Kerem Bumin
Kerem Bumin

Cats: Müzikal oyundan uyarlanmış bir müzikal oyun

Cuma, 10 Ocak, 2020
Filminin özenli bir tiyatro gösterisi gibi akmasında hiçbir problem görmeyen yönetmen Tom Hooper, kendi dokunuşunu hissettirecek hiçbir bölüm sunmuyor. Adeta yönetmen, filminin kontrolünü dans koreografına, dansçıların ve şarkıcıların performansına teslim etmiş gibi duruyor.

80’li yıllarda zirvesini yaşamış ve dünya çapında elli milyondan fazla seyirciye ulaşmış ‘Cats’ müzikali, hatırlanacağı üzere Lloyd Webber’in yazar T.S. Elliot’un bir romanından uyarladığı bir müzikal ve kuşkusuz kendi türünde bir klasik ve başyapıt…

Bu kadar önemli bir yapıtın aynı dönem içerisinde, hem sinema salonlarımızda uyarlamasını izleyebilmek hem de bir başka gösteri salonunda tekrar oyunun yeni versiyonunu görebilmek İstanbul’daki sanatseverler için sadece keyif verici olabilir…

Ancak ne yazık ki bu dev müzikalin uyarlaması olan ‘Cats’ filmi, beyaz perdeye geçerken yerini bulmakta zorlanıyor, sinema dünyasının ona sunduğu olanakları birkaç özel efektlerle donatılmış sekans dışında pek kullanmıyor. ‘Cats’de teknik olarak hiçbir kusur yok gibi görünüyor. Hatta filmdeki ışık kullanımı, sanat yönetmenliği, kamera kullanımı, makyaj ve kostümler ve dansçı-oyuncuların performansı üst düzey. Ve tabii ki şarkılar, kalitesi ve yorumu tartışmasız, klasikleşmiş eserler…

Ancak film, yine de sanki bir sinema uyarlaması değil de yeni bir oyun versiyonunu izliyormuş duygusu veriyor. Kendimizi hiçbir zaman akan bir filmin içinde hissetmiyoruz, sadece üst düzey bir müzikali bir kez daha izliyormuş hissiyatıyla sinema salonundan ayrılıyoruz…

Jellicles adındaki bir kedi kabilesi, birden aralarına katılan bir davetsiz misafirle karşı karşıya kalır. Bir kişi tarafından, çuval içerisinde sokağa atılan Victoria adındaki bu dişi kedi, bu yeni dünyayı tanımaya ve yeni arkadaşlar edinmeye başlar. Birbirinden çok farklı ve renkli karakterler taşıyan bu kediler başlarında olan Old Deuteronomy adındaki bir tür ‘Kraliçe’ tarafından yönlendirilmektedir ve kendi inançlarına göre onlara bir ‘cennet’ kapısı açacak bir baloya hazırlanmaktadırlar. Ancak Macavity isimli kötü bir kedi bunu engellemek ve ‘Heaviside’ adındaki cennete onların yerine kendi gitmek ister. Macavity ve diğer kediler arasında bir mücadele başlar…

NE KADAR AZ SÖZ, O KADAR DANS!

Hollywood sinemasının ‘Altın çağı’ içerisinde, özellikle 1930’ların başından itibaren müzikal filmler sinema dünyasında yerini almaya başladı. O dönem bir tür devrim olan bu akım, hem Hollywood’un sık sık sarılacağı bir film türünü hem de sonrasında adeta birer efsane olacak Fred Astaire-Ginger Rogers çifti veya Gene Kelly gibi isimleri yaratmış oldu. Sonrasında birçok devamını sunan bu akım, kendi yapıları içinde dansı ve şarkıyı ön plana çekerek çok parlak örnekler çıkardı ve çok daha güncel örnekler olarak ‘West Side Story’ (1961) veya ‘Hair’ (1979) gibi başyapıtların da çıkış noktası oldu.

Ancak belli bir süre sonra herhalde bu tür filmlerden beklenen gişe başarısı gelmedi ve yapımcılar bu türü tamamen unutmasalar ve ara sıra ‘Moulin Rouge’(2001), ‘Chicago’ (2002) veya ‘Nine’(2009) gibi yapımlar sunsalar da eskiden olduğu kadar bu türe sarılmadılar.

Son örneklerden biri olan ‘Cats’e gelince, film doğal olarak bir müzikal uyarlaması olduğu için, türünün gerekliliklerini yerine getiriyor ve çok az diyalog kullanıp hikayesini ve karakterlerini şarkılar yoluyla anlatmayı seçiyor. Ancak bu ‘uç’ derecedeki konuşma azlığı müzikalin sinemaya uyarlamasında ‘sorunlu’ sonuçlar doğuruyor. Bir sinemasever, müzikal filmleri sevse de sevmese de en azından normal diyaloglarla belirlenen bir hikaye akışı, beklenen şarkıların zeminini oluşturan bir olay örgüsü ve biraz ‘nefes alacak’ geçiş sekansları bekleyecektir. Başka bir deyişle her ne kadar müzikal filmler asıl kuvvetini şarkı ve dans performanslarına bağlayıp, senaryolarını bunlara ‘alet’ olacak gibi şekillendirseler de, yine de seyirci, bir sinema filmi izlediğini hissettirecek, belli bir senaryo omurgasına sahip, düz ama gerekli bir hikaye akışı da bekler.

CATS’LERİN DİLİNİ KEDİ KAPTI!

‘Cats’ filminde kedi karakterlerden birinin yeni gelen Victoria’ya yaptığı şaka gibi, bütün karakterlerin dilini adeta kedi kapmış(!). Ne zaman hikayede bir açıklama, bir neden veya bir amaç bekliyoruz, beklenen şeyler her zaman şarkılar eşliğinde, danslarla beraber, eğlence kıvamında bize sunuluyor.

Değindiğimiz gibi bu şarkıların hepsi tabii ki klasikleşmiş, büyük eserler ve dansçıların performansları takdire şayan ancak bu gösteri ‘overdose’u filmi biraz ‘bulandırıyor!’. Senaryoyu takip etmek için ‘ekstra’ bir çaba sarf etmeye başlıyoruz, hatta bu çaba bazen sergilenen dans ve şarkıların tam anlamıyla tadını çıkarmamızı da engelliyor.

Zaten filminin özenli bir tiyatro gösterisi gibi akmasında hiçbir problem görmeyen yönetmen Tom Hooper, kendi dokunuşunu hissettirecek hiçbir bölüm sunmuyor. Adeta yönetmen, filminin kontrolünü dans koreografına, dansçıların ve şarkıcıların performansına teslim etmiş gibi duruyor.

Çoğunluğu profesyonel dansçılardan oluşan (her biri gerçekten çok başarılı), bu kedi kostümü taşıyan oyuncular arasında bazı tanıdık, usta isimleri de fark ediyoruz. Kedilerin kraliçesini oynayan büyük oyuncu Judi Dench, eski günlerini arayan yaşlı kedi rolünde Ian McKellen ve bir Fransız yetenek programında keşfedilip giderek ünlenen dansçı kardeşler Laurent ve Larry (Les Twins) gözümüze çarpan isimler oluyorlar.

Müzikal filmleri seven sinemaseverler her şeye rağmen ‘Cats’den zevk alacaklardır. Ancak hem onlar hem de bizim gibi müzikal filmlere biraz uzak olan seyirciler, ciddi emek verildiği belli, teknik olarak üst düzey ve koreografik açıdan başarılı bir müzikal oyun izleyecekler… Büyük bir film değil…

Yönetmen: Tom Hooper
Oyuncular: Taylor Swift, Jennifer Hudson, Judi Dench, James Corden, İdris Elba, James Derulo, Rebel Wison, Francesca Hayward, Ian McKellen…
Ülke: ABD


Kerem Bumin kimdir?

1976 yılında Paris'te doğdu. 1994 yılında İzmir Özel Saint-Joseph Lisesinden mezun oldu. 1996-2000 yılları arasında Strasbourg Sosyal Bilimler Fakültesinde (USHS) Tarih ve Edebiyat bölümlerinde okudu. Ardından 2000 yılında İstanbul'a geri dönüp 2004 yılında Bilgi Üniversitesi Sinema/ Televizyon bölümünden mezun oldu. 2004 yılından itibaren çeşitli uzun ve kısa metrajlı sinema filmlerinde ve Belgesel filmlerde yardımcı yönetmen olarak görev aldı. Semih Kaplanoglu'nun 'Süt' adındaki sinema filminin ekibinde yer aldı. Son birkaç yıldır Yunan yönetmen Angelos Abazoğlu ile birlikte, Arte kanalı için Belgesel filmler üzerinde çalışmaya devam ediyor . Yaklaşık iki senedir Gazeteduvar'da sinema filmleri üzerine eleştiriler yazıyor .

YAZARIN DİĞER YAZILARI