Ümit Kıvanç
Ümit Kıvanç

Amanın, yine dışarıdan saldırıyorlar!

Çarşamba, 18 Aralık, 2019
Biz, yani yeni partileri kuran ve kuracak olanlara geçmişleri nedeniyle iyi gözle bakmayanlar, bu tutumu Bahçeli ile paylaşacak mıyız? Tıpkı onun gibi, “bu yüzden geleceğe dair de söz hakları ve hadleri yoktur” mu diyeceğiz? Yoksa yeni partilerin, mevcut iktidar koalisyonuna kitlesel desteğini temin eden AKP’den koparacakları parçaları nereye sürükleyecekleriyle mi ilgilenecek, onları asgarî hukuk ve demokrasi zemini için yürütülecek toplu tartışma ve pazarlığın taraflarından mı göreceğiz?

İktidar koalisyonunun özellikle içerideki baskı politikasının dozunu, kapsamını, rengini, üslûbunu belirleyen tarafının sözcüsü Devlet Bahçeli, sağdan sola mümkün en geniş millî cephenin kurulmasını sağlayabilecek bir öneriyle ortaya çıktı. Bahçeli’nin bu defaki hedefi, yeni partilerdi. İktidar koalisyonunun, sürebilmesini hâlâ yaygın kitle desteği sayesinde sağlayan tarafından, henüz ne irilikte olacakları kestirilemese de yokluklarıyla bir dönemin sonunu getirebilecek parçalar koparmaya aday girişimler. Tıpkı bunlar girişim olmaktan çıkıp sahici parti sûretine büründükçe başka yönlerden de esmeye başlayan önemsizleştirme rüzgârları gibi, fakat şüphesiz kendisinin meşrebine uygun şekilde, sebze meyve dinlemeden, dammış çatıymış bakmadan her tarafı dağıtan, murdar eden haşin kasırga kıvamında boşalttı Bahçeli, içinde biriken kimyasal silahı: “Yeni parti arayışları siyasi ve toplumsal bir ihtiyaçtan ziyade Türkiye üzerinde komplo ve kurgu mucitlerinin ucuz siparişidir.” Dank!
Dank’ı ben ekledim. Bir ara “yüzde altmış bloku”nun aslî unsuru, yine o ara “muhalefet bloku”nun vazgeçilmez mensubu, herhalde aynı ara “demokrasi bloku”nun tamamlayıcı parçası filan sayılarak kendisine umutlar bağlanan ve bilahare AKP ile yan yana gelerek birçoklarının hayallerini yıkan MHP liderinin, yeni “bekâ” çıkışı esnasında, masaya bir yumruk olsun indirmekten imtina etmeyeceğini varsaydım.

MHP… EE?

MHP liderinden AKP ve Erdoğan’a karşı, adına “demokrasi” denen ama gerçekte muhtevası teşhis edilemeyen, yine de bildik birşeylere benzerliği ve fakat demokrasiye uzaktan yakından benzemezliği su götürmeyen bazı hususların temini için el vermesinin beklendiği; tam aksini yaptığında, muhayyel “demokrasi bloku” yerine, temsil ettiği esas güçlerle birlikte Türk-İslâmcı iktidarın içerisinde yer tuttuğunda kendisine yoğun sitemler eşliğinde “aşkolsun” dendiği vâkîdir, hatırlayacağımız fakat hatırlamak istemeyeceğimiz üzre.

MHP’ye dair şuursuzluk, hakikaten, bırakın sıradan insanı, IQ’su en yüksek bireyin kavramakta zorlanacağı boyutlarda. Haydi, gençler bir yana, menfur “12 Eylül öncesi”ni yaşamış insanlar, teşhisi oturmamış, adı konamamış şuursuzluk içinde, “gerici”lerdense MHP’nin evlâ olduğu yollu bir hastalıklı hissiyat -fikriyat diyemiyoruz- geliştirdiler; hem yaşadıklarına hem bugün kendisine hürmeten herhangi bir mevzuda ettikleri kelâma kulak verilmesini sağlayan geçmiş varoluşlarına ihanet içerisinde kavruldular. MHP’nin, o mâhut tarihe sahip MHP oluşu değil, devlet içerisinden tezgâhlanan bilumum karanlık işlerin “sivildeki” kolu, yürütücüsü vs. değil, normal şartlarda gizli-kapalı bir suikastçı, sabotajcı, provokasyoncu çetesi olarak kalacak birilerine toplumsal destek ve meşruiyet temininde çalışan, ülkenin sahibinin devlet olduğuna ve bize her istediğini yapabileceğine dair ideolojinin dağıtımcısı, vazifeli bir “derin” teşkilat değil, yalnız ve yalnız, “AKP” ile müttefik olduğu için suçlandığı, trajikomik de değil, patolojik bir siyasî ortamımız var. Bugünkü iktidarın, kitlesel destek için Erdoğan’a ihtiyaç duyan “esas devlet” kesiminin sivil kolu oysa MHP. Derindeki kuvvetin sahipleri, neye izin verip neye vermeyeceklerini onun ağzından duyuruyorlar.

Buna rağmen mevcut iktidar koalisyonu hâlâ yalnız “AKePe” diye anılabiliyor. Eğer kendini kandırmanın şuursuzluk sınırlarını çoktan geride bırakmış, iflah olmaz dozuna işaret değilse, düpedüz, her türlü sahici muhalefet imkânını baştan geçersiz kılmayı amaçlayan kötü niyete delalet. Bu tutum, derindeki esas meseleleri âdetâ otomatikman hasıraltı etmeye, çözülemez kılmaya çünkü sorun saydırmamaya yolaçıyor. Toplumsal değişime yönelik muhalif faaliyet açısından belirleyici handikap.

‘GEÇMİŞLERİ BOZUK’

Bahçeli diyor ki: “Geçmişleri geleceklerine kefil olamayan siyasî garabetlerin Türkiye’nin geleceği için söz söylemeye ne hakları vardır ne de hadleri olacaktır.” Söylediği net: Ahmet Davutoğlu ve Ali Babacan ile çevrelerindeki kimselerin geçmişleri kötü, dolayısıyla geleceğe ilişkin söz söyleme hakları yok, söylemeye kalkarlarsa birileri onlara hadlerini bildirecek. Lafın bu kısmına göre, bu kişiler geçmişlerindeki birtakım olumsuzluklar yüzünden siyaset yapma hakkına sahip değiller. Bunlar nedir, Bahçeli belirtmiyor.

Dikkati çekmek istediğim yer şurası: Bu kadarıyla bile, Bahçeli’nin sözlerinin “muhalefet cephesi”ndeki pek çok insana hitap ettiğini söyleyebiliriz.

Muhaliflerin çoğu, Davutoğlu’nun partisine de Babacan’ın partisine de haliyle iyi gözle bakmıyor. Özellikle Davutoğlu’na yönelik olumsuz tutuma önyargı demek haksızlık olur. En azından payı-rolü bulunan birçok vahim hadiseye dair, bırakın özeleştirel gayreti, en ufak üzüntü belirtisi dahi göstermezken ona kim nasıl iyi gözle baksın? Babacan için de, özellikle ekonomik adalet ve eşitlik yönünde hiçbir adımı, planı, kaygısı bulunmayacağı -önceki pratiğine bakılarak- varsayıldığı için varılmış yargılar sözkonusu. Yargıları, önyargıları değiştirmek, sözkonusu siyasetçilerin işi. Niyetleri varsa uğraşırlar. Yoksa, aynı asgarî kurallara uyarak siyasî mücadele yürütmeyi kabul ve taahhüt edecekleri aynı zeminde farklı kesimleri biraraya getirmeksizin asla kurulamayacak, kuvvetler ayrılığına dayalı, herkesin uyacağı anayasalı hukuk devleti ve özgür-güvenilir seçimli parlamenter demokrasi hedefi doğrultusunda konumlanamayacaklardır.

Peki, biz, yani yeni partileri kuran ve kuracak olanlara geçmişleri nedeniyle iyi gözle bakmayanlar, bu tutumu Bahçeli ile paylaşacak mıyız? Tıpkı onun gibi, “bu yüzden geleceğe dair de söz hakları ve hadleri yoktur” mu diyeceğiz? Yoksa yeni partilerin, mevcut iktidar koalisyonuna kitlesel desteğini temin eden AKP’den koparacakları parçaları nereye sürükleyecekleriyle mi ilgilenecek, onları asgarî hukuk ve demokrasi zemini için yürütülecek toplu tartışma ve pazarlığın taraflarından mı göreceğiz? Sonuçta kimsenin kimseyle dost ve ahbap olması gerekmiyor. Birbirini yok etmeden, ezmeden, aşağılamadan birlikte yaşayabilmesi gerekiyor. Buradan mı yaklaşacağız?

‘KÖKLERİ DIŞARIDA’

Bahçeli’nin peşinden bir adım daha atalım. Çünkü sözlerinin devamı itibarıyla bazı muhaliflerin onun peşine takılması tehlikesi daha büyük: “Yeni parti arayışları siyasî ve toplumsal bir ihtiyaçtan ziyade Türkiye üzerinde komplo ve kurgu mucitlerinin ucuz siparişidir.” Evet. Baştaki laf.

Türkiye’de demokrasinin savunucusu, güvencesi olması gereken kesimlerde bile, AKP’nin iktidara gelişini ve üst üste seçimler kazanmasını “emperyalist proje”ye bağlama tercihi yaygındı. Yaşadıklarımızı dışımızdaki birilerinin komplolarıyla açıklamanın aşağılayıcılığı bizi pek rahatsız etmiyor. Sebepleri ve müsebbipleri dışarıda aradıkça sorunların içerideki kaynakları, gelişmelerin içerideki sebepleri görülemiyor. Fakat bu genellikle umurumuzda olmuyor. Baştaki hükümle çelişen hiçbir gelişme de bizi hükmümüz hakkında şüpheye düşürmüyor. Herhangi bir hüküm yıpranıp yıpranıp savunulamaz hale geldiğinde ise, yine kökü dışarılara uzanan birtakım kuvvetlere dair aksi ispat edilemez iddialar eşliğinde türlü bahane üretebiliyor, hep doğru, hep haklı kalabiliyoruz.

Bu yüzden, AKP’den kopmalarla meydana getirilecek yeni partilerin “emperyalizmin projeleri” olduğunu ileri sürmekte de zorluk yaşanmayacaktır. Nihayet burası, aşırı dozda anti-emperyalizmden ötürü bütün siyasî eğilimlerin hayata bir nevi yoğun bakım servisinden katıldığı yer. Penceresiz. Hayat gözükmüyor. Boyuna yanlış tedavi uygulandığı için de oradan bir türlü çıkılamıyor. Anti-emperyalizmin yalnız bir semptom, esas cilt altındakinin çoğunlukla düpedüz milliyetçilik olduğu, virüs vücudu tamamen sardığı için bünyenin parçası sanıldığı, bu beklenmedik sembiyotik yaşam türünün tedaviyi imkânsız kılan döngülere yolaçtığı atlanıyor. Kimse aykırı hareket etmezse bünye kurduğu bu kendine özgü denge ile hayatına devam edebiliyor. Sebep “dışarı” ile ilişkilendirildi miydi, bünyede gerilim azalıyor, bütün organlar rahatlıyor, işlevlerini yaşamak için yeter ölçüde yerine getirmeyi sürdürüyor.

Bahçeli bir defa daha, devletin kendi konuşamayan kısmının mesajını iletiyor: Dışarıdan bünyemize zerk edilmeye çalışılan zehri hep beraber püskürtelim! Bu mesajın alıcısına rastlamayacağınız mahalle yoktur.

YAZARIN DİĞER YAZILARI