‘John Wick’ten ‘1917’ye

Cuma, 21 Şubat, 2020
“1917” savaş hakkında bize ne söylemiştir? Savaşın insan ruhunda yarattıklarına dair cümlesi nedir? Savaşın taraflarına dair nasıl bir arka plan sunmuştur? Hakkını yemeyelim, son dönemdeki İngiliz yapımı birçok savaş filminin ruhuna uygun olarak Almanlara ‘canavarca hisler’ bahşetmekten geri durmuyor film.

Gösterim haklarını satın alan şirketin ticari basiretsizliğinden dolayı Türkiye’de vizyona sokulmayan “1917”nin bir savaş filmlerinden çok aksiyon şahikası “John Wick”i anımsatmasında, filmde bir tek tasarıma hayran kalmamızda tuhaf bir yan yok mu? “Sana öyle gelmiş” diyebilirsiniz. İzah edeyim o vakit…

Oscar’a kadar büyük ödüllerin çoğunu toplayan, buraya da en büyük favori olarak gelen Sam Mendes imzalı “1917”, sinema dünyasında “Parazit” ile birlikte yılın en çok konuşulan yapımlarından birisiydi. Bunda ne hikayesinin çarpıcılığı ne oyuncularının göz alıcı performansı etkiliydi. Hikayenin senaryo dalında neden aday olduğu bile tartışma götürür kanımca. En nihayetinde biz sinemada görme fırsatı bulamamamıza rağmen “1917”yi cazibeli yapan şey görkemli görselliği ve izleyeni hayrete düşüren tasarımı. “Bunu nasıl çektiniz” sorusunun seyir boyunca izleyiciyi bırakmadığı bir ‘deneyim” film. Roger Deakins’in bir kez daha bileğinin hakkıyla görüntü yönetmeni Oscar’ını almasında şaşılacak bir durum yok. Merak edenler “bunu nasıl çektiniz” sorusuna bazı yanıtları bulabilir internet ortamlarında. Ama “nasıl çektiniz” sorusuna yanıt bulabilsek de, “neden böyle çektiniz” sorusu orta yerde duruyor. Yönetmenin buna “çünkü yapabiliyorum” dışında bir cevabı vardır muhtemelen.

“1917”yi ‘savaş filmi’ kategorisinde değerlendirmek oldukça güç. Daha çok bilgisayar oyunu senaryosunu andırıyor. Bilgisayar oyunundaki eli silahlı karakterimizin, bölüm bölüm ilerleyişine tanıklık ediyoruz ve çevreyle ilgilenmek yerine “bunu nasıl tasarlamışlar” diye şaşırıp kalıyoruz bir yandan da. Ki, oyunlardaki karakterlerin hayatından filmdekilerden daha çok endişelendiğimizi bile söyleyebilirim. Nihayetinde en sonda değil ama bir öncesinde “bölüm sonu canavarı” da çıkıyor. Hal böyle olunca karakterlerimizin elinde bir hedef ve çizilmiş yoldan başka bir şey kalmıyor. Onlar da kendilerine çizilen bu yolda düşe kalka, bata çıka, dövüşe vuruşa ilerleyerek bölümü bitirmeye çalışıyorlar sanki.

Sam Mendes-Roger Deakins ikilisinin tek plan gibi tasarladığı filmin iki ana karakteri Blake ve Schofield’in gerçekten de zamana karşı bu koşturmacası hiç soluklanmadığı için onları tanıma fırsatımız da olmuyor. Evet, karakterlerin motivasyonu hakkında fikrimiz olsa da, onlara bu motivasyonu sağlayan kişiliklerine dair hiçbir alan açılmıyor. Zaten böylesi bir temponun içinde, seyirciyi sürekli şaşırtarak, kendisine hayran bırakarak ilerleyen bir görselliğin çevrelediği bir atmosferde buna olanak da yok.

Mesela “1917” savaş hakkında bize ne söylemiştir? Savaşın insan ruhunda yarattıklarına dair cümlesi nedir? Savaşın taraflarına dair nasıl bir arka plan sunmuştur? Hakkını yemeyelim, son dönemdeki İngiliz yapımı birçok savaş filminin ruhuna uygun olarak Almanlara ‘canavarca hisler’ bahşetmekten geri durmuyor film. Burada da her Alman birilerini öldürmek için yanıp tutuşan karakterler olarak tarif ediliyor ki, bu temsil tartışılmaya muhtaç. Bundan sonra daha dikkatli bakarsanız, Nazi öncesi dönemi anlatan savaş filmlerinde bile Alman askerlerine dair estetiğin Nazi askerleri gibi kurgulandığını göreceksiniz.

Yazının başına dönersek. “1917”, kendisine bir hedef belirleyen ve o hedefe ulaşmasına engel teşkil edecek her şeyi yok eden karakterimiz Jonh Wick’i daha çok andırıyor hikaye izleği açısından. Blake ve Schofield’in Wick kadar gözü kara olmamaları bunu değiştirmiyor. “John Wick”e hayran olmamızın nedeni koreografisinin, mekân ve görsel tasarımının etkileyiciliğinin yanında Keanu Reeves’in ‘karizması’ydı kuşkusuz. “1917” mekân ve görsel tasarımı açısından bizi kendisine hayran bıraksa da başka türlü karizmalardan yoksun olduğu kesin. Üstelik John Wick’i harekete geçiren şey son derece basitti: “Köpeğimi öldürdünüz”. Büyük nedenler olmadığı için büyük anlamlara da ihtiyaç duymuyordu. Ama “1917” büyük bir neden ortaya koyduğu için, büyük anlam beklentisine de sokabiliyor seyircisini ister istemez.

Bütün alanlar ve nesnelerle kurulan ilişkide hazzın merkezde olduğu bir çağda, biçimin öne çıkması çok anlaşılabilir bir yandan. Biçimin bu kadar övüldüğü bir çağda (hele de sinema gibi biçim üzerine inşa edilen bir sanatta) yönetmenlerin de bunun üzerine kafa yorması normalmiş gibi geliyor. Ancak biçimin kendisinin bu kadar amaç haline gelmesi, biçimin yaratacağı etkiyi düşünmenin verdiği hazzın ‘içerik’i çok geri planlara itmesi giderek ciddi bir eğilim haline geliyor sinemada kanımca.

Bambaşka türler ve iddialarla yola çıkılsa da “John Wick” ile “1917”yi ‘aynılaştıran’ dil, ilk başta çok heyecan verici gelse de aslında ‘tek boyutlu’ bir yönelimi işaret etmez mi?

Hele de ‘tüketici’ bunu ısrarla istemeyi sürdürüyorsa!

1917

YÖNETMEN: Sam Mendes
OYUNCULAR: George MacKay, Dean-Charles Chapman, Mark Strong, Colin Firth
YAPIM: 2019 ABD, İngiltere
SÜRE: 119 dk.

YAZARIN DİĞER YAZILARI