Aydın Selcen
Aydın Selcen

Uygun adım diplomasi

Pazar, 26 Ocak, 2020
Berlin Konferansı’nın marjında Libya konusunu ele almak üzere Rusya Devlet Başkanı Putin’le yapılan ikili görüşmeye bakalım. Masanın Rusya tarafında Sayın Putin’in maiyetlerinde bir diplomat A takımı oturuyor: Lavrov, Uşakov, Bogdanov görebildiklerim*, sorup öğrenebildiklerim. Bizim tarafta Akar, Fidan, Kalın, İşler, Altun, Çavuşoğlu, ekip bu.

Mevcut rejimin devamının gelmeyeceği, bir siyasal mirasının değil tortusunun dahi kalmayacağı kesin. Erdoğan’la gelen sistem ya da sistem yokluğu, Erdoğan’la birlikte sona erecek. Zira sistemi devretmesi, onun ardından bir başkasının güncel durumu sürdürmesi olanağı bulunmuyor.

Bu konuyla ilintili olarak iki değerli Mülkiye hocamız Murat Sevinç’in “Bu sistemin sürme ihtimali yok!” ve bir başka yönüyle Baskın Oran’ın “Kayıp ilanı: Türk Dış Politikası ve T.C. Dışişleri Bakanlığı” gayet açıklayıcı ve o denli düşündürücü.

Kuşkusuz, her iki saygın bilim insanımız düzeyinde ne müktesebat ne teorik altyapı sahibi olduğumu iddia edecek değilim. Ancak bazı güncel dış politika dosyalarını buradan da bakmanın yararlı bir zihin egzersizi olacağı görüşündeyim.

Libya’da UMH ile MEB (“münhasır ekonomik bölge”) anlaşmasının Milli Savunma Bakanı’nın “mekik diplomasisiyle” imzalandığını Tüma. Cihat Yaycı’dan öğrenmiştik.

Kendi aktif görevi döneminde Yaycı’yla Libya çalışmalarını başlatan, diğer bir deyişle Yaycı’nın “mentoru” konumundaki Balyoz kumpası mağduru (e.) Tüma. Cem Gürdeniz de Dışişleri’ndeki “atlantikçi” eğilimlere “Fetöcülük” ile aynı parantezde değinmeyi usul ittihaz etmiş durumda.

Vaşington’u iyi tanıyan deneyimli gazeteci Cansu Çamlıbel ise RAND Corporation’un yayımladığı son Türkiye raporunda “ABD ordusu ile TSK liderliği arasındaki diyalog -Türk Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın artan önemi dikkate alınarak- derinleştirilmeli ve ABD-Türkiye Üst Düzey Savunma Grubu yeniden canlandırılmalı” tavsiyesine dikkat çekiyordu.

Ancak aynı zamanda, aynı MSB Akar’ın, MİT Başkanı Fidan’la bir tür PR yarışı halinde, Moskova’yla yakınlaşmanın da lokomotifi konumunda göründüğünü biliyoruz. Hatta, Akar’ın uçak düşürme olayının ardından “yakın dostu” işadamı Cavit Çağlar’la eşgüdümle arka kanal diplomasisini yürüttüğü de paylaşılmıştı.

Buradan kalkıp Berlin Konferansı’nın marjında Libya konusunu ele almak üzere Rusya Devlet Başkanı Putin’le yapılan ikili görüşmeye de bakalım. Masanın Rusya tarafında Sayın Putin’in maiyetlerinde bir diplomat A takımı oturuyor: Lavrov, Uşakov, Bogdanov görebildiklerim*, sorup öğrenebildiklerim. Bizim tarafta Akar, Fidan, Kalın, İşler, Altun, Çavuşoğlu, ekip bu.

Şimdi önümüzde duran Rusya’yla gaz fiyatı pazarlığına yüzümüzü dönelim. Acaba Putin açısından Suriye ile Libya bu işin peşrevi olabilir mi? Gaz alımında Rusya’yla İran’dan açıkça kazık yiyoruz. Bugünkü piyasaların durumu sözkonusu iki ülkeyle kontrat imzalanan dönemden çok farklı. LNG bol, alternatif kaynak çok, fiyatlar düşük.

Yani Türkiye’nin pazarlık eli kuvvetli. Pekiyi, pazarlık iradesi ve konunun esasına müteallik olmayıp zoraki pazarlığa bağlanan “ulusal güvenlik” dediğimiz meselelerde karar alma süreçleri denetiminin tekelimizde bulunduğunu iddia edebilir miyiz?

Piyasaları Rusya tek başına değiştirecek değil. Ama Türkiye’nin özellikle yakın çevresindeki uluslararası ortamını, habitatını, atmosferini değiştirmeye muktedir. Bu bağlamda, bu perspektiften bakıldığında Suriye ve Libya maceraları ne düşündürür?

İşte Kalın’a göre diplomasi “süreç yönetimi.” O süreçler ne denli saydam, ne denli hesap vermeye açık? Sürekli oyun arayan, yani görünüşe göre “etkin”, “pro-aktif” bir pehlivanın tek dalayım derken kündeye gelmesi demek de olabilir mi acaba o söz edilen süreçler?

Bazen devasa balina leşlerinin vurdukları okyanus kıyılarında belirli bir süre sonunda oldukları yerden kaldırılmazsa kendiliklerinden infilâk etme haberleri yansır ana haber bültenlerinin sonlarına. Bazen de bir işgüzar gelir, bir “neşter” vurur balina leşine, beklenmedik bir patlama meydana gelir, ortalığı dayanılmaz bir koku kaplar.

Oysa dışarıdan bakış tastamam görünür balinanın haşmetli gövdesi. Neşter vurma isticaliyle, çürümeden ötürü iç hacmi kaplayan, sıkışmış metan gazı hesaba katılmamıştır. Leş patlar, çürümüş iç organları havaya uçar.

Özcesi bugüne dair ilave bir kaygım yok. Ne olacaksa, nasılsa olacak. Bu yazı türü hayıflanmaların zerre etkisi yok o “süreç” üzerinde. Kaygım, birikimlerini paylaşan Oran ve Sevinç gibi düşünürlerin işaret ettikleri türden bir dönüşümün de günü geldiğinde yaşanamayabileceği olasılığına ilişkin.

Çünkü sadık amadenizce, “Gözden Irakta” kitabımın girizgâhında da özetle aktarmaya çabaladığım üzere, “zaten hep yeşildi fındık dalları.” Dolayısıyla, yine yeşillenecek, yeşil kalacak da olabilir fındık dalları.

*Rusya’nın “Libya Temas Grubu” Başkanı Lev Dengov da masada mıydı, değilse neden yoktu; Hafter’le ilişkileri yürüten Dengov’un profili nedir, net anlaşılmıyor.

**Haddim olmadan gecikmiş bir öneri: Baba Sahne’de (Kadıköy), Şevket Çoruh ve Murat Akkoyunlu’nun “Bir Baba Hamlet” oyununu zaman ve para ayırıp görmenizi dilerim.


Aydın Selcen kimdir?

1969 İstanbul doğumlu ve Saint Joseph Lisesi ile Marmara Üniversitesi İngilizce Uluslararası İlişkiler Bölümü mezunudur. 1992-2013 arasında Dışişleri Bakanlığı'nda meslek memuru olarak çeşitli görevlerde bulundu. Son olarak 2010-13 tarihleri arasında Erbil Başkonsolosluğu görevinde bulundu. Merkeze döndüğü gün "memuriyetten istifa etti." Genel Energy petrol şirketinde bir buçuk yıl siyasi danışmanlık yaptı. 2015'den beri bağımsız olarak özellikle Irak ve Suriye konularında yazıyor. Galatasaray kongre üyesidir. Alaz adında bir kızı var.

YAZARIN DİĞER YAZILARI