Türkiye'de 'kadın hakem' olmak: Seçim Demirel

Cumartesi, 8 Şubat, 2020
Türkiye'nin eski FIFA kokartlı kadın hakemi Seçim Demirel, kadın hakem olmanın zorluklarını ve Türkiye'deki hakem tartışmalarını anlattı.

Hem atletik, hem entelektüel. Bir o kadar da ‘cool’ bir kadın. Onun adı Seçim Demirel. O, Türkiye’nin eski FIFA kokartlı kadın hakemi. Hem Türkiye’de “kadın hakem” olmayı konuştuk, hem genel futbol iklimimizi masaya yatırdık. Ben her şeyi sordum, o da açık açık anlattı.

Hocam bir gün “hakem olacağım” diye bir hayaliniz var mıydı? Nasıl karar verdiniz? Mesela çocukken “Ben hakem olacağım” dediğinizde babanız “Ya kızım ne işin var hakemlik, makemlik” diye tepki vermiş miydi?

Aslında her şey futbola ilgimle başladı. Henüz çocukken futbolla çok fazla ilgilenen akrabalarım vardı. Onlarla birlikte olduğum ortamlarda sürekli maç izliyorlardı. Ben de onlarla maç izliyordum. İzledikçe de merakım gelişti ve en nihayetinde bir takımın taraftarı oldum, şimdi ismini söylemeyeyim. Doğru olmaz herhalde?! O takımın maçlarını da takip etmeye başladım doğal olarak. Liseyi bitirdikten sonra üniversitede beden eğitimi bölümünü kazandım. Orada okurken hep futbol oynama merakım vardı.

Malatya’da yaşıyordum ve Malatyalıyım. Malatya’da da kadın futbol takımı mevcut değildi. Ama sürekli hocalarıma, arkadaşlarıma soruyordum; “Ben futbol oynamak istiyorum, ne yapabilirim?” diye. O dönemde de Türkiye’de kadın futbolu pek gelişmiş değildi. Duyuyordum tabii ama bir milli takım olduğunu, kadın takımları olduğunu. Genellikle İzmir, Ankara ve İstanbul’da oluyordu. Tam ben de “Ne yapabilirim?” diye düşünürken  bir gün okulun panosunda ‘futbol hakemliği kursu’ diye bir ilan gördüm.

Futbol oynayamıyordum ama “Madem futbol hakemliği açılıyor, ben de futbol hakemi olayım ve böylelikle futbola bir şekilde giriş yapayım” dedim kendi kendime. Hemen başvuru yaptım. Bu da Hakemler Derneği’nin bir başvurusuymuş. Bir adres vermişlerdi, ben de o adrese gittim ve “Ben hakem olmak istiyorum” dedim. Çok şaşırmışlardı. Çünkü hiçbir kadın başvurmamıştı o kursa. İsmimi hemen yazdılar ve “Size haber vereceğiz” dediler. Malatyaspor tesislerinde başlayan kursa gittim. Bir haftalık eğitim yapıldı. Benim atletik yapım ve atletik performansım çok iyiydi. Tabii futbola meraklı olduğum için kurallara da hakimdim aslında.

Şöyle söylemler vardır kamuoyunda: “Şu hakem bu takımlı” diye Bir hakem takım tutmasa, yani futbola ilgi duymasa zaten ne işi olabilir ki hakemlikte? Neden futbolun içinde yer alsın? 

Kesinlikle. Hangi hakem “Ben takım tutmuyorum” diyorsa, yalan söylüyordur. Hakemler takım tutabilir zaten ama taraf tutmaz. Tutmamalıdır.

Zaten bir hakem hangi takımı tutarsa tutsun sahaya çıktığında onun için Beşiktaş, Galatasaray, Fenerbahçe kalmıyor öyle değil mi? O hakem için beyaz konçlular ile kırmızı konçlular…

Aynen, kesinlikle öyle. Çünkü bir hakem olarak o maçı başarıyla yönetip bitirmek ve yeniden maç alabilmek istiyorsunuz. Hakemin beslendiği tek şey maçtır. Ne kadar maç yönetirsen o kadar mutlu oluyorsun.

Ülkemizde futbolun erkek hegemonyasında olduğunu biliyoruz. Tamamen erkeklerin oluşturduğu bir futbol iklimi yaşanıyor. Türkiye’de ‘kadın hakem olmak’ nasıl bir şey? 

Çok zor tabii. Hiç kolay değil. Ben de çok çok zorlandım o süreçlerden geçerken. Biliyorsunuz bahsetmiştim. Malatya’daydım ve o zamanlar bırakın bir kadının futbol maçını yönetmesini, şort giyip sahaya çıkması bile inanılmaz zordu. İlk zamanlar müthiş tepki almıştım. Çok olumsuz tepkiler aldım. İşte “bunun burada ne işi var”, “kadın bu, maç yönetemez”, “gitsin, istemiyoruz, maçlarımıza çıkmasın” diye tepkiler bile almıştım. Ama zamanla ben o inatla maçlara çıkmaya başladıkça onlar da alışmaya başladılar. Tabii daha sonra Kocaeli’ye geldim, İstanbul ve İzmir’de maç yönetmeye başlamıştım. Ama inanın bu algılar hiçbir yerde değişmiyor. Doğu’ymuş, Batı’ymış, hiç fark etmiyor. Kadınsan eğer bu işi bilmiyorsun, bu işten anlamıyorsun. Zaten hakem arkadaşlar içerisinde de seni rakip olarak görüyorlar; “Kadınsın sen, kenarda bekle, biz ilerleyelim, biz devam edelim” gibi bir anlayış var. Hiçbir şekilde kabul görmüyorlar yani burası kesin. Ben hakemliği bıraktım. Son gün bile o ayrımcılığı, o cinsiyetçiliği hep yaşadım. Hiçbir zaman da erkeklerle de eşit bir şekilde hakemlik yapamadım.

Peki dünyada ‘kadın hakem olmak’ nasıl bir şey? Yani Türkiye’deki yaşanılan zorluklar dünyada benzeri yaşanıyor mu? 

Şimdi şöyle; bazı ülkeler var, bunlar gelişmiş ülkeler. Yurt dışına maç yönetmeye gittiğimizde kendi aramızda bu konuları konuşurduk.

Hani bir tabir vardır ya “başkasının mahallesinde top oynamak” diye. Futbol o kadar erkek hegemonyasındaki kadınları bu iklimde tam olarak böyle konuma itmiyorlar mı?

Aynen öyle. Kesinlikle. Çok güzel ve yerinde bir benzetme oldu bu. Gerçekten böyle. Avrupa’da ve hatta dünyada futbol genel olarak erkek hegemonyasında olan bir spor dalı. Ama bazen bazı anlayış farklılıkları var. Mesela Almanya bunu aşmış durumda. Almanya’da kadın ya da erkek olmak hiç önemli değil. İsviçre gibi, Norveç gibi ülkelerde daha rahat bu işler. Ama bizim kültürümüze yakın ülkelerde tabi ki çok daha zor.

Mesela voleybol için ‘kadın sporu’ der bazı insanlar. Keza kadınlar voleybolu gerçekten çok popülerdir. Kadın voleybolunda da görüyoruz hakemler genelde erkek oluyor. Federasyon başkanı bir erkek oluyor. Enteresan değil mi?

Kesinlikle, öyle. Gerçekten enteresan. Artık erkekler yönetmeyi çok fazla mı seviyor, bilemiyorum.

Demirel: Bizde ‘hakem konuşmak’ asla bitmeyecek. Bundan son derece eminim. Bu hep böyle gidecektir ve hiç değişeceğini sanmıyorum.

Saha içinde hiç cinsiyetçi bir reaksiyona maruz kaldınız mı? Bazen kadınlara karşı “pozitif ayrımcılık” da yapılır. Mesela bir futbolcunun maçın adrenaliniyle normalde herhangi bir hakeme vereceği standart bir tepkiyi sırf siz kadınsınız diye daha farklı verdiği oldu mu? 

Futbolcuların o şekilde reaksiyonları olamıyor çünkü kartla cezalandırılıyorlar. Ama mesela maç içinde şöyle garip reaksiyonlar aldığım oldu; işte “Hocam, çok güzelsiniz” veya “Gözleriniz çok güzelmiş hocam” gibi beni etkileri altına almaya çalıştıkları oldu. Ama tamamen olumsuz reaksiyonlar da aldım. “Buna faul mu çalınır? Hakemlikten anlamıyorsun” gibi kaba tepkiler verenler de oldu. Tabii ki sarı kartla cezalandırıyordum. Bu iki örnekle de defalarca karşılaştım.

Türkiye’de hakem tartışmaları diye bir gerçek var. Kötü oynayan takımın verilmeyen, tartışmalı bir penaltısı olduğunu varsayalım. O takımın teknik direktörü, başkanı, yöneticisi, kısacası herkes hakemi suçlar. Sizce neden böyle?

Bence bu bizim futbol kültürümüzle alakalı. Futbol konuşamıyoruz, kaliteli bir futbolumuz yok. En zayıf halka zaten hakemler. İnsanlar o yüzden kolaya kaçıyorlar biraz da. Hakemler, mağlubiyetin fatura edilebileceği en kolay kişidir. O yüzden çok normal. Ben bunu yadırgamıyorum. Ama dünyanın her yerinde böyle mi? Değil. Bu biraz bizim ülkemize has bir durum. Hiç unutmuyorum, Yeni Zelanda’da bir eğitimde bir slayt izletiyorlardı. Ülkelerin hakem analizlerini yapıyorlar. Almanların direkt kaleye giderek gol attığını, Brezilyalıların ise çok estetik bir şekilde kaleye gidip gol attığını anlatıyorlar. Türkiye’yi anlattıklarında şöyle bir grafik çıktı: Kalelere doğru değil, tüm oyuncular kırmızı bir noktaya doğru çevreleyerek görünüyorlar. Altına da yazmışlar “O kırmızı nokta top değil, hakem” diye. Yani bizde herkesin hakeme itiraz ettiğini anlatıyorlar. Bu bizim futbol kültürümüzün oradaki yansıması. Bir düşünsenize. Bizim futbol kültürümüz hakeme itiraz eden bir futbolcu grubuyla izah etmişler. O yüzden dediğim gibi kolaya kaçmaktır bu.

Hakemlerin bir maçın kaderini değiştirebildiğini biliyoruz. Ama İngiltere’de bir hakemin yanlış kararının haftalarca konuşulduğunu hiç hatırlamıyorum. Bizde tartışmalar bitmiyor. Neredeyse iki ay oldu hâlâ Cüneyt Çakır’ın Fenerbahçe-Beşiktaş maçında Beşiktaş’ın aleyhine verdiği hatalı kararlar tartışılıyor.  

Evet, maalesef. 2010 Dünya Kupası elemelerinde Fransa’da Thierry Henry’nin elle attığı gol bile bu kadar konuşulmamıştı.

Evet. Hatta düşünün bir ülkenin kaderiyle oynadı. İrlanda, Dünya Kupası’na gidememişti.

Evet, İrlanda katılamadı ve Fransa katıldı. Bir el ile çok bariz bir gol atılmıştı. Ama bu kadar uzun konuşulmuş muydu, zannetmiyorum. Ama bizde ‘hakem konuşmak’ asla bitmeyecek. Bundan son derece eminim. Bu hep böyle gidecektir ve hiç değişeceğini sanmıyorum.

Bu durum en çok Anadolu takımlarında çalışan bazı teknik direktörlerin işine geliyor. Çünkü futbolda teknik ve taktik konusunda bir seviye atlayamadıkları için aldıkları başarısızlıklarda bir bahaneye sahip oluyorlar. Hakem, onlar için vaziyetten kolay çıkış yolu oluyor. 

Tabii tabii, kesinlikle katılıyorum. Mesela ben hakemliği bıraktıktan sonra tribünlerde maç seyretmeye başladım. Adana’da yaşadığım için özellikle Adanaspor ve Adana Demirspor maçlarına gidiyorum. Gidince şunu görüyorum; küçücük çocuklar babalarıyla birlikte maça gelmişler. Ufacık, çok basit bir pozisyonda babaları şiddetli bir şekilde küfür ve hakaret ediyor. O ufacık çocuklar da onlarla beraber ediyorlar. İşte bu şekilde nesilden nesle böyle devam ettikçe bunun önüne geçemeyiz. Futbolcularda da böyle bu işler. Mesela U17 gibi genç yaş takımların maçlarını yönettiğimde bile o çocuklar sürekli hakeme itiraz ediyorlar. Onlara hakeme itiraz edilmemesi gerektiğini, ettiğinde kart göreceğini iyi izah etmek gerekir.

Mevcut düzende Türkiye’deki hakemleri nasıl buluyorsunuz?

Çok uzun süredir aynı kadroda aynı isimler var. Benim doğru bulmayacağım şey bu. Mesela ben 1996’da hakemliğe başladım ve 2015’te bıraktım. Kendi dönemimde olup hâlâ devam eden hakemler görüyorum. O zamanlar tartışılıyorlardı, hâlâ tartışılıyorlar. Bence kesinlikle bir değişime ihtiyaç var. Genç hakemlere şans verilmeli. Bir revizyon yaşanmalı. O yüzden şu anki kadroyu son derece başarısız buluyorum. Çok eleştiriliyorlar, çok tartışılıyorlar o yüzden bunun değişmesi gerekiyor.

Federasyonlar değişiyor, MHK’ler değişiyor, hatta futbolcular bile değişiyor ama hakemler hep aynı, değişmiyorlar. Sürekli en çok eleştirilen ve tartışılan onlar oluyor ama değişmiyorlar. Bu konuya nasıl bakmak gerekir?

Genelde hep aynı isimler var. MHK Başkanı olarak 4-5 ismi sayabiliriz hemen. Yusuf Namoğlu, Sabri Çelik, Zekeriya Alp, bir dönem Mustafa Çulcu, Kuddusi Müftüoğlu, Oğuz Sarvan. Hep aynı isimler etrafında dönüp duruyor. Hiç yeni bir isim gelmiyor. Mesela önümüzdeki sezon Merkez Hakem Kurulu Başkanı Bülent Yıldırım olsa, bana göre inanılmaz güzel olur. Bir kere genç, bütün gruba hakim. VAR konusunda ilk eğitimi alan çok ama çok önemli bir konumda olan bir hakem.

Bir de Bülent Yıldırım modern çağı bilen bir hakem. O da aslında gerçek futbolzedelerden biridir. MHK başkanlığı yapmış yaşça çok büyük hiçbir eski hakem, aslında Bülent Yıldırım kadar mevcut düzenin farkında değildir. Şu anda ortam ile 30 sene önceki ortam aynı değil sonuçta. O yüzden Bülent Hoca daha pozitif bir etki sağlayabilir göreve gelse. 

Kesinlikle. Eski saydığımız isimler de belki bu yollardan geçti ama ben bu yeni jenerasyondan bahsediyorum. Yarın bir gün Fırat Aydınus da bırakacak, Cüneyt Çakır da. Muhakkak buralara gelecekler.

Hocam, mesela hakemleri kötü niyetle suçladıkları oluyor.

Hatta “eyyam yapıyor” deniliyor.

Hocam, eyyamı geçiyorum. Ama hakemler, maça göre, mekana göre, ortama göre maç yönetebiliyorlar. Kötü niyetle olmasa da dahil ortam, atmosferden ve baskıdan etkileniyorlar.

Evet, kesinlikle etkileniyorlar. Ben bunu hep söylüyorum. 21 yıllık hakemlik geçmişim var. Ben hayatımda hiç öyle bir telefon konuşması, talimat alma gibi şeyler ne yaşadım, ne de şahit oldum. Mümkün değil. Mesela son örnekte olduğu gibi; bazı taraftarlar “işte Cüneyt Çakır bilerek çalmadı” gibi söylemlerde bulunuyorlar. Yok Cüneyt Çakır demiş ki VAR odasına “Bir şey görürseniz beni çağırmayın”, “Bir penaltı görürseniz çalmayın”. Ya öyle bir şey olabilir mi Allah aşkına? İmkansız. Ama dediğiniz gibi ortamdan etkilenebiliyor hakemler. Ben dünyada bütün hakemlerin de etkilendiğini düşünmüyorum. İngiltere’deki bir hakem neyden etkileniyor? Sahaya çıkıyor ve hiçbir şeyden etkilenmiyor. Sadece gördüğünü çalıyor. Bizde öyle değil elbette. Bizde bir hakemin yanlış kararıyla bir takım mağlup oluyorsa o kulübün başkanı o hakemin düdüğünü astırabiliyor. Düşünsenize; bir hakem yıllarını vermiş, “Ya şimdi bunu çalarsam başıma iş alırım” diye muhakkak düşünüyordur. Çok net pozisyonlarda değil ama “çalsam da olur çalmasam da” pozisyonlarında yapabiliyorlar bu şekilde. Asla bilerek bir takımın hakkını yediklerini düşünmüyorum.


Ara Gözbek kimdir?

Yayın hayatına 2005'te üniversite radyosu CIU FM'de başlayan Ara Gözbek aralıksız üç sene İngilizce ve Türkçe yayınlarla canlı radyo programı hazırladı ve sundu. 2005'te CNN Türk'te Frekans programında yapım asistanı ve muhabir olarak görev aldı. Gazeteciliğe ilk olarak 2006'da BirGün gazetesinde adım attı. BirGün'de Pazar eki ve spor bölümlerinde 400'den fazla makale yayınladı, ardından Türkiye'nin en çok takip edilen spor haber sitesi sporx.com yazarlığa devam etti. 2007 yazında staj yaptığı TRT'de “NBA Europe Live” adı altında NBA'in uluslararası projesinde TRT'yi NBA muhabiri olarak temsil etti. SporX TV'de “NBA ARA'SI” programını yaptı. Bunların dışında Taraf gazetesi, tempo24.com.tr ve birçok sitede makaleleri ve haberleri yayınlandı. Döneminde çok popüler bir radyo olan Metro FM'de pek çok programa konuk ve yorumcu olarak katıldı. sokaksesi.com sitesinin ve Android ile Apple'larda uygulaması da olan Sokak Sesi Radyosu'nu kurup burada uzun bir süre “underground” radyo yayınları yaptı. Halen Gazete Duvar'da yazmaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI