TÜİK eşitlik karşıtı lobinin mi emrinde?

Pazar, 26 Ocak, 2020
Son bir ayda 145 bin kadının ev işiyle meşgul olmayı seçtiği için değil ev içi sorumluluk yüklenmeyen erkekler dayattığı için çalışma hayatından çekildiğini düşünüyorum mevcut veriler ışığında. Her fırsatta ev kadınlığının ve ailenin kutsanması sadece mevcut erkeklik ideolojisini sürdürülebilir kılmanın aracı. Ve eşitlik karşıtı lobinin tek gayesi bu ideolojiyi sürdürmek.

Ev işiyle meşgul olmayı seçenler kategorisinde sadece kadın işsizlerin yer alışı ve işsiz sayısından çıkarılmaları, ilk bakışta basit bir kurnazlık olarak görülse de bu yeni kategorinin pek çok alt anlam barındırdığına şüphe yok. TÜİK verilerine göre ev kadını sayısı 2014 şartlarına geri dönmüş halde:

2014’de 11 milyon 589 bin olan ev kadını sayısı takip eden yıllarda biraz düşerek 2018 Ekim’inde 10 milyon 917 bin olmuş. Açıklanan son verilerle 2019 Ekim’inde ise tekrar 11 milyon 549 bine çıkmış. İş gücü piyasasında yer alıp da iş bulma ümidini kaybetmiş olan kadınların ev işiyle meşgul olmayı seçtiği söylemi düpedüz aldatmaca olmakla birlikte rakamların sesine kulak verince farklı fısıltılar duymak olası. Örneğin ev içi sorumlulukların ve bakım emeğinin kadınlara düşme halindeki yükselişi anlatır bu rakam. Ev içi iş bölümünde erkek konforunun biraz daha yükseldiğini de anlatır. Daha kötüsü yoksulluk nafakasına ihtiyaç duyacak kadın sayısındaki yükselişi gösterir.

Bir yandan yoksulluk nafakasını kaldırma veya sınırlandırma teşebbüsleri sürüyor. Diğer yandan yükselen ev kadınlığı ve aile kutsamasına benzer, ev işiyle meşgul olmayı seçen kadınlar ifadesiyle burun buruna geliyoruz. Yoksul kadının nafakasını kesme hevesiyle kadını yoksulluğa mahkum etme çabasının aynı anda yürütülmesi tezat gibi görünse de gerçekte eşitlik karşıtı lobi açısından güç göstergesi. İktidar tüm organlarıyla bu lobinin etkisi altındayken, TİHEK ve Kamu Denetçiliği, eşitlik karşıtı lobinin ağzıyla konuşurken TÜİK de işsizlik rakamlarıyla oynayarak ev kadınlığı kutsamasına girmekle şaşırtmadı tabii ki.

Aile birliğinde erkek konforunun temel dayanağı olmak üzere icat edilmiş bir meslek ev kadınlığı. İngilizce housewife kelimesinin birebir tercümesi olan ev kadını tabiri son TÜİK raporuna “ev işiyle meşgul olmayı seçen” şeklinde yansısa da bunun kadınların seçimi olmadığını herkes bilir. Ev kadınlığının erkeklerin seçimi olduğu, önceki yıllara ait TÜİK raporlarıyla belgeleniyor. Örneğin 2017 yılında açıklanan verilerde iş gücü piyasasından ayrılan kadınların yüzde 13’ü, kocasının çalışmasını istemediği gerekçesiyle işten çıktığını belirtiyordu. Ev içi bakım yükü gerekçesiyle yüzde 13 ve kölelik düzeyindeki çalışma şartları nedeniyle ev ile birlikte yürütemediğini söyleyen yüzde 14 kadını verilerde görmüştük. Yani çalışmayı bırakan kadınların yarıya yakını erkeklerin ev içi konforuna hizmet edebilmek için eve dönmüştü. Son bir ayda 145 bin kadının ev işiyle meşgul olmayı seçtiği için değil ev içi sorumluluk yüklenmeyen erkekler dayattığı için çalışma hayatından çekildiğini düşünüyorum bu veriler ışığında. Her fırsatta ev kadınlığının ve ailenin kutsanması sadece mevcut erkeklik ideolojisini sürdürülebilir kılmanın aracı. Ve eşitlik karşıtı lobinin tek gayesi bu ideolojiyi sürdürmek.

Ev kadınlığının erkek konforuna hizmet etmek için icat edilmiş bir meslek oluşu kadınların ev içi emeğini kıymetsiz bulmak anlamına gelmez. Kadınlar üretken ve her halükarda çalışıyor. Çalışan kadın, çalışmayan kadın ayrımı durumu tespit etmek açısından doğru bir ifade olmaz. Ücretli bir işte çalışmayı ifade ediyorum sadece. Yoksa ücretsiz aile işçiliği de çoğunlukla kadınların yer aldığı bir alan. Ev içi yoğun emek de ağır işçilik şartlarında ciddi bir çalışma biçimi ama ücretsiz. Ücretsiz olması, ev içi emeği görünmez kılıyor. Üstelik ev kadınlığını yücelten ve kadınları iş yaşamından uzaklaştıran erkekler bu ev içi emeği görmezden geliyor.

Kadınların ekonomik açıdan güçlenmesini önleyerek erkeklere bağımlı kılmak suretiyle ataerkiyi sürdürenler aynı zamanda kadının ev içi emeğini değersizleştirmek yoluyla kadınlar üzerinde baskı kurarak yürütüyor evliliği. Ancak evlilik birliği sonlandığında görebiliyor bu durumu kadınların büyük kısmı. Her şey yolundayken ailesine katkıda bulunduğu düşüncesiyle müsterih olan ev kadını, boşanma sonrası nafaka hakkını kullanmak isteyip, “onursuz” sayıldığı zaman idrak ediyor, emeğinin hiç görülmediğini.

Toplumsal cinsiyet eşitliği kavramının her bölümünden silindiği 11’inci Kalkınma Planı’nda yani 2023 hedeflerinde bile yüzde 34 olarak gösteriliyordu kadın istihdam oranı. Yani mevcut kadın istihdam oranı yüzde 20’lerde ama bakanlıklar kadın istihdam oranı yüzde 70’ler dolayındaki ülkeleri örnek gösteriyor, yoksulluk nafakasını sınırlandırmak isterken. Ve aynı şekilde kadına evi, ev kadınlığını yücelterek işaret ediyor, iktidar her fırsatta.

Peki, o zaman samimiyseniz, ev kadınlığının yüce bir iş olduğuna gerçekten inanıyorsanız hadi ev içi emeğin ekonomik değerini hesap edin, demek gerekiyor, iktidara. Ev içi emeğin ekonomik değeri, üretilen hizmet ve bakım yükü sayesinde eve giren hane gelirini, hane halkının ihtiyaçlarını karşılayacak düzeyde yükseltmektedir gerçekte. Başka bir deyişle kocanın geliri, kadının ev içi emeğinin katkısıyla ev halkının ihtiyaçlarını karşılar düzeye çıkabilmektedir. Gerçek hane halkı geliri, kadın emeğinin hesaplanmasıyla ortaya çıkabilir. Hadi TÜİK bir de bu hesabı yapsın. Ütü, çamaşır, yemek, temizlik, çocuk, hasta ve yaşlı bakım hizmetlerinin ücretleri hesaplanıp ev kadını denilen ücretsiz ev içi emekçinin aylık geliri ya da hane gelirine katkısı konsun ortaya. Ki bu hesap doğrultusunda tespit edilebilsin yoksulluk nafakası miktarları.

Hatırlanacağı gibi yoksulluk nafakası hakkında sosyo-ekonomik analizi bırakın sayısal veri dahi paylaşmadı iktidar. Veri diyebileceğimiz bilgileri de kadınlar oluşturdu, yoksulluk nafakası hakkında. Kadın Dayanışma Vakfı, yoksulluk araştırmasıyla ortaya koydu ki o kadar kıyamet koparan “ağlak erkeklerin” ödememekle yükümlü tutulduğu yoksulluk nafakası ortalama 262 lira. Bir ev kadınının sadece bir günlük ev içi hizmetinin ekonomik değeri olacak bir rakam aylık olarak tahsis ediliyor. Ve bağlanan nafakaların da yüzde ellisi hiç ödenmiyor. Yoksulluk nafakasında gerçek buyken hükümetin emrindeki TÜİK kelime oyunlarıyla kadın işsizlik oranını perdelemeye çalışıyor. Diğer yandan yoksulluk nafakası sınırlandırılmak istenirken…

 

 

 

 


Berrin Sönmez kimdir?

Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi mezunu. Aynı üniversitede araştırma görevlisi olarak akademiye geçti. Osmanlı Devleti’nin 1. Dünya Savaşı’na giriş süreci üzerine yüksek lisans tezi yazdı. Halkevi ve kültürel dönüşüm konulu doktora tezini yarıda bırakarak akademiden ayrılıp öğretmenlik yaptı. Daha sonra tekrar akademiye dönerek okutman ve öğretim görevlisi unvanlarıyla lisans ve ön lisans programlarında inkılap tarihi ve kültür tarihi dersleri verdi. 28 Şubat sürecindeki akademik tasfiye ile üniversiteden uzaklaştırıldı. Dönemin keyfi idaresi ve idareye tam bağımlı yargısı, akademik kadroları “rektörün takdir yetkisine” bırakarak tasfiyeleri gerçekleştirdiği ve hak arama yolları yargı kararıyla tıkandığı için açıktan emekli oldu. Sırasıyla Maliye Bakanlığı, Ankara Üniversitesi, Milli Eğitim Bakanlığı ve Afyon Kocatepe Üniversitesi’nde ortalama dört-beş yıl demir atarak çalışma hayatını tamamladı. Kadın, çocuk, insan hakları, demokrasi ve barış savunucusu, feminist-aktivist Berrin Sönmez’in çeşitli dergilerde makale ve denemeleri yayınlanmıştır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI