Sevilay Çelenk
Sevilay Çelenk

Saraylarda bugün

Perşembe, 19 Aralık, 2019
Orayı bana verseler ben öğrenci çamaşırhanesi yapar adını da “Çamaşır Sepeti” koyardım. Bu ne yapıyor? Dört iskemle ve alçağından iki masa attığı yere, “Saray” diyor. Geceleri de şiltesini yere yayıp yıldızları seyrediyor. Simit Sarayı…

Saraylara meftunluğum sır değil. Dünya üzerinde nereye gittiysem üç kuruş dövizimi de gittiğim yerlerin saraylarını gezmeye harcadım. Üç yıldır da pasaport engeli nedeniyle sanal saray turlarıyla idare ediyorum. Böylesi de iyi oluyor. Kuyrukta beklemiyorsun, para vermiyorsun. Az evvel, penceresinden kar altındaki Kadriorg Park’a bakayım diye, Tallinn’deki Büyük Petro’nun Sarayı’na girdim. Epeyce dolaştım. Hasret giderdim. Büyük Petro bu sarayı karısına yazlık saray olarak inşa ettirmiş. Katerina’nın Yazlık Sarayı olarak da bilinir ki, bu yazlık saraylardan daha kaç yerde var.

Saraylar zaman tüneli gibi. Oralarda kafam dağılıyor. Dimdik ayakta duran saraylar, bu dünyanın Büyük Petro’ya da Sultan Süleyman’a da kalmadığını söylüyor Öyle de yaşasan, böyle de yaşasan gideceğin yer aynı, six feet under…

İstediğin kadar zengin ol, en fazla yüz yıl yaşarsın. Yiyip yiyeceğin yüz yıl… Biliyorsunuz dünya servetinin yarısı 26 kişinin elinde. Cumhurbaşkanı Erdoğan geçtiğimiz günlerde bu konudaki teselli ikramiyemizi açıklamıştı. “Emekli maaşlarını insani düzeyde hayat sürülebilecek seviyelere çıkardık. Hiçbir emekli maaşının bin liranın altında kalmamasını sağladık” demişti. Türkiye’nin servetinin yarısını da üç beş Ağaoğlu elinde tutuyor olabilir ama kimse aç değil, açıkta değil. Yarabbi şükür.

Ağaoğlu demişken, Bir dahaki seçimlere olmadı Ali Ağaoğlu’nu Cumhurbaşkanı seçeriz. Bir Donald Trumpck hikayesi bize de lazım. Zaten dikkat edin, Ağaoğlu ve Trump birbirine karakter olarak acayip benziyor. Parmağındaki alyansın tek serveti olduğunu açıklayarak girdiği siyaset yolunda ülkenin sayılı zenginleri arasına katılan bir Cumhurbaşkanı gördük. Şimdi de sayılı zenginler arasından yürüyerek Beştepe Sarayı’na giren Ağaoğlu’nu görsek tek taşlar ve alyanslar daha bir yerli yerine oturur.

Saraylarda bugün simit sarayı var. Sıcak sıcak. Çayınızı demleyin, eritme peynirlerinizi hazırlayın. Sevemediğim tek saray. Tabii bir de saraylar devrinin kapanışından yüz küsur yıl sonra yerden göveren Beştepe sarayını da sevemedim…

Aslında kaç gündür bekledim; Bahadır Özgür yazsın bu konuyu dedim fakat baktım ki bugün de el atmamış konuya. Önceki gün Filiz Gazi yazmış neyse ki. Simit Sarayı’nın bir nevi TOKİ olduğunu pek güzel açıklamış. AKP iktidarları zihinsel kapasitelerimiz üzerinde bileği taşı etkisi yaptı gerçekten. Simit Sarayı’na bakıp orada derhal TOKİ mantığını ve estetiğini seçmek gerçekten de çok takdir edilesi…

Karafakiden akamasak da, çay ve simit işlerine kadınlar olarak biz bakacağız demek ki. Boş mu geçeceğiz? Alırız bir tozunu. Simit Sarayı olayını, Haluk (the rahmet) Okutur’un klasik simit üzerine kuş kondurarak servet sahibi olmasından itibaren bir gözden geçirmek şart. Anladığım kadarıyla Haluk Bey Simit Saray’ını Ziraat Bankası’na kaktırmış. Helali hoş olsun. Devlet Bankası değil mi, başka ne işi var? EYT ahalisini mi kurtaracak? Amaaan. Ülkemizin iç ve dış itibarı söz konusu. Ayrıca Simit Sarayı da beka meselesi. Zira Türkiye’deki en büyük iş verenlerden biri. Şirketin 25 ülkede 11 bini aşkın personeli bulunuyor.

.

Olayın detaylarını yedi maddede güzelce açıklamışlar. Bir bakıverirsiniz artık. Ama ana hatlarıyla durum şöyle:

Ziraat GSYO, Simit Sarayı’nın yüzde 51’ini devralmak üzere Rekabet Kurulu’na başvurmuş. Simit Sarayı’nın yaklaşık 500 milyon dolar borcu varmış ve zor günlerden geçiyormuş. Şirketin borcunun büyük bir kısmı Denizbank’a olan kredi borcuymuş. Ziraat Bankası bu borçları devralarak şirketi ekonomik olarak rahatlatacakmış. Hayır madem bir “rahatlatma” olayı söz konusu neden EYT’lileri veya genç işsizleri rahatlatmıyor? Ya da modernizasyonu bunun onda biri maliyetle gerçekleşecek olan tank palet fabrikası “külfetli” bulunup Katar’a satılırken, bu ülkenin “satıldık annem” diye içlenen bilinçdışını niye rahatlatmıyor?

Niye, niye? Yalnız bu tank palet ne onu da hiç anlamış değilim. Bu soruların muhakkak çeşitli cevapları vardır. Ziraat Finans Grubu’na bağlı Ziraat GSYO hâlihazırda bu tip yatırımlar yapmak için kurulmuş(muş). 2018 yılında kurulan şirketin amacı yerel şirketlere ortak olmakmış. Geçen ağustos ayında hazırlanan bir düzenleme ile bunun önü zaten açılmış(mış). Kimse de demiyor ki ortak olmakla 500 milyon dolarlık borcu devlet bankası üzerinden sırtımıza yüklemek aynı şey mi? Bence değil. Bu kadarını bilirim ben.

Anladık. Bu sarayın gurbet ellerde yurttaşlara yaşattığı bir “anne evi” duygusu var. Mesela Arda Turan gittiği her ülkede anacığından koordinatları alıp Simit Saray’ında simidini yiyor. Videoya dikkat edin, önünde tam 42 tane simit var Arda’nın. Hepsi yenecek onların tek tek. Sonra da çay yudumlanırken Türkiye’deki anne aranacak. Şu ibişi çıkmış dünyada başka hangi dala tutunacaksın? İlle ana, ille vatan.

Yalnız bir şey söyleyeceğim, biz saraylarla felan oyalanırken, Libya ülkesi de dönüp dolaşıp beka meselemiz oldu. Dr. Jekyll “Libya’ya asker göndermek beka meselesidir” dedi.  Why not yani. Uzman arkaaşlara sordum, açıkladılar. “Bağımsız Libya’nın ilk Başbakanı Sadullah Koloğlu Mülkiyeli’dir. Yani ilk başbakanı önce Mülkiyeli sonra Türkiyeli olan bir ülke beka meselemiz olmayacak da neresi olacak? Libya pek tabii bekamız olur” dediler. Tanrı Şili’yi bekamızdan da belamızdan da korusun. Şili de “dünyanın bittiği yerdeyim” diye hiç güvenmesin kendine. Kimse şah değil, padişah değil.

Padişah demişken, yazıyı saçma güzergahlardan alıkoyarak Simit Sarayı’na akalım yeniden. Bu sarayın mucidi Haluk Okutur’un hikayesi de bir başarı hikayesi. Haluk Bey İstanbul’a tahta valiziylen Haydarpaşa mıntıkasından ilk adımını attıktan sonra iki sene çırpınıp durmuş para ya da ortak bulacağım diye. Sonunda kırtasiyeci bir ahbabı yılmış ve Boğaziçi Üniversitesi’nin dibinde kendi dükkanının bitişiğindeki bir yeri göstermiş, “burayı al, yatır mı, yatırım mı ne yapacaksan yap” demiş.

Haluk’u öldür ama hakkını da ver. Orayı bana verseler ben öğrenci çamaşırhanesi yapar adını da “Çamaşır Sepeti” koyardım. Bu ne yapıyor? Dört iskemle ve alçağından iki masa attığı yere, “Saray” diyor. Geceleri de şiltesini yere yayıp yıldızları seyrediyor. Simit Sarayı… İşte o yüzden herkes bir Mark Zuckerberg olamadığı gibi bir Haluk Okutur da olamıyor. Dikkat edin ikisi de servet yapmayı üniversite yerleşkelerine borçlu. O yerleşkelerde neredeyse otuz yıl geçirip bir simide susam olamadığımı düşününce…

O yüzden de Haluk 500 milyon dolarlık borç için yas tutacak değil. El artırıyor. Görülmemiş bir gurme market açıyor: Kernel & Roast. Geçtiğimiz haziran ayında, bin çeşit ürün pazarlayacak olan bu marketin “ilkini Londra’da açacağım” demiş. Nitekim iki gün önce de Simit Sarayı’nın şayiası hâlâ üzerinde tüterken, “Kernel & Roast dünyada 300 mağaza daha açacak diye haber geçilmiş. Açsın. Elini korkak alıştırmasın. Çekirdekten yetişme girişimci… Çekirdek içi, çifte kavrulmuş. Kernel & Roast. Kombin mikemmel.

Simit Sarayı’na gelince, AKP kadar uzun ömürlü olan o saraylarda toplasanız üç kere simit yemişliğim yoktur. Midemi ekşitiyor simitleri. Ben “merhaba poğaçacı” modeli simitçilerden simit yemeyi severim. Allah rahmet eylesin. Simitlere zeytinle, kaşarla kat çıkmaklan felan olmuyor. TOKİ gibi…

Zaten sarayları seviyoruz diye Simit Sarayı’nı da sevmek zorunda değiliz. Aldatmaca daha adında başlıyor. Simit ve saray birbirine en uzak olan iki şey. Soap opera gibi. Düşük sabun ve yüksek opera. Ticari zeka parıl parıl parıldıyor ama saray mı görmedik, ne sarayı?

 

 

*Bu yazı yazıldığı sırada Ziraat Girişim Sermayesi Yatırım Ortaklığı, Simit Sarayı’nın yüzde 51 hissesini devralmak için Rekabet Kurulu’na yaptığı başvuruyu geri çekmemişti.


Sevilay Çelenk kimdir?

Sevilay Çelenk Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo Televizyon ve Sinema bölümünde öğretim üyesi iken barış imzacısı olması nedeniyle 6 Ocak 2017 tarihinde 679 sayılı KHK ile görevinden ihraç edildi. Lisans eğitimini aynı üniversitenin Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler bölümünde 1990 yılında tamamladı. 1994 yılında kurulmuş olan ancak 2001 yılında kendini feshederek Eğitim Sen'e katılan Öğretim Elemanları Sendikası'nda (ÖES) iki dönem yönetim kurulu üyeliği yaptı. Türkiye'nin sivil toplum alanında tarihsel ağırlığa sahip kurumlarından biri olan Mülkiyeliler Birliği'nin 2012-2014 yılları arasında genel başkanı oldu. Birliğin uzun tarihindeki ikinci kadın başkandır. Eğitim çalışmaları kapsamında Japonya ve Almanya'da bulundu. Estonya Tallinn Üniversitesi'nde iki yıl süreyle dersler verdi. Televizyon-Temsil-Kültür, Başka Bir İletişim Mümkün, İletişim Çalışmalarında Kırılmalar ve Uzlaşmalar başlıklı telif ve derleme kitapların sahibidir. Türkiye'de Medya Politikaları adlı kitabın yazarlarındandır. Çok sayıda akademik dergi yanında, bilim, sanat ve siyaset dergilerinde makaleleri yayımlandı. Birçok gazetede ve başta Bianet olmak üzere internet haberciliği yapan mecralarda yazılar yazdı.

YAZARIN DİĞER YAZILARI