Kerem Bumin
Kerem Bumin

Downhill: Yokuş aşağı giden ilişkiler…

Cuma, 6 Mart, 2020
Filmin oyunculuk açısından ciddi yükünü taşıyan Will Ferrell ve Julia-Louis-Dreyfus aralarında iyi bir kimya oluşturmuşlar. Beyaz perdeye çok güzel bir şekilde yansıyan bir ortak çalışma içerisindeler. Bu ikilinin dışında Miranda Otto da patavatsız ve ‘erkek delisi’ biraz dengesiz otel müdürü rolünde hoş bir kompozisyon çiziyor.

Bu hafta sinema salonlarımıza uğrayan, Nat Faxon-Jim Rash ikilisinin son yapımı ‘Downhill’ aslında zamanında ses getirmiş İsveç filmi ‘Turist’in (Force Majeure’ün) biraz ‘light’ hale getirilmiş versiyonu gibi dursa da yine de düzeyli, ucuz esprilere başvurmayan, evlilik kurumuna ve ilişkilere ince ve ironik bir bakış atan, hoş bir film olarak nitelendirilebilir…

İsveçli yönetmen Ruben Ostlund’un orijinal filmindeki ağır dram ve ‘kriz’ havası, en azından o kadar ‘sert’ bir şekilde kendini hissettirmiyor ve film sık sık ‘komedi’ yanını hatırlatıyor ama karşımızda olan da kesinlikle basit ‘romantik komediye’ veya ‘aile komedisine’ kayan bir yapım değil…

Pete ve Billie, görünürde huzurlu ve sakin bir evlilik yaşayan, orta yaşlı, iki çocuklu aile kurmuş bir çifttir. Birlikte kayak yapmak ve dinlenmek için geldikleri Alp Dağları’ndaki otelde, sıradan geçen ilk günlerin ardından, bir öğlenden sonra kontrollü olarak ‘patlatılan’ bir çığ (!) kontrolden çıkıp, yemek yemekte oldukları otelin terasındaki bütün müşterilerin üzerinden geçer. Bu sırada yerinde oturup çocuklarını koruyan Billie, eşi Pete’in tam o sırada cep telefonunu alıp içeri kaçtığını fark edecektir. İlk şok atlatıldıktan sonra pek dillendirilmeyen ama unutulmayan bu olay sonraki günlerde çiftin birbirlerini ve birlikteliklerini sorgulamalarına yol açacaktır…

HUZURLU ÇİFTİN HUZURSUZLUKLARI…

Aslında filmin ‘kırılma’ noktası olan ‘çığ’ sekansına kadar, ciddi anlamda şaşırtıcı olay veya eylem görmüyoruz. Doğal olarak başkarakterleri ve ortamı tanıtan bu giriş bölümü gereksiz uzatmalardan kaçınarak, belli bir tempoda, her tarafı karlı ve buzlu ‘boş’ tatil ortamında asıl yeri dolduracak ‘model’ aileyi seyircilerle tanıştırıyor. Onlu yaşlarda iki oğulları olan Pete ve Billie çifti her ne kadar huzurlu, sakin ve genel olarak memnun görünseler ve mutlu bir evliliği sürdürüyor gibi dursalar da, daha ilk ‘ailecek’ fotoğraf çektirme sekansı bize, aile içinde hafifçe ‘fokurdayan’ bir çekişme, dalaşma ve iletişimsizlik sinyallerini veriyor. Ailenin babası Pete’in 8 ay önce babasını kaybetmesi, sürekli mesajlaştığı arkadaşının Billie’yi rahatsız etmesi, Pete’in oğullarıyla arada yaşadığı iletişimsizlik, ailenin biraz hassas ve kırılgan bir dönemden geçtiğini hafif bir şekilde hissettiriyor. Ancak sonuç olarak bu hassas dönem aile ‘çığ’ tehlikesi yaşayana kadar ciddi bir çatlak vermiyor.

WOODY ALLEN SİNEMASINA ‘GÖZ KIRPMALAR’…

‘Yokuş Aşağı’ ister istemez Woody Allen filmlerini hatırlatan sekanslar da barındırıyor. Zaten ‘evli çiftlerin birbirlerini ve evliliklerini sorgulamalarının’ Allen’ın fetiş teması olmasının yanı sıra, hikayeye sonradan katılan ‘eksantrik’ otel müdürü Charlotte veya çekici, genç, İtalyan kayak eğitmeni Guglielmo gibi yan karakterler de, yine yönetmenin sinemasından ‘fırlamış’ ve hikayeyi zenginleştirmek için kullanılmış gibi duruyor…

Bunun yanında, bütün bu tema ve senaryo çatısı benzerliklerine rağmen ‘Downhill’ nadiren Allen filmlerinin derinliğine iniyor. Filmde kendini hissettiren mizah dozu benzer esintiler taşısa da, Allen’ın filmlerinde sorguladığı inanç, din, Tanrı, Yahudilik gibi temalar ve bunların etrafında şekillenen entelektüel konuşmaları, tartışmaları bu filmde pek görmüyoruz, daha çok hikayeye sonradan katılan aykırı karakterlerin ana çiftin hayatını etkilemesini izliyoruz. Filmdeki mizah düzeyi asla ucuza kaçmıyor ve konuşmalar özellikle ‘çığ’ olayından sonra çok ciddi gerilimli noktalara çıkıyor ancak bu sorgulamalar, ‘Sorumluluk, cesaret ve aile babası görevi’ gibi Allen sinemasına göre daha basit, somut ve net konular etrafında şekilleniyor.

Bütün bu göreceli ‘içerik’ basitliğine rağmen diyaloglar, eylemler ve karakterlerin duygusal olarak değişik yönlere savrulmaları, geçici olarak da olsa kendilerine uzak ‘limanlara’ sığınmaları, hiçbir anda ‘klişe’ gibi görünmüyor, biz de romantik komedilerin klasik şablonlarından kendimizi uzak hissediyoruz…

Bu, mesaj açısından çok derinlerde dolaşmayan ama belli bir düzey tutturan yapım olayları daha da köpürtmek ve durumları daha da komik hale getirmek için bir ‘zorlama’ olayına girmiyor. Kuşkusuz Pete ve Billie birbirinden uzaklaşıyor ve bu, aile ortamında ciddi bir huzursuzluk yaratıyor. Ancak bu kriz, bazı tepkiler dile getirildikten sonra iki taraf açısından ufak duygusal kaçamaklarla aşılıyor. Billie ‘solo’ olarak kayak yaptığı bir günde genç ve yakışıklı İtalyan eğitmeniyle romantik bir an yaşıyor, Pete ise ‘stilini’ çok beğendini itiraf eden genç kızlara, yaşına uygun olmayan çapkın ve davetkar bakışlar atıyor ancak bu eylemler asla klasik bir ‘aldatmaya’ dönüşmüyor. Bu sayede, bu masum ve ileriye gitmeyen ufak ‘kaçamaklar’ filmin dozunda anlatımında yerlerini rahatça buluyor.

Filmin oyunculuk açısından ciddi yükünü taşıyan Will Ferrell ve Julia-Louis-Dreyfus aralarında iyi bir kimya oluşturmuşlar. Ne daha önce birçok komedi filminde (Allen filmi dahil!) yeteneğini kanıtlamış Ferrell, ne de özellikle ‘Seinfeld’ dizisiyle aklımızda yer tutmuş Dreyfus, oyunculuk olarak birbirlerinin önüne geçmeye çalışmıyorlar. Beyaz perdeye çok güzel bir şekilde yansıyan bir ortak çalışma içerisindeler. Bu ikilinin dışında Miranda Otto da patavatsız ve ‘erkek delisi’ biraz dengesiz otel müdürü rolünde hoş bir kompozisyon çiziyor.

Sonuç olarak ‘Downhill’ inişler ve çıkışlar yaşayan bir ailenin krizini ’dramatik’ bir havaya bürünmeden dozunda bir biçim ve mizahla anlatan bir yapım. Tabii ki böyle bir konunun daha ağır ve ciddi ele alınması gerektiğini savunan ve orijinal filmi tercih edenler olacaktır ancak bizce bu filmin basmakalıp bir biçimden ve duygusal tuzaklara düşmeden yakaladığı başarı da az şey değil. Tam anlamıyla ‘Hoş’ bir film!

DOWNHILL / YOKUŞ AŞAĞI

Yönetmenler: Nat Faxon, Jim Rash

Oyuncular: Will Ferrell, Julia-Louis Dreyfus, Miranda Otto, Zach Woods, Matt Lindquist, Kristofer Hivju, Zoe Chao, Julian Grey. Ammon Jacob Ford…

Ülke: ABD


Kerem Bumin kimdir?

1976 yılında Paris'te doğdu. 1994 yılında İzmir Özel Saint-Joseph Lisesinden mezun oldu. 1996-2000 yılları arasında Strasbourg Sosyal Bilimler Fakültesinde (USHS) Tarih ve Edebiyat bölümlerinde okudu. Ardından 2000 yılında İstanbul'a geri dönüp 2004 yılında Bilgi Üniversitesi Sinema/ Televizyon bölümünden mezun oldu. 2004 yılından itibaren çeşitli uzun ve kısa metrajlı sinema filmlerinde ve Belgesel filmlerde yardımcı yönetmen olarak görev aldı. Semih Kaplanoglu'nun 'Süt' adındaki sinema filminin ekibinde yer aldı. Son birkaç yıldır Yunan yönetmen Angelos Abazoğlu ile birlikte, Arte kanalı için Belgesel filmler üzerinde çalışmaya devam ediyor . Yaklaşık iki senedir Gazeteduvar'da sinema filmleri üzerine eleştiriler yazıyor .

YAZARIN DİĞER YAZILARI