Evrim Altuğ
Evrim Altuğ

Ankara'nın altından 'labirent-hafıza'sı

Pazar, 22 Aralık, 2019
Mimarlık tarihi sergileriyle olduğu kadar, galerilerindeki zenginlikle de dikkat çeken Ankara, kültür sanat gündemindeki etkisini son günlerde fazlasıyla hissettiriyor. CerModern, Galeri Siyah Beyaz ve Galeri Nev sergileri, bunların en bariz delilleri.

Bu haftaki yazımda Ankara’da iki kıdemli galeride açılan iki farklı sergiden bahsedeceğim. Ancak geniş bir parantez ile sözlerime başlamalıyım: Başkent Ankara’nın kültür sanat gündeminde şu sıralarda mimarlığın önemli bir yeri var. Bunun sebebi, 1927’de kurulmuş Mimarlar Derneği’nin öncülüğü ile TED Üniversitesi Çok Amaçlı Salon’da 12-20 Aralık arasında açılmış ‘Kayıp ve Risk Altında: Başkent Ankara’nın Modern Mirası’ sergisi ve CerModern’de Ali ve Müge Cengizkan’ın küratörlüğünde, Vehbi Koç Vakfı ve VEKAM’ın desteği ile 12 Ocak’a değin izlenen, ‘Bir Şehir Kurmak: Ankara 1923-33’ sergileri. Bu etkinliklere özellikle ileride değinmek üzere, şimdilik asıl konularıma geçeyim:

Siyah Beyaz, önceki akşam açılışı yapılan ‘Labirent’ isimli projesiyle, mimar ve fotoğrafçı Nevzat Sayın’a ev sahipliği yapmaya başladı. İstanbul’dan birçok sanatçı, koleksiyoner ve akademisyenin katılımı ile açılan sergi, yıllar önce de Milli Reasürans’ta ‘Duvarlar’a bakışını fotoğraflarıyla belgelemiş Sayın’ın dostu ve akademisyen, arşivci, fotoğraf sanatçısı Murat Germen’in de bir duvar yerleştirmesi ‘yorumu’yla zenginleşti. Etkinlik, temelinde Sayın’ın arşivsel dokümanları ile, resim ve heykel deneyimlerini bir araya taşıyor. Sergide Sayın’ın üzerinde uzun yıllar kafa ve el yorduğu mekânsal yorumlamaları, iki, üç ve hatta içerdiği optik-illüzyonik potansiyel ile, dördüncü boyuta taşan bir zenginlikle gözler önüne seriliyor. Sergi aslında, beraberinde birçok imzanın da merak ve katkısını arkasına almışa benziyor. Zira etkinlik sebebiyle Siyah Beyaz’ın direktörlüğünü sürdüren Sera Sade ve Nevzat Sayın Mimarlık Ofisi’nden Dilara Sezgin’in hazırladıkları özel sergi gazetesinde, ressam Canan Tolon, yazar ve akademisyen Serhan Ada, mimarlık tarihçisi ve eleştirmen Korhan Gümüş, sanatçı ve arşivci Murat Germen, tasarımcı Esen Karol, heykeltıraş Seyhun Topuz ve akademisyen Tijen Demirörs ile, Nevzat Sayın ve benim katıldığımız derinlikli bir söyleşi de, eser görselleriyle belgelenmiş bulunuyor.

Nevzat Sayın, Labirent, Galeri Siyah Beyaz.

Nevzat Sayın, sergi deneyimi üzerine sözlerini ve geleceğini, şöyle aktarıyor:

“İnsanın kendi yaptığı işlere doğru bir ışık altında ve doğru bir mekânda, başkalarının gözü önünde tekrar bakabilmesi, bence çok önemli bir şey. Bunların ne kadar sanat olup olmadıkları meselesinden daha önemli bir şey. Dolayısıyla bütün bunların toplamından oluşan şey, benim oraya çağrılmam, o sergiyi yapmam, insanların gelip oraya konuşması, bunun üzerine 35 yıllık bir tanışıklığın, mekân ve şehre ait bir tanışıklığın yerinin olması, yapılan işi çok kıymetli yapıyor. İkincisi, her zaman, insan çok iyi yaptığı bir şeyi, kendisiyle belirli bir mesafe altında yeniden gözden geçirdiğinde, ne kadar yapıp, yapamadığını da anlıyor. Ayrıca onlar, o eserler kendi turlarını tamamlayıp bir duvara asıldıkları veya bir yerde sergilendikleri için, ikinci sefer, onların içinden türetilmiş yeni projeler çıkıyor. İnsan zannediyor ki, onu oraya koyduğun zaman bu konu kapanmıştır. Hayır… Başka bir şey açılıyor. Oradan yeni sergilerin, çalışmaların ip uçlarını taşıyan işleri diğerlerinden daha farklı biçimde görüp, onları daha farklı biçimde kendi hafızana kaydediyorsun. Ve yeni çalışmanın ipuçlarını edinmiş oluyorsun… Bütün bunları paylaşmak, konuşmak, olmuş, olacak olanı gözden geçirebilmek ve bu kadar insanın ilgisini toplayabilmek bence çok kıymetli bir şeydi. Mimarlık gibi diye adlandırdığım şeylerden biri olarak, hem mimarlığı pekiştiren, hem de ondan pekişen bir şey olarak benim için çok iyi bir deneme idi. Bundan sonra daha transparan, geçirgen labirentler çıkacak gibi bir hissim var. İkinci olarak, daha geçirgen ama daha da ‘yapı’lardan oluşan, daha doğrusu, buradaki yüzeyler yerine, çizgilerden oluşan, biraz daha azalmış renklerle, belki üçlü bir bulutsu düşünce var aklımda.”

Nevzat Sayın, Labirent, Galeri Siyah Beyaz.

Öte yandan, 35’inci kuruluş yıldönümünü ‘Altın Çağ’ sergisi ile kutlayan Galeri Nev’de ise onlarca sanatçı, müthiş bir vakurluk, ancak neredeyse galerinin karakterine işleyen bir hınzırlıkla buluşmuş görünüyor. Deniz Artun idaresindeki sergide, Mübin Orhon’un altın bezemeli işlerinden, Serhat Kiraz’a, Eda Gecikmez’den Alev Ebüzziya’ya, Erol Akyavaş’tan Seyhun Topuz’a birçok Galeri Nev dostu ve kıdemli imza buluşturulmuş. Selçuk Demirel, Güneş Terkol, Ceren İdil, Rasim Aksan, Necla Rüzgar, Gamze Boz, Selim Cebeci ve Zeren Göktan ile, Canan Tolon, Deniz Bilgin ve gibi nice imza, galerinin bu ‘altın’ yıldönümünde, birbirinden özgün ve nadide işleriyle buluşuyor. Sergi üzerine konuştuğumuz Deniz Artun, ürettikleri bu hem soğukkanlı ama hem de inanılmaz tahrik edici, hem temkinli ama hem de alabildiğine delişmen atmosferi şöyle yorumluyor:

Galeri Nev Ankara, Altın Çağ

“Aslında Mübin Orhon’un altınlı işlerini bir zamandır bir köşeye koyuyordum. Belki onlarla Mübin Orhon sergisi yapar ve adını da ‘Altın Çağ’ koyarız diye düşünüyordum. O ‘Altın Çağ’ fikri ve ismi ilk öyle çıkmıştı. Sonra, bizim tarihimizde belki de geleneksel sanatlardan gelen bir görgü ile, pek çok sanatçının altın ile meselesi olduğunu, bu altın içindeki ışığın, yalnızca Mübin’e değil de, başka birçok kişiye dert olduğunu fark ettim. Bunların içinde tabii ki, Erol Akyavaş’ı başta anabiliriz. Sonra, bir şekilde baktığım bütün sanatçıların dünyalarında, bu malzemeye bir şekilde bulaşmış olduklarını yavaş yavaş, algıda seçicilik ile bu meseleye takınca, Mehtap Baydu’nun, Necla Rüzgar’ın işlerinde örneğin çok eskiden beri vardır; Serhat Kiraz, zaten çok eskiden beridir madenlerle uğraşıyor… Derken, bu birikmeye başladı ve bu kadar birikince, bunu daha önce tecrübe etmemiş insanlara da yapmak isterler mi diye sormaya cesaret edebildim. Mesela, Seyhun Topuz’a bunu sorduğumuzda, aldığımız netice büyüleyici oldu. Dolayısıyla, hem zaten altın ile deneyimi olan, hem de benim cesaret edip sorabildiğim insanlar bir araya gelince, 50 kişi oldu…

Galeri Nev Ankara, Altın Çağ

Bu ‘Altın Çağ’ meselesi, sanat tarihinde bir insanın ‘en parlak dönemi’ olarak kullanılıyor ya, benim için bu başlığın öyle bir referansı da bulunuyor. Gerçekten, burası benim işim değil, hayatım… Bunu fark ettim. İnsan yıl dönümlerinde daha geriye doğru düşüncelere dalıyor, yani işte, kurulduğunda kaç yaşındaydım ? Bahçesinde oynamıştım, şu sanatçıyla böyle tanışmıştım gibi şeyler, sen istemesen de sana üşüşüyor. Bunları düşünürken, gerçekten galeride olduğum zamanın ve burada kurduğumuz ilişkilerin gerçekten bir altın çağ olduğunun farkına vardım… Babamdan, Selim’e kadar bu söz konusu. Yalnızca malzemeden ibaret bir referans değil bu.”

İnsanı aynı anda her işle baş başa bırakmayı da başaran, bu itinalı sergiyi gezdiğimiz sırada, Maçka Sanat Galerisi kurucusu Rabia Çapa ve sanatsever, bilim insanı ve siyasetçi merhum Erdal İnönü’nün eşi Sevinç Hanım’a rastlıyoruz. Onlar da, kurulan bu sergiden itinayla bahsediyor ve memnuniyetlerini bilhassa dile getiriyorlar. Sevinç İnönü de, sergiden söz ederken “Çok güzel bir sergi, katılım oranı da yüksek, çok kaliteli,” diyor. Çapa da, “Çok güzel, başarılı bir sergi olmuş, kutlarım, daha nice yıllar dilerim, iyi bir çalışan bir galericimiz, akıllı bir kızımız. Deniz’i seviyorum,” diyor ve ekliyor: “Serginin renkleri de, duvarları da, kurulması da gayet iyi. İşlerin kendi aralarında da bir beraberlik kurmuş. Gayet iyi yapmış.”

Bilgi için linkler:

www.galerinev.art
www.galerisiyahbeyaz.com
www.cermodern.org
www.md1927.org.tr

YAZARIN DİĞER YAZILARI