Türk futbolunun reçetesi: Altyapılar

Cuma, 17 Ocak, 2020
"Bizde yetenek sorunu yok. Bizde yetenekli oyuncu çok fazla. Tek bir iş var yapılması gereken; kulüplerimiz bu oyunculara yatırım yapacak." Bu sözler, Türkiye U18 Futbol Milli Takımı'nı çalıştıran Şenol Ustaömer'e ait. Ustaömer'le Türkiye ve Avrupa futbolundaki altyapıların durumunu, kulüplerin ve federasyonun yapması gerekenleri konuştuk.

Şenol Ustaömer. O, Trabzonspor formasıyla şampiyonluklar yaşadı. Yani ‘Anadolu Devrimi’ mühendislerinden. Fenerbahçe’nin 103 gollü şampiyonluğunda ise sol bekte sahadaydı. Yıllardır U19, U18 Milli Takım ve altyapılarında çalışan Şenol Hoca’yı ziyaret edip Türk futbolunda yükselen “genç jenerasyonu” ve “altyapı”daki durumu konuştuk. Nerede olduğumuzu ve nereye doğru gideceğimizi sorduk Şenol Hoca’yla. Röportajın sonunda anladım ki ona ‘Şenol Hoca’ değil, ‘Şenol Usta’ demeliymişiz.

Geçen sene U19, bu sene ise U18 Milli Futbol Takımı’nı çalıştırıyorsunuz. Hocam, genç jenerasyon seviyesinde genel olarak ne durumdayız? Mevcut resmi bize kısaca özetleyebilir misiniz?

Ben federasyonda uzun yıllardır çalışıyorum. Bütün yaş gruplarını çalıştırdım. İlk başladığımda U20 ile Dünya Kupası’na katıldım. Burak Yılmaz, Selçuk İnan, Serkan Kırıntılı’nın olduğu jenerasyonla. Yeni başlamıştık o dönem ama ikinci tura kadar gitmeyi başardık. Oradaki oyuncularımız oldukça popüler oldu. 2008’de U17’de Avrupa 3’üncüsü olduk. Ondan sonra hemen hemen bütün yaş gruplarını çalıştırıyorum.

Ben Türk futbolunda yeteneksiz bir oyuncu grubu olduğuna inanmıyorum. Yani ben o “futbolcu yok” düşüncesinde olanlar grubunda değilim. Bunu ben daha önce basına defalarca söyledim. Bizde yetenekli oyuncu sayısı oldukça fazla. Yani belirli bir yaşa kadar evet, kulüpler üretiyor, biz de milli takım olarak seçiyoruz. Daha sonra genç milli takımdan ümit milli takıma, hatta bazen ümit milli takıma geçmeden direkt A Milli Takım’a veriyoruz.

Direkt çıkarttığımız oyuncularımız da var. Akla gelen ilk örneklerden biri Ozan Kabak. Daha ben onu 19 yaş altı milli takımda oynatamadan A Milli oldu. Ahmet Kutucu, Merih Demiral, Çağlar Söyüncü… Bunlar hepsi buradan gitmeler. Hatta Merih Demiral ve Çağlar Söyüncü daha Süper Lig’de oynamadan Avrupa’da oynamaya başladılar. Merih Demiral daha sonra Alanyaspor’a geldi. Yani bunların hepsi bizim genç milli takımlarımızda oynadıkları performansla bir yerlere geliyorlar. Şöyle dikkat ederseniz altyapılardaki oyuncu sayısı inanılmaz derecede fazla. Biz onları 18-19 yaşlarına kadar taşıyoruz. Onlara uluslararası düzeyde çok iyi maçlar yaptırıyoruz. Onları ‘level’ olarak daha yüksek seviyeye çıkartıyoruz. Oysa bu oyuncular ligde kendi aralarında oynadıkları zaman seviyeleri yukarıya pek çıkmıyor.

Altyapılara Türkiye’de yeterli yatırım yapılmadığı için maalesef bazı illerimizde liglerimize katılmayan takımlar var. Biz şu anda federasyondaki bir çok yöneticimizle bu konuda çalışıyoruz. Özellikle Doğu illerimizdeki takımları bu liglere katmaya çalışıyoruz. Küçük yaş grupları ile ilgili bahsediyorum. Eğer bunları da katarsak daha da ileri gideceğimizi düşünüyorum. Hani diyorlar ya “80 milyonluk ülkede nasıl futbolcu yok?” var. Ben şunu söylüyorum, “Var!” Biz her yaş grubunda oyuncular çıkarıyoruz ve belirli bir yaşa getiriyoruz. Sonra bazı sebeplerden dolayı tercih edilmiyor bizim oyuncularımız. Tercih edenler yok mu? Var, elbette. Yurt dışına giden her oyuncumuz başarılı oluyor. Son 2-3 senedir bunun açık örneklerini yaşıyoruz. Halbuki bu oyuncuları Türkiye’de de oynatsak, başarılı olacağız.

Ustaömer: Diyarbakır’da, Malatya’da, Erzurum’da o kadar yetenekli ama aynı zamanda gelişimini tamamlayacağına inandığımız o kadar futbolcu var ki. Yeter ki bunlara yatırım yapılsın. Bunlara yatırım yaparsak kazanırız. Türk futbolunun kurtuluşunun reçetesi altyapılara yatırım yapmaktır.

Hocam aslında bahsettiğiniz son noktayı soracaktım ben. Avrupa’da az bir Türk nüfusu olmasına rağmen Mesut Özil gibi bir çok futbolcu parladı. Bir kaç milyonluk nüfusun içinden sayısız futbolcu çıkıyor. Keza bu havuzdan ülke olarak biz de faydalandık ve faydalanıyoruz. Peki, 80 milyonluk nüfustan neden aynı oranda randıman alınamıyor veya futbolcu çıkarılamıyor?

Biz şu anda mesela 2 aydır Türkiye genelinde 14 yaş Milli Takım için oyuncu seçmeleri yapmaktayız. Bu 14 yaş milli takım seçmeleri şu demektir; daha sonra A Milli Takımı’nın iskeletini buradan kuruyoruz. Yani bunu biz her sene yapıyoruz. Her sene 14 yaş milli takım seçmeleri yaparız. Yani bunu şöyle düşün; daha sonra A Milli Takım’da oynayacak oyuncuların yüzde 99’unu buradan belirliyoruz. Yani zaten şu anda A Milli Takım’da oynayan futbolcuların hepsi genç takımlardan ve 14 yaş milli takımı oyuncularından kurulur. 15-16-17-18-19 yaşlarıyla Ümit Milli, A Milli diye gelirler. Burada bir problem yok. Avrupa’da bu oyuncuların gelişmelerinin nedeni, onların bu genç oyuncuları oynatıyor olmaları, şans tanımaları. Bizim sıkıntımız oynatamamak. Görüyorsunuz bizim oyuncularımız Çağlar Söyüncü gidip oynuyor, Merih Demiral gidip oynuyor. Umut Meraş gitti oynuyor. Şimdi bizim Gençlerbirliği kulübümüzden Paf takımından Roma’ya giden oyuncumuz (Mert Çetin) var. Demek ki oynuyorlar. Burada bir sıkıntımız yok. Genç oyuncu veya futbolcu mühendisliğine gerek yok. Zaten bu işi yapan hocalar bu işin mühendisi. Bunları kim yapıyor? Biz yıllarca bu işin içinden gelmişiz. Biz de altyapılardan yetişmişiz. Bize o zamanlar şans tanımışlar. Eskiden gençlere daha çok şans tanınıyordu. Şimdi gençlere bu şansı Türkiye’de tanımıyorlar.

Avrupa’daki bu havuzdan neden faydalandığımıza gelince; bakıyorsun, 18 yaşında Ahmet Kutucu Schalke’de oynuyor. Umut Meraş gidiyor ve oynuyor. Zeki Çelik gidiyor oynuyor. Yusuf Yazıcı gitti Lille’de oynuyor. Burada sıkıntı yok. Burada sadece politika var. Kulüp politikası var. Avrupa’da şöyle bir şey var; orada yatırım yapılıyor futbolcuya. Onların yatırım aracı ‘genç futbol’dur. Bakın mesela Fransa’ya. İngiltere’de ve İspanya’da birçok Fransız futbolcu vardır. Çünkü bunlar altyapıya çok yatırım yapıyor. Onların yaklaşık 5-6 kulübü sadece bu işlerle uğraşıyor. Genç oyuncuyu alıyorlar, belirli bir kademeye kadar taşıyorlar ve ardından yüksek maliyetlere satarak kulüpleri döndürüyorlar. Biz Türkiye’de ise bu işlere geç kaldığımızı düşünüyorum. Kulüplerimizin bir kere bu yatırımı yapması gerekiyor. Şöyle düşünün; yatırım yapmadan para kazanamazsın. Kulüpler yatırım yaparsa para kazanır.

Biz 4-5 senedir neredeyse tüm kulüpleri dolaştık. Milli Takım altyapı planları adına ve yeterlilik için gördüğümüz neredeyse 3-5 kulübü uygun gördük. Yani uluslararası tesisleşme ve akademi anlamında çok az takım gördük. O yüzden kulüplerimizin çoğu o seviyeye ulaşırsa, o adımları atarsa çok daha verim alınacaktır ki, ben çok fazla geç kalındığını düşünüyorum. Kulüplerin bu borç batağından ancak bu şekilde çıkacaklarından kimsenin kuşkusu olmasın.

Şimdi yapmış olduğumuz 14 yaş seçmelerinde öyle iyi futbolcular var ki. Bakın eskiden Doğu illerimizde bu kadar çok oyuncu gelmezdi. Diyabakır’da, Malatya’da, Erzurum’da o kadar yetenekli ama aynı zamanda gelişimini tamamlayacağına inandığımız o kadar futbolcu var ki. Yeter ki bunlara yatırım yapılsın. Bunlara yatırım yaparsak kazanırız. Türk futbolunun kurtuluşunun reçetesi altyapılara yatırım yapmaktır. Başka türlü bu işlerin içinden çıkamazsın.

Televizyondan maçı seyrediyorsun ve görüyorsun. Chelsea altyapıdan oyuncu oynatıyor, Manchester City altyapıdan oyuncu oynatıyor. 2000, 2001 ve 2002 doğumlu futbolcular Premier Lig’de oynuyor. Bayern Münih ve bu gibi çok büyük bütçeli takımlar altyapılara yatırım yapıyorlar da bizim yapmama gibi bir lüksümüz olmamalı. Öyle bir lüksümüz var ise o zaman da bu kulüplerimizin bu kadar büyük borç skalasından çıkma şansı yok. Üretmiyoruz, üretmemiz gerekiyor. Ancak üreterek kulüplerimiz mali yapılarını düzeltebilir. Böylelikle her şey ayakta kalacak ve zaman göreceğiz Türk futbolcular çok güzel işler yapıyor.

Yani bu yatırım yapmadan olacak iş değil. Ben epey süredir burada çalışıyorum ve bugüne kadar basına verdiğim her demeçte yetenekli oyunculara sahip olduğumuzu söylüyorum. Ama bunların oynadıkları kulüplerin yapısından dolayı gelişimlerini tamamlayamadıklarını düşünüyorum.

Sen şimdi buraya tesisimize geldin. Gördüğün gibi imkanlar, her şey müthiş. Çalışma ortamımız gerçekten mükemmel. Bu aynı şekilde kulüplerde de böyle olması gerekiyor. Kulüplerde böyle bir ortam olursa, çalışma ortamı, altyapısı ve akademik eğitimi iyi olursa o zaman göreceksiniz 4-5 seneye kalmaz kulüpler mali yapılarını düzelteceklerdir. Zaten o zaman da göreceksiniz ki yabancı sayısı 5 olmuş, 10 olmuş çok önemli olmayacak. Altyapıdan çıkan bu oyuncular kulüpleri kurtaracaktır. Ama komple projeyi doğru götürmek gerekiyor. Yani saha yapmak, tesis yapmakla bitmiyor bu iş. Akademi kurmakla da olmuyor. Bunun için belirli bir eğitim ve belirli bir kültür oluşturmak lazım. Altyapıdan çalışanlara doğru olanaklar sağlamak lazım.

Son yıllarda Galatasaray’ı bu konuda örnek verebiliriz. Son yıllarda altyapıdan muhakkak 1-2 oyuncu çıkıyor düzenli olarak. Çıkıyor ve belirli bir noktaya geliyorlar. Son yıllarda Beşiktaş da bunu çok iyi yapıyor. Trabzonspor’da son zamanlarda görüyoruz. Oyuncuları esasında bir yatırım aracı olarak görmek lazım. Eskiden rahmetli başkan İlhan Cavcav bu işleri çok iyi yapıyordu. Genç oyuncuları yurt dışından alıyordu ve belirli bir zaman içinde belirli bir maliyete satmayı başarıyordu.

Yani bu zihniyeti ve politikayı belirlersek hem kulüpler kendini kurtaracak hem de Türk futbolu kazanacak. Eşit ve eşdeğer seviyede bir yükselme olacak. Çözümün bu olduğunu düşünüyorum.

Hocam, ‘yabancı sınırı’ bu işin neresinde? Ne kadar etkiliyor? Olumlu veya olumsuz açıdan…

Ya tabi yabancı oyuncular şu anda yerli oyuncuların oynayıp oynamamasını etkiliyor. Ama şu var; bizim oyuncularımız “yabancılar geliyor o yüzden oynayamıyoruz” diye düşünüyorlarsa onlar da hata yapıyorlar. Onların da kendini zorlaması lazım. Önlerinde örnekler var sonuçta. Bu örnekleri aşmak lazım. Daha çok çalışıp bu örneklerin yerine oynamaları lazım. Bunun ben bir ‘engel’ olduğunu düşünmüyorum.

Örneğin; Almanya bir keresinde bir turnuvaya katılamıyor ve bunu ardından her şeyi ‘reset’liyorlar. Ardından federasyon bütün kulüplere altyapıyla ilgili bir yaptırım uyguluyor. “Altyapı ve akademideki çalışmaları 2-3 sene içinde tamamlayacaksın. Tamamlamazsan şöyle şöyle cezalar alırsınız” gibi. O dönemlerde de Almanya’da yabancı sayısı neredeyse yüzde 90’ın üstündeydi. Biliyorsunuz onların oyuncuların çoğu ‘lejyoner’ durumundadır. Yabancı sayısı serbest olmasına rağmen şu anda yabancı sayısı yüzde 45 civarına düşmüş durumda. Altyapıya yatırım yapıldı ve kulüplerin bu şekilde kurtulacağını düşünüyorlar.

Yayın gelirleri, seyirci ve bilet gelirleri zaten çok yüksek, bu şekilde de gelirlerini daha da yukarıya taşıyorlar. Schalke ve Dortmund bu işi en iyi yapanlardandır. Jürgen Klopp, görüyorsunuz ki Dortmund’dan İngiltere’ye Liverpool’a gitti. Neler yapıyor görüyorsunuz. Yani bu iş yatırım işi. Futbolu eğer ileriye taşımak istiyorsak yöneticilerin bu işe daha fazla eğilmelerin gerekiyor. Yatırımın karşılığını alamama gibi bir korkuya düşmemek gerekiyor, muhakkak alınır.

Hocam, sizi desteklemek adına şunu söylemek isterim. Jürgen Klopp, Liverpool’la anlaştığında verdiği bir röportajda muhtemelen 4.  yıllarında şampiyon olacaklarını iddia etmişti. Bu sene 4. yılı ve muhtemelen Liverpool şampiyon olacak.

Geçen sene de olabilirdi. Tarihi bir puanla şampiyonluğu kaçırdı.

Evet, 97 puanla şampiyon olamamıştı.

Ama yatırımı yaptı ve sabır gösterildi. Sabır gösterince oluyor. Şimdi bakıyorsunuz Liverpool’da oyuna giren oyunculara bakıyorsun birçok altyapıdan gelen oyuncular var. Onun bir kemik kadrosu oluşmuş. Ama altyapıdan gelen oyunculara bakın çok iyi oyuncuların geldiğini göreceksiniz. Manchester City’de var, Chelsea’de de var. Almanya’dan sonra onlar da bu yatırımı yaptı. İtalyanlar da yaptı. Onlar da başarılı gidiyor. Son 5-6 senedir İngilizlerin altyapıya böyle bir yatırımları var, şimdi görüyoruz birçok oyuncu geliyor ve oynuyor. Eskiden bakın 30 ve 30 yaş üstü oyuncular Premier Lig’de oynuyordu. Şimdi ise çok daha genç oyunculara oynama şansı veriyorlar. Ki bakıyorsunuz Real Madrid’de 2001 doğumlu oyuncu oynuyor. Barcelona’da da var bu örnekler.

Onlar oyuncuyu alıyorlar ve ‘level’ atlatıyorlar. Oyuncunun gelişmesi için her türlü olanak sunuluyor. İnanıyorum ki bizde de tür olanaklar sunulduğunda göreceksiniz ki bizde de oyuncular çıkacaktır bu şekilde.

Hocam, ‘jenerasyon yakalamak’ diye bir şey var futbolda. Dünyanın her yerinde milli takım bazında olsun gerek kulüp bazından olsun jenerasyon yakalamak diye bir gerçek var. İspanya’da da bu böyle, İtalya’da da, Arjantin’de de. Ama bu saydığımız ülkelerde oluşturulmuş bir futbol kültürü var, futbol kimliği var. Bizim bir futbol kimliğimiz var mı? Nasıl bir oyun kültürümüz var?

Dünyada futbol kuralları değişken olduğu kadar da bir o kadar aynıdır. Öyle birbirinden farklı bir pozisyon yoktur. Herkes futbolun gerekliliklerini yapıyor. Bizim milli takımımızın bir oyun kimliği, bir oyun karakteri var. Bu daha önce de vardı. Bir ara dönemde bocaladı ama şimdi 1-2 senedir yeni bir futbol kimliğimiz oluşmaya başladı. Genç bir jenerasyon, güçlü bir jenerasyonla bu kimliği yakaladık.

Yani hocam, oyun kimliği biraz da elinizdeki oyuncu grubuyla oluşturuluyor. Öyle değil mi?

Zaten elinizde bir oyuncu grubu olmazsa oyun kimliği oluşturmazsınız ki. Şimdi Liverpool 30 senedir şampiyon olamıyordu. Liverpool’un bir oyun kimliği yok muydu? Şimdi Türkiye’de deniliyor ki “Bizim bir oyun kimliğimiz yok.” Ama var. Herkesin bir oyun felsefesi var. Aslında bu kimlik değil. Bir felsefe. Her kulübün bir felsefesi var. Her milli takımın felsefesi var. Bizim de çok değerli hocalarımız var. Türkiye’de birçok hocamız Avrupa lisanslı, Dünya lisanslı, Pro lisanslı hocalardır. Yani çok da kaliteli hocalarımız var.

Önce bir oyuncu grubu oluşturmanız gerekiyor. Doğru ve yetenekli bir oyuncu grubu oluşturduğunuz zaman da bir oyun kimliğini buluyorsunuz. Bizim milli takımımızın nasıl bir oyun kimliği yok diyebilirsiniz ki? Toplamda sadece 2 gol yedi turnuva boyunca. Çok iyi savunma yapıyorsun, çok iyi kapanıyorsun, çok da iyi hücum yapınca nasıl bir oyun kimliği yok diyebilirsiniz ki? Ben sana söylüyorum; bu daha işin başı. İnşallah sakatlık gibi şeyler yaşanmazsa çok daha iyi şeylere tanıklık edeceğiz. Alttan daha çok daha fazla oyuncu zorluyor buraları. Şu anda 18-19 yaş jenerasyonunda çok iyi oyuncular geliyor arkadan. Şimdi ben bu yaş grupları ile çalıştığım için bunu çok net görebiliyorum. Altı dolarak geliyor, emin olabilirsiniz. Bir çok genç oyuncu geliyor takviye olarak. Şimdi siz çok bilmiyorsunuz ama geliyorlar, göreceksiniz ilerleyen zamanlarda.

Yani kısaca bizde sıkıntı yok. Bizde yetenek sorunu yok. Bizde yetenekli oyuncu çok fazla. Tek bir iş var yapılması gereken; kulüplerimiz bu oyunculara yatırım yapacak. Milli takım yatırım yapamaz. Milli takım ancak alır ve oynatır. Federasyonumuz ise kulüplere yeterince yardımcı oluyor bu konuda. Kulüplerimiz bu konuda yatırım yapacaklar. Akademilerini kuracaklar ve oyuncuların gelişimlerini kendileri sağlayacaklar. Böyle yaparlarsa hem kendi geleceklerini hem de kendi felsefelerini kuracaklar.

 


Ara Gözbek kimdir?

Yayın hayatına 2005'te üniversite radyosu CIU FM'de başlayan Ara Gözbek aralıksız üç sene İngilizce ve Türkçe yayınlarla canlı radyo programı hazırladı ve sundu. 2005'te CNN Türk'te Frekans programında yapım asistanı ve muhabir olarak görev aldı. Gazeteciliğe ilk olarak 2006'da BirGün gazetesinde adım attı. BirGün'de Pazar eki ve spor bölümlerinde 400'den fazla makale yayınladı, ardından Türkiye'nin en çok takip edilen spor haber sitesi sporx.com yazarlığa devam etti. 2007 yazında staj yaptığı TRT'de “NBA Europe Live” adı altında NBA'in uluslararası projesinde TRT'yi NBA muhabiri olarak temsil etti. SporX TV'de “NBA ARA'SI” programını yaptı. Bunların dışında Taraf gazetesi, tempo24.com.tr ve birçok sitede makaleleri ve haberleri yayınlandı. Döneminde çok popüler bir radyo olan Metro FM'de pek çok programa konuk ve yorumcu olarak katıldı. sokaksesi.com sitesinin ve Android ile Apple'larda uygulaması da olan Sokak Sesi Radyosu'nu kurup burada uzun bir süre “underground” radyo yayınları yaptı. Halen Gazete Duvar'da yazmaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI