Ali Rıza Güngen
Ali Rıza Güngen
  • argungen@yahoo.com

Faiz pilavı çok su kaldırır

Cuma, 10 Ocak, 2020
Türkiye’de iç borca ödenen faizlerin toplamı AKP döneminde 740 milyar lirayı aştı. AKP döneminde merkezi yönetim bütçelerinden 927 milyar lira faize gitti. Türkiye’nin bir yıllık bütçesini neredeyse yakalayacak bir rakam.

Türkiye’de partili cumhurbaşkanının, eski ortaklarını ve bir zamanlar iş gördüğü yol arkadaşlarını hedef alması, yeni parti kuran ya da kuracak olan muhafazakar kadroların cevap verme telaşı gülünç durumlar yaratıyor. Meslektaşlarını hedef gösterenlerin, akademisyenler için linç töreni hazırlayanların yanında saf tutan Ahmet Davutoğlu geçmişle “hesaplaşma” sırasında ifade özgürlüğünün koruyucusu kesilebiliyor. Türkiye’nin içine gömüldüğü faiz düzeninin 21’inci yüzyıl harç ustası Ali Babacan “bu faiz ödemeleri de çok oldu” anlamına gelen siyasi mesajlar verebiliyor.

2020 uluslararası gerginlikler yüzünden olduğu kadar, içeride eski ortakların 2002 sonrasındaki günahları birbirlerinin üzerine atmaları nedeniyle de ilginç bir yıl olacak. Türkiye’nin 2020 yılında 139 milyara ulaşması öngörülen faiz ödemeleri ve devlet borç yükünün artıyor olması bu çekişmede en mümbit konulardan.

Yüksek faizi hedef aldığını söyleyen Erdoğan yönetimi, açıktan bunu belirtmeseler de Ortodoks iktisat anlayışı gereği sıkı para politikasını savunmak zorunda kalanların üzerine gidecek. Ama çekirdekleri alalım diyebileceğimiz durumda da değiliz hani.

2019 yılının ilk 11 ayında 206 milyar lira iç ve dış borç ödemesi yapmış, geçtiğimiz yıl (ilk 11 aylık kamu maliyesi verilerinden aktarıyorum) her gün ortalamada 289 milyon lira faiz ödemiş bir yönetim var karşımızda. Bütçeden faiz ödemeleri saatte 12 milyon lirayı aşıyor, yeni yıldaki bütçe öngörüsü gerçekleşirse saatte 15 milyon lirayı aşacak. Bunlar insanın ne yapacağını şaşırdığı rakamlar ve Türkiye tarihinin en yüksek faiz ödemeleri. Gereken para elbette vergilerle/cezalarla toplanıyor, toplanacak. Kısacası aman borç kapanına girmeyeyim diye uğraşan milyonlar olarak devletin faiz ödemeleri nedeniyle çarkın içindeyiz.

İLK TAŞI SUÇSUZ OLAN MI ATSIN?

Türkiye’de faiz ödemeleri büyük bir sorun yaratmaya devam edecek. Finansal akımlara ve merkez ülkelerdeki politika tepkilerine bağımlı ekonomik performans aynı zamanda dışarıya sürekli kaynak aktarımıyla malul. AKP döneminde Türkiye’ye gelen sıcak paranın ve doğrudan yabancı yatırımların sahiplerinin Türkiye’de kazanarak kendi ülkelerine götürdükleri kârın tutarı 210 milyar doları aşmış durumda. Türkiye’de kamunun, bankaların ve reel sektörün aldığı dış borç için ödediği faizlerin toplamı yine bu dönemde 168 milyar dolara dayandı. Aşağıda aktardığım son on yıllık seyirde fark edilebileceği üzere 2018 yılında dış borç için ödenen faizler hızla arttı, 2019 sonu verisi geldiğinde bir önceki rakam aşılmış olacak ve artış eğiliminin 2020’de devam etmesi bekleniyor.

.

Söz konusu aktarımın bütün çevre ülkelerde gerçekleştiğini söylemek mümkün ancak, AKP döneminde faiz, küresel Güney ülkelerindeki ortalama faiz oranlarından genellikle daha yüksek seyretti. Bu fark nedeniyle, Türkiye’deki aktörlerin (bu bağlamda devlet, bankalar, reel sektör) borçlanma maliyetinin uluslararası muadillerine göre yüksek olduğunu göz önünde bulundurmak gerek. Başka bir deyişle, Türkiye’nin uluslararası iş bölümündeki tâbi konumu nedeniyle başka çevre ülkeler gibi burada da yüksek faiz ödemeleri gerçekleşiyor, ancak yine de bu kategorideki birçok ülkeye nazaran daha yüksek ödemeler görülüyor.

Sadece merkezi bütçeden yapılan faiz ödemelerine baktığımızda benzer bir rezaletle karşılaşıyoruz.

Türkiye’de iç borca ödenen faizlerin toplamı AKP döneminde 740 milyar lirayı aştı (Muhafazakar siyasetçilerin başka verilerde atıfta bulunduğu yılı alıp 2002’yi de eklesek 787 milyar Lira). AKP döneminde merkezi yönetim bütçelerinden 927 milyar lira faize gitti. Türkiye’nin bir yıllık bütçesini neredeyse yakalayacak bir rakam. Aşağıdaki tabloda 2018 ve 2019 yıllarındaki sıçrama görülüyor. Ancak, Ali Babacan’ın aktif bir şekilde ekonomi yönetiminde yer aldığı yıllarda (enflasyonla bugüne getirilmediğinde dahi bugünkü rakamları aratmayan) ortalamada 50 milyar lira civarında faiz ödemesi gerçekleşmiş.

.

Ali Babacan 58’inci ve 59’uncu hükûmetlerde Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanıydı. 2009-15 arası Bakan ve Başbakan Yardımcısı olarak ekonomi yönetiminin tepesinde yer almaya devam etti. Hatırlatıyorum, çünkü bazı mahfillerde estirilen rüzgarı gören bir gözlemci Babacan bu yıllarda Dünya Bankası’nda çalışmış ya da bir uluslararası kuruluşta gözlemciymiş sanabilir.

Hatırlatıyorum, çünkü, muhafazakar siyasetçiler Türkiye’deki gelir dağılımı adaletsizliğinin, eşitsizliklerin, yaygın depresyon ve toplumsal şiddetin kendi görev yaptıkları hükümetlerle ve temsilcisi oldukları siyasi çizgiyle bir ilgisi olmadığını iddia edebilecek pişkinliğe sahipler. Çünkü değirmenlerine su taşımak isteyen çok gönüllü çıkabilir, çıkıyor da.

POLİTİK KÖRLÜK MÜ, ÇARESİZLİK Mİ?

Ekonomi açısından da restorasyon yönetiminin zeminini hazırlamış Millet İttifakı’nın temsilcileri şimdilerde kampa eklenmekte olan Babacan gibi figürlerle, uluslararası sermaye nezdinde kendilerini daha yönetebilir gösterdiklerini düşünüyor olabilirler. Ancak oluşturdukları ve milli mutabakat kılmaya çalıştıkları ekonomi anlayışının kendilerini güçsüz kıldığını söylemek gerekiyor. Burada, ekonomik enkazın sorumluları içindeki bazı önde gelen isimlerin kampa katılıyor olması kadar önemli başka bir politik körlük de bulunuyor. Kendine güvenmekten değil, uluslararası sermayeye güven telkininden bahseden söylemin AKP’den kopmakta olan kitleleri cezbedecek albenisinin bulunmadığı görülmüyor.

Yanlış anlaşılmamak için altını çizeyim. Liberal ve yeni kurumsalcı ana akımdan beslenen bir programa gönül vermiş olanlara nasihat verme konumunda değilim. Türkiye’nin ekonomik sorunlarını sadece piyasaya yeterince güven telkin etmeyen tekinsiz bir yönetim anlayışından kaynaklanıyormuş ve son 4-5 yılın yönetim pratikleriyle oluşmuş gibi göstermek, sorunları hafife almaktan ve çaresizlik göstergesinden başka bir şey değil, onu vurgulamak istiyorum.

Türkiye’nin mevcut faiz çarkı nasıl neoliberal dönemin ürünüyse, bir o kadar da ekonomik kıstırılmışlığın ve uluslararası işbölümündeki konumun bir uzantısı. Sütten çıkmış “ak” kaşık olduğunu iddia eden muhafazakar siyasetçiler o çarkın dişlisi, taşıyıcısı, koruyucusuydular. Halen de öyleler. Çok su kaldıracak faiz pilavını kaşıklamak isteyen Erdoğan yönetimi mensuplarının da, yeni muhalif muhafazakarların da, restorasyon cephesini genişletmek isteyen ortak nokta arayışındaki halihazırdaki muhalefetin de bu alanda ağızlarından çıkanlara baktığımızda çokça çelişkiye düşeceklerini görebiliriz.

 


Ali Rıza Güngen kimdir?

Siyaset Bilimci, araştırmacı ve çevirmen. Doktorasını ODTÜ Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi’nde tamamladı. 2010 yılında City University of London’da misafir araştırmacıydı. 2013 yılında Türk Sosyal Bilimler Derneği’nin Genç Sosyal Bilimci ödülüne ve Behice Boran Özel Ödülü’ne layık görüldü. 2014-15’te Queen’s University’de doktora sonrası araştırmacı olarak çalışmalarına devam etti. Praksis Dergisi yayın kurulu üyesidir. Türkiye’de borç yönetimi, küresel Güney’de finansallaşma ve devlet kuramı alanlarında yayımlanmış çalışmaları bulunmaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI