Evrim Altuğ
Evrim Altuğ

Geleceğin eşiğindeki başkent

Pazar, 29 Aralık, 2019
Ali ve N.Müge Cengizkan küratörlüğünde, Ankara Cer Modern'de 12 Ocak'a dek süren ve on binleri çeken 'Bir Şehir Kurmak: Ankara 1923-33' sergisinin misyonu, Cengizkan çifti için çok açık: "Bu araştırma çalışması, 'nostalji hastalığını' kapısından içeri sokmamaya çalıştı."

Cer Modern Ankara, kendi tarihinin köşe taşlarına yenisini eklediği ‘Bir Şehir Kurmak: Ankara 1923-1933’ sergisini sürdürüyor. Sergiyi şimdiden on binlerce kişinin gezdiği biliniyor. Ben de, nihayet geçen hafta kapısını araladığım bu belgesel sergiyi, 2019’u uğurladığımız şu günlerde ferah feza işlemek üzere yazıyorum. Bu arada aynı çatı altında süren Göbeklitepe sergisini de, kıymetini zedelemeksizin, diğer bir köşeye ayırıyorum.

Küratörleri Ali Cengizkan ve N.Müge Cengizkan’ın büyük emekleriyle gözle görünür hale gelerek, yine ikiliye ait arşivsel değerde bir yayınla kalıcılaşan Ankara sergisi, gördüğü ilgi üzerine şimdiden birçok sivilin, pek çok Ankaralının kişisel belge ve fotoğraf arşivlerini bu bütünlüğe dahil etme teklifleri ile karşı karşıya kalmış. Bu anlamda, sergi yayınının, şimdiden ikinci baskısını yaptığını müjdelemek istiyorum. Bu aynı zamanda, bir ‘Ankara Şehir Müzesi’ ihtiyacının da, sevindirici yansıması gibi. Zaten editörler – küratörler de bunu tembihliyor: “Sergi ve kitap, bir araştırma projesi olarak, şehrin modern tarihine katkıda bulunmayı ve bir ‘Ankara Şehir Müzesi’ kurma düşüncesini tetiklemeyi hedeflemektedir.”

Vehbi Koç Vakfı, Koç Üniversitesi ve VEKAM’ın imzalarını buluşturan sergide, kültürel hafıza değeri taşıyan sosyal belgelere, yabancı kaynaklardan Türkiye arşivlerine kazandırılmış eski Türkiye belgeselleri refakat ediyor. 13 Kasım’da açılan ve 13 Ocak’a dek izlenen sergi, Ankara Enstitüsü Vakfı ve Cer Modern’in iş birliğinin meyvesi, Vehbi Koç Vakfı’nın da 50’nci yıldönümü adına, topluma bir hediyesi.

Akademik bir disiplin ve sosyal, kabına sığmaz bir değişkenlik arasında salınan serginin yayın tasarımını Barek üstlenmiş. Fatih Yavuz ve Emre Şavural’ın Frea markası altında hazırladıkları tasarım ise, izleyenleri bir o anıdan, ötekine adeta bilgece bir sarhoşlukla, çokça bugünün utancıyla savuruyor. Utancıyla diyorum, çünkü Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş yıllarında, şehir planlamanın, mimarlık kurumunun ve medeniyet algısının ne vaziyette olduğunu, gerek üç boyutlu mimarî modelleri, gerekse 3D animasyon grafiklerle yaratılmış ‘genç Ankara’ simülasyonlarıyla yüzümüze vuruyor, ‘Bir Şehir Kurmak’ sergisi.

Cengizkan çifti, etkinliğin misyonunu sergi yayımında şöyle dillendiriyor:

“Sergi ve Kitap, dönemin Ankara’sında eski ve yeni şehir bölgelerindeki yerleşimin modernleşmesi, kent ve park kültürünün oluşması, kamusal hizmetlerin modernleşmesi, anma kültürünün yaratılması, ulus kültürünün kimliğe kavuşturulması ve kentin sosyal yaşamının modernleşmesi temalarıyla açılımlar getirmektedir. Modern Ankara’nın ilk genişlemesi sayılan Yenişehir’in 1933 tarihindeki konut ve kamu yapılarından oluşan durumunu modelleyerek yeni bir bilgi alanı ortaya çıkaran çalışma, 20’nci yüzyılın ilk çeyreğinde, savaş yorgunu bir ülkede ‘yeni’ bir ‘şehrin’ nasıl kurulduğunu, Cumhuriyet’in 10’ncu yılına kadar ortaya konan irade ve olgularla birlikte ele almaktadır.

‘Yeni toplum’un gereksindiği ‘yeni konut’ nedir, nasıl elde edilmiştir? Teba kültüründen yurttaş haklarına geçilirken, ‘yeni insanların’ şehrin sakinleri olarak yarattıkları barınma kültürünün özellikleri nelerdir? Siyasetçiler, mal sahipleri, plancılar, mimarlar, müteahhitler, entelektüeller barınma kültürünü, bizatihi kendi barınma gereksinimleri üzerinden nasıl belirlemişlerdir? ‘Yeni toplum’ ufukta belirirken, planlı çevrenin toplumsal dinamikler içinde erimesi ve tarih yazımında boşluklar oluşması doğal mıdır?’ sorularına yanıtlar aranmış ve yeni bir tarihçilik alanı, beşerî tarihin mekânsal ilişkisiyle birlikte ortaya konmuştur.

Ankara tarihinin en az bilgi sahibi olduğumuz bu dönemine ilişkin araştırma, bugüne dek gözardı edilen belgelere tekrar bakılarak, oluşmuş tarih yazımı malzemesi başta olmak üzere, özgün plan paftaları, tapu kadastro belgeleri ve 2000’li yıllarda artan koleksiyon varlığı ve gelişen arşivlerdeki bilgi birikimiyle kartpostal-fotokart ve albümlere dayalı olarak serimlenmiştir. Yöntemin kendisi de yenilikçi bir sayısal değerleme ve mikro – tarih çalışması altlığı oluşturularak, yeni şehir yapı ve mekânlarının yeniden ele alınabilmesini sağlamıştır.”

Gerek Ankara, gerekse Türkiye’nin ‘geçmişteki geleceği’ ile yüzleşmemize fırsat veren ‘Bir Şehir Kurmak: Ankara’ sergisinin, tam da Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimlerinin ertesinde izleniyor olması, manidar. Bu durum, sergiye (ve Ankara’nın belleğine) ilgi gösteren Başkan Mansur Yavaş’ın etkinlikte bir saate yakın zaman geçirmesinden de anlaşılıyor.
Cengizkan ikilisi, sergi karakteristiğini şu cımbızlık sözlerle kayda geçiriyor:

“Sergi ve kitap, döneme ilişkin bildik Ankara görselleri yerine, birinci el, özgün ve yeni üretilen görseller kullanmaktadır. Sergi ve kitapta ilkesel olarak eski – yeni karşılaştırmaları başta olmak üzere, nostalji üreten yöntemler özellikle kullanılmamakta, dönemi anlamak – anlayabilmek için empati araçları kurulmaktadır. Bilinmektedir ki, nostalji yabancılaşmayı yaratır, yabancılaşma ise romantik kaçışa ve sorumsuzluğa yol açar.”

Ankara’nın başkent oluşunun 96’ncı yılında izlenen Cer Modern’deki serginin yayınında bir önsöz kaleme alan Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ömer M.Koç ise, şuna dikkat çekiyor:
“Ankara, yeni kurulan bir devletin tüm kurumlarını, değer yargılarını, ekonomik, sosyal ve toplumsal tekâmülünü temsil edecek bir şehir olarak gelişecekti. Bu nedenle, hem yeni resmî yapıların, hem de bu kurumlarda çalışmak üzere şehre gelecek kişilerin ikameti için yeni konutların inşa edilmesi gerekmekteydi. Bu ihtiyaç Ankara’nın imarında önemli bir planlama faaliyetini zorunlu hale getirmişti. Yeni kurulan bir devlet ile yeni kurulan bir başkent arasında oluşması kaçınılmaz olan kültürel değerler, Ankara’nın fiziksel yapısına, dolayısıyla tüm ülkeye tesir edecekti.”

VEKAM Direktörü Prof. Dr. Filiz Yenişehirlioğlu’da, sergi sunu yazısında kurumun Cer Modern’de geçen sene açtığı ‘Tarihi Dokumak: Bir Kentin Gizemi, Sof’ sergisine atıfla şunu kayda geçiyor:

“Toplum, mekân ve insan arasındaki ilişkiler sadece kâğıt üzerindeki çizgiler olarak değil ama, edebî yazınsal olarak da ele alınmakta ve kurgulanan ile gerçekte yaşanılan arasındaki paralel gelişmeyi sof kumaşının parlak ve ince dokusu gibi örerek, bizlere göstermektedir.”

Helün Fırat, Zihni Tümer ve Tolga Yüksel’in alın teriyle her etkinliğinde tekrar değerlenen Cer Modern’deki serginin tohumları, müzayede ortamına düşen 110 karelik armağan bir foto-albüm ile atılıyor. Ali Cengizkan’ın katkısıyla ve Ankara Enstitüsü Vakfı Timur Erkman sayesinde toplumsal belleğe kazandırılan, içinden ‘Kereste Fabrikası’na ait bir kare düşüp yittiği için 110 adet olduğu anlaşılan bu belge üzerine kaleme aldıkları metinde, küratör ve editör Cengizkan çifti, şunun altını çiziyorlar:

“Ankara’nın 20’nci yüzyıl başındaki erken dönemini belgeleyen binlerce kartpostal ve foto-karttan oluşan zengin bir arşiv bulunduğunu, Ankara araştırmacıları bilirler. Ancak bunlar ne denli nadir belge oluştururlarsa oluştursunlar, eninde sonunda ‘çoğaltılmış’ (reprodüksiyon) malzeme sayılırlar ve hiç de azımsanmayacak bir dolaşım kapasiteleri vardır. Oysa elimizdeki, birinci elden, hakiki bir belge toplamı sayılmalıdır; dolayısıyla bu belgeleri ilk kez kamuya sunan bu kitabın sonuçları, mimarlık tarihi, kent tarihi ve tasarım beğenisi ve kültürü yazımından, merkezi ve yerel otoritelerin mekân-politik söylemlerine, politik erk makamı olarak yönetici kadroların fiziksel çevrenin biçimlenmesindeki rollerine ve bunun değişimine değğin bir dizi komşu inceleme alanına ışık tutacak, diye umuyoruz. Bu birinci elden oluş ve hakikilik (genuine), bir yandan da sahih (real) ve sahici (true), dolayısıyla gerçek oluş, yine ‘hakiki’lik (ancak bu kez truth) özelliklerinin kapısını aralıyor…”

Büyük bir itina ile elden geçirilen tarihsel 1300 foto-kartpostal, bu sergi sayesinde 350 yapının da mimarî olarak duruşlarının kayda geçmesine önayak olmuş. Atila Cangır, Gökçe Günel, Uğur Kavas, Koray Özalp ve Ali Cengizkan arşivlerinden ‘süzme’ bu serginin kitabının, şimdiden üç, hatta dört, beş baskı yapacağı konusunda hiç bir şüphem yok. Ola ki, bu çok önemli belge, keşke, diyelim ki bir Ankara Büyükşehir Belediyesi hizmeti olarak bir e-kitap haline getirilebilse ve bütün Dünyaya eğitim ve kültür hizmeti olarak açılabilse. Hatta İngilizceye de aktarılabilse ve küreselleşse.

Serginin ‘Varolmayan Kartpostallar’ isimli bölümü, bugün Kızılay olarak bilinen, Sıhhiye Köprüsü’nden Meclis Kavşağı’na, Kolej’den Demirtepe’ye kadar uzanan Yenişehir’i büyüteç altına alıyor. Sergi zaman dilimindeki 10 yıllık süreçte inşa edilmiş 350’ye yakın kamu ve hizmet yapısı ile konutlar, bu bölümdeki üç boyutlu kent modellemeleriyle ayağa kaldırılmış bulunuyor. Buna göre, araştırmanın tamamlandığı 2019 itibariyle, 1933 Yenişehir’indeki 320 konuttan 10’u, 28 kamu yapısından ise 18’i ayakta kalmış durumda. Cengizkan ikilisi bu durumun tahlilini şu cümle ile yapıyor: “Yapılaşma üslûbu olarak ‘moderne beş kala’ gerçekleşen ilk Ankara ve sunduğu deneyim, tarihin ve yıkımın tozlu sayfalarında unutulur. Burada sunulanlar, zamanında çerçevelenmemiş, pozlanma olanağı bulunmamış, fotoğrafçısının kadrajına girmemiş, yani varolmayan kartpostallardır.”

Günümüz Türkiye Cumhuriyeti devletinin ‘Yatay Mimarî’ye bu kadar özenip, neticelerini bu kadar dikey bir inatla gözümüze soktuğu düşünülecek olursa, Cer Modern’deki sergi, hani şu börekçi-köfteci tabiri ile ‘Öz’ yataylığın aslen ne anlam ve görünüşe tekabül ettiğini bütün medenîliğiyle ve kelimenin tam anlamı ile ‘gözler önüne seriyor’. Arşivsel panoramik fotoğrafları, dönemin bürokratlarının cemiyet hayatı ile, Ankaralıların gündelik yaşamından kesitleri, modern Türkiye kadınının türlü imge ve (ibretlik) demokrasi vesikalarıyla alabildiğine zengin, kıymeti vakurluğundan menkul bir sergi, ‘Bir Şehir Kurmak’. Yüzyıllık skalada tahayyül ve tahammül arasında ibretle salınan mimarlığın bugüne nerelerden vardığını kayıt altına alıyor.
Bu serginin, eğer olanağı varsa başta büyük şehirler olmak üzere esaslı bir Türkiye turnesine çıkmasını diliyorum. İçerdiği zaman makinesi etkili panoramaları, eski gazetelerden büyüteçlenen sosyo-ekonomik verileri, dönemin medyasının tenkitini de, taltifini de eksik etmez tümceleriyle, büyük bir deney ve deneyim, ‘Bir Şehir Kurmak’ sergisi.

Halide Edip Adıvar’dan İngiliz feminist gazeteci-yazar Grace Ellison’a, Afet İnan’dan Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e, Yakup Kadri Karaosmanoğlu’dan, Ahmet Hamdi Tanpınar’a, ‘sivil’ ve ‘kanaat önderi’ sayageldiğimiz bir çok kalemin rehberliğiyle gezilen etkinlik, geleneğin beşiği, geleceğin eşiğindeki bir başkentin varoluş kavgasını, ‘hiç görülmemiş’ bakış açıları, belgeler ve karelerle, nice kesit refakatinde derliyor.

Sözün burasında Grace Ellison’ın kaleminden 1928’de yazdığı ‘Bugünkü Türkiye’ (Turkey to-Day) kitabına büyüteçle bakmakta fayda var. Ellison, gözlemleriyle Başkent’in varoluş kavgasına olduğu kadar, son günlerin ‘Kanal İstanbul’ münakaşasına da, adeta yaklaşık bir asır evvelden kehanette bulunuyor gibi: (s.376):

“Kazanımlar açısından düşünüldüğünde, (Gazi M.Kemal) Paşa Ankara’yı yeni başkent olarak seçmekte haklıydı. İstanbul büyülemeyi gözetir, Ankara çalışmayı. Türkler başkent İstanbul’da hiçbir zaman dönüşüm ve yenilemeden yana olamadılar. Milletvekillerinin parasız tren pasolarını kullanarak Ankara’ya geldiklerini sıklıkla görürsünüz. Ancak Ankara’dan ayrılırken yüzleri rahatlamıştır, okuldan kurtulmuş çocuklar gibidirler; geri geldiklerinde yine asık yüzlü hallerini takınırlar. (…)

Ankara’nın başkent olmasının Türklerin bakış açısından öteki avantajları ise çok açıktır. Duygusal açıdan Ankara Türkleri tatmin eder, ulusalcılık ülküsünün yuvasıdır, yurdunu seven her Türk için çok değerlidir. Anadolu’nun merkezindedir, bir başkentin olması gerektiği yerdedir; yabancıların ise karmaşasından uzaktadır, eski Osmanlıcılardan da uzaktadır, son olarak eski İstanbul’da kalmak istemiş olan tehlikeli kozmopolit nüfustan da uzaktadır. (…)

İstanbul, Ankara’yı kıskanmaya başlamıştır. Gazi İstanbul’a kendi hamiliğini verinceye kadar İstanbul şehri ve limanı bir duraklama dönemine girmişti; bunun sürdürülebilmesi olanaksızdı. İstanbul, siyasal değeri yanı sıra dünyadaki en iyi deniz limanlarından biridir ve uluslararası dünyayı doyuracak biçimde yönetilmelidir. Ticaret canlandırıldığı anda, güzel, romantik, tarihsel İstanbul, ‘denizlerin hakimi’ olma iktidarını yeniden kazanacaktır.”

Elbette Ankara’da ‘Yeni Osmanlı’ mimarlığı ve Vedat Tek, Kemalettin Bey ya da Giulio Mongeri gibi emsal-figürlerin de işlendiği bu çok verimli, derinlikli sergi için, yazımda son sözü yine Ali Cengizkan’a bırakmak istiyorum:

“…pek çok olayın oluşum nedenini önden peşin bir yargı olarak ortaya koymayı bırakmalı, yargıları en sona saklamalı, ‘Nasıl oldu da, yeni bir şehir kurmak ideali ile yanıp tutuşan Ankara böyle oldu?’ sorusuna odaklanmalıyız. Geçmişe özlem ya da nostalji, geçmişi anlamamızı engelleyen en önemli duygulanımdır. O nedenle ‘Bir Şehir Kurmak: Ankara 1923-1933’ araştırma çalışması, ‘nostalji hastalığını’ kapısından içeri sokmamaya çalıştı. Çalışmanın, hep bu vurguyla okunmasını diliyoruz.”

YAZARIN DİĞER YAZILARI