatçı örgütler bu mutabakatta ‘ortadan kaldırılması hedeflenen gruplar’ sınıfında yer alıyor. Malum, önceki mutabakatlarda olduğu gibi son mutabakatta da BM Güvenlik Konseyi tarafından terörist olarak tanımlanan tüm grupların ortadan kaldırılması yönündeki kararlılıklar yineleniyor.

HTŞ ve diğerleri mutabakatı reddettiği için tarafları yine çatışma bekliyor. HTŞ, “Mutabakatta işgalci Rusya’nın saldırmak için kullanacağı belirsiz, gevşek ve değişken ifadeler ve yerine getirilemeyecek koşullar bulunduğunu” belirtip tutumunu şöyle deklare etti: “Suriye rejimi devrilinceye kadar barış ya da güvenlik olmayacak.”

“Ateş neden kesilmez” sorusunun ikinci yanıtı da işte burada.

Mutabakatta TSK’nin girdiği yerlere kaymakam, imam, polis, öğretmen atayarak Konya muamelesi yapan Erdoğan’ın fetihçi heveslerine yanıt niteliğinde bir madde daha var. Orada da taraflar, “Suriye Arap Cumhuriyeti’nin egemenliğine, bağımsızlığına, birliğine ve toprak bütünlüğüne olan kuvvetli taahhütlerini yineliyor.”

Gözlem noktalarının akıbetine dair pazarlıklar mutabakata bir kelime olsun yansımadı. Gerilimi düşürme bölgelerinin oluşturulmasını öngören Astana Mutabakatı ve İdlib’deki işleyişi düzenleyen Soçi Mutabakatı uygulanabilirliğini tamamen yitirdiği halde Erdoğan, Türk askeri gözlem noktalarının korunacağını belirtiyor. Halbuki Suriye ordusunun kontrol ettiği yerlerde üsleri tutmak Türk askerini kendi eliyle rehine bırakmaktan farksız. Bu üsler artık Türkiye’nin caydırıcı unsurları değil Suriye’nin elinde birer koza dönüşüyor.

***

Maalesef Suriye topraklarının Suriye ordusunun kontrolüne geçmesini önleyen saplantılı bir politika onlarca askerin yaşamına mal oldu. Moskova Mutabakatı’ndan sonra da kuvvetle muhtemel bu senaryo tekrarlanacak. Silahlı gruplar salvolarına devam edecek, Suriye kendi topraklarını kontrol altına alma hedefinden vazgeçmeyecek, Türkiye göç baskısını öne sürüp buna karşı bariyer olacak, gerilim Türk-Rus ilişkilerini türbülansa sokacak şekilde tavan yapacak, maazallah yine kayıplar verilecek, Kremlin Sarayı’nın kapısı aşındırılacak ve ilişkileri tekrar ipten döndüren bir mutabakat daha imzalanacak. Bu kısır döngüyü sorgulayan her vatan evladı da susturulacak.
Yine de Erdoğan, “İşi o kadar sağlama aldık ki her an Sayın Başkan’la (Putin) irtibat halinde olacağım” diyecek kadar krizin bittiğinden emin. Türkiye destekli milisleri tamamen silmeye ve Suriye ordusunu sınırlara çıkarmaya kararlı olan Putin’in yol haritasıyla taban tabana zıt bir strateji için yine Putin’e bel bağlayan bir akıl kendini tekrarlıyor. Erdoğan mutabakatın uygulanabilirliğini de Rus garantörlüğünde görüyor: “Rejim zaten Rusya’dan gelecek herhangi bir talimata karşı çok fazla direnmez.”

Bunca beladan sonra Rusya ile Suriye arasındaki ilişkinin kodlarını zerre miktarda çözebilmiş değiller.

***

Velhasıl Moskova’ya gidip Suriye ordusunun kazanımlarını bir belgeye dönüştürüp döndüler. Niçin gittikleri belli olmayan ve Putin’in el işaretine bakan bakanların huzurdaki tuhaf dizilişi, protokoldeki ince ama ağır göndermeler, Erdoğan’ın Rus bakanlarla konuşurken Çavuşoğlu ile ‘nedensiz’ tokalaşması İdlib’deki akıl, izan ve vicdan karşıtı harekâtın Türkiye’yi masada düşürdüğü rezillikler olarak da tarihe geçti.
Ateşin kesilmesini değil terör örgütlerine karşı ateşin sürmesini temin eden mutabakat, Suriye ordusunun kazandığı ve M-4 açılırsa kazanacağı 12 kilometrelik güvenli koridorla birlikte yeni bir statüko oluşturuyor. Bu da geçici. Sonraki senaryo muhtemelen şudur: İdlib kent merkezini de alıp ateşkes hattını Adana Mutabakatı’nı kullanarak 5-10 kilometrelik bir koridora koymak.
Efelene efelene, diklene diklene, bağıra bağıra hezimet biriktirmek nasıl bir başarıdır? Bu övüncü tanımlamak için kapısını çaldığım lügat da, “Yeter, bana gelme” diyor.
Moskova görüntüsü aklı başında herkesin hanesine utançtan bir pay bıraktı fakat müsebbipleri pek nasipsiz be mirim!


Fehim Taştekin kimdir?

İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden mezun oldu. Gazeteciliğe 1994’te muhabir olarak başladı. Yeni Şafak, Son Çağrı, Yeni Ufuk, Tercüman, Radikal ve Hürriyet gazetelerinde çalıştı. Bir dönem Ajans Kafkas’ın kurucu editörü olarak Kafkasya üzerine çalışmalar yürüttü. Kapatılıncaya dek İMC TV’de dış politika programları yaptı. Gazete Duvar ve Al Monitor’da köşe yazılarına devam ediyor. “Suriye: Yıkıl Git, Diren Kal”, “Rojava: Kürtlerin Zamanı” ve “Karanlık Çöktüğünde” adlı kitaplara imza attı.

YAZARIN DİĞER YAZILARI