Her yıl gibi 2020 de seçim yılı olacak

Çarşamba, 1 Ocak, 2020
2019’da siyasetin en belirleyici gündem başlığı olan yerel seçim, önemli bir sonuç olarak algılandı. Ancak yenilenen İstanbul seçimi ve HDP’li belediye başkanlarını seçen iradeye yapılan darbelerle anladık ki, aslında çeşitli açılardan bu seçim henüz bitmedi, bir süre daha bitmeyecek. Erken seçim önümüzdeki yılda gerçekleşsin ya da gerçekleşmesin, 2020’nin önemli bir bölümünde yine seçim konuşulacak.

Bir önceki Gazete Duvar yazısında “Yıl bitiyor ama ne başlıyor?” diyerek yılı bitirmiştik. Bu 2020’nin ilk yazısı: Beklendiği ve olması gerektiği gibi bambaşka bir gündemle uyanmadık bu sabah. Dün gece havai fişekler üzerimize yepyeni şeyler yağdırmadı. Belki batıda uzunca bir duraklama anlamına gelen Noel, burada yaşanmadığı için önceki yıldan kopuş da zayıf oluyor. Neticede ne kadar umutluysak yine o kadar hevesliyiz, ne kadar kararmışsak yine o kadar karanlıktayız. Geride ne kaldı dediğimizde fazla başlık çıkartamıyor, gelenler konusunda çok pozitif güçlü kestirimler yapamıyoruz. Medyascopetv’de yaptığım “2019’dan 2020’ye Türkiye’de Siyaset” toparlamasında söylediğim gibi; geçen yıl fragmanını izlediğimiz film veya yıllardır süren dizinin devam bölümleri bu yıl vizyona giriyor galiba. Bu cümleden olmak üzere, geçen yıl yaşanan bazıları çarpıcı ve şaşırtıcı olan gelişmelerin, başlayabilecek potansiyeller kadar sürdürülenleri de işaret ettiği fikrimi tekrarlamam gerek.

2019’da siyasetin en belirleyici gündem başlığı olan yerel seçim, önemli bir sonuç olarak algılandı. Ancak yenilenen İstanbul seçimi ve HDP’li belediye başkanlarını seçen iradeye yapılan darbelerle anladık ki, aslında çeşitli açılardan bu seçim henüz bitmedi, bir süre daha bitmeyecek. Bir anlamda –bana göre 2011’de akıllara düşen, 2014’ten itibaren de fiilen başlayan- “bitmeyen seçimin” önemli durağı olarak devam ediyor. 2019’un ikinci yarısına ve özellikle son çeyreğine damgasını vuran kayyım hamleleri, tutuklama ve yargı skandalları, “Köşke çıkan CHP’li” komplosu, Mansur Yavaş’a yapılan itibar saldırısı, Kanal İstanbul üzerinden Ekrem İmamoğlu’nu küçümseme girişimi gibi pek çok hamle, iktidarın “bitirmeme” çabasını gösteriyor. İktidarın siyaset yapma biçimi, futbol maçlarının sonundaki “önümüzdeki maçlara bakacağız” cümlesinin tam tersi. Uzunca bir süredir hiçbir seçim başlayıp biten bir mesele olarak yaşanmıyor, bitmesine izin verilmeyen bir süreklilik kazanıyor. Herkes seçimin öneminin kalmadığı bir dönemden bahsediyor ama aslında seçimden ibaret bir siyaset zemini kuruluyor. Hatta meclis önemsiz hale geldiği için seçim önemsizleşmiyor, tam tersi tek önemli şey oluyor.

2019 yerel seçiminin “bitmeyen seçimin” parçası haline gelmesi, sadece iktidarın tercihiyle ve çabasıyla ilgili değil. Muhalefet ve muhalefete akıl veren bir takım zevatın, “siyaset seçim kazanmak için yapılır” yaklaşımıyla da fazlasıyla destekleniyor. Bu yüzden muhalefet, yerel seçim galibiyetini bir siyasi zafere dönüştüremiyor. Seçimle sağlayabildiği moral üstünlüğü, siyasi baskıya dönüştüremiyor, hiçbir kalıcı etki yaratamıyor. Seçim de, alınmış sonuçların yarattığı dinamikle yeni bir zemini açamıyor. Seçmene ulaşmak için kurulabilen köprülerin taşıyıcılığı süreklileştirilemiyor. Tıpkı YSK eliyle yapılan seçim yenileme anormalliğinde olduğu gibi, aylar önce biten seçimin tescil edilmesi hala sağlanamıyor. Yerelde yaratılabilen sonuç genel siyasi düzeye bir türlü taşınamıyor. Önemli başlıklar, talepler, itirazlar, dayanışmalar süreklilik kazanarak daha geniş bir alana taşınamazken, biraz öne çıkan bütün siyasi aktörler bir sonraki hamleye göre pozisyon almaya çalışıyor. Öne çıkan siyasi aktörler güçlü talep ve beklentileri taşıyan, acil itirazları temsil eden taşıyıcılar olarak tartıya çıkmıyor. Aksine siyaset, aktörleri taşıyan bir performans sahnesine dönüşüyor.

2019’u kapatırken siyasi gündemin şekillenişi, gelecek yılın belirleyici motivasyonunun yine “bitmeyen seçim” olacağını gösteriyor. Erken seçim önümüzdeki yılda gerçekleşsin ya da gerçekleşmesin, 2020’nin önemli bir bölümünde yine seçim konuşulacak. İktidarın, popülist hamleler yerine vergi artışları ve zamlarla devam etmesi, seçim olasılığının uzaklaştığına kanıt sayılabilir. Ancak bu işaretlerin karşısına da, dış politika ve proje bazlı inatlaşma hamleleriyle kutuplaştırmayı tazeleme gayretleri konulabilir. Ayrıca iktidar açısından hala en önemli güvence, “kerhen destek” payının patronluğu. Onun raf ömrünün de bir sınırı var. AKP içinden çıkan partilerin bu alanda yaratacağı tehdit önemli belirleyici olacak. İyi Parti örneğinde gördüğümüz üzere, hem kopma hareketleri hem de ana gövde, çok gecikmemiş ölçmeden memnun kalıyor. İyi Parti kuruluşundan çok kısa süre sonra girdiği seçimde yüzde 10 barajını aşarak rüştünü kanıtmış, MHP de çok önemli bir kayıp yaşamadığını göstermişti. Benzer bir ihtiyaç örtüşmesi veya bu olasılıklar üzerine yoğunlaşacak tartışmalar, seçim gündeminin ateşleyicisi olabilir.

Kanal İstanbul inatlaşmasının, ÇED süreci tamamlanmadan projenin plana işlenmesi zorlamasına kadar ilerletilmesi önemli bir gösterge. İktidar, proje sayesinde önemli bazı fırsatlar yakalayabileceğini umuyor. Muhalefeti “engelleyici” pozisyona zorlayarak kutuplaştırmayı tazeleme yanında, İmamoğlu’nun çaresiz ve yetersiz gösterilmesi için de tartışmaların imkanlar sağlayacağı hesaplanıyor. Kanal İstanbul, şimdilik seçim zemini hazırlama olarak yorumlanmaya çok uygun olmasa da, zemin yoklama açısından epey elverişli görünüyor. Dış politika alanında da, maaşı Türkiye tarafından ödenen Suriye Milli Ordusu’nun İdlib ve Libya’ya tayini, müttefikler ve mutabakatlar tablosunu hayli zorlayacak riskli hamlelerin işareti. Yargı kararlarından toplumsal meselelere, kültürel çıkışlardan ekonomik tercihlere kadar geniş bir alanda otoriterleşmeye –ve Ümit Akçay’ın ifadesiyle otoriter konsolidasyona- gaz verildiği görülüyor. Etek boyu ölçen hakim, sarılan öğretmene disiplin cezası, mehdiye hazırlanan özel ordu gibi kışkırtıcılar da devrede. Yıllardır defalarca gördüğümüz gibi iktidar, ortamı yumuşatarak değil kışkırtma ve sertleşme eşliğinde zemin yokluyor.


Kemal Can kimdir?

1964 yılında Düzce’de doğdu. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden 1986’da mezun oldu. 1984’de Gençlik ve Toplum dergisinde yazdı. 1986-87’de Yeni Gündem dergisinde 1987-90 döneminde Nokta dergisinde, 1990 yılında Sabah gazetesinde gazetecilik yaptı. 1993’de EP (Ekonomi Politika) dergisinde 1994’de Ekonomist dergisinde çalıştı. Yine aynı yıl Express dergisini çıkartan ekipte yer aldı. 1997 – 1999 döneminde Milliyet gazetesine yazı dizileri hazırladı. 1998’de Yeni Yüzyıl gazetesinde, 1999 yılında Artı Haber dergisinde çalıştı. Birikim dergisinde yazıları yayınlandı. 1999 yılında CNNTÜRK’te çalışmaya başlayarak televizyon gazeteciliğine geçti. 2000 yılından itibaren çalışmaya başladığı NTV’de sırasıyla politika danışmanlığı, editörlük, haber koordinatörlüğü ve genel müdür yardımcılığı görevlerinde bulundu. 2013 yılından itibaren kapatılana kadar İMC TV yayın danışmanlığını yaptı. Yazdığı ve yazar ekibinde yer aldığı kitaplar: Devlet Ocak Dergah (İletişim Yayınları 1991), Türkiye’de Sivil Toplum ve Milliyetçilik (İletişim Yayınları 2001), Türkiye Savaşın Neresinde (Metis Yayınları 2001), Homopolitikus Lider Biyografilerindeki Türkiye (Aykırı Yayınları 2001), Devlet ve Kuzgun (İletişim Yayınları 2004), Yoksulluk Halleri (İletişim Yayınları 2007).

YAZARIN DİĞER YAZILARI