Dinçer Demirkent
Dinçer Demirkent

Şahsım hükümet sisteminde ‘terörist’ ne anlama gelir?

Perşembe, 12 Aralık, 2019
Birisi, özellikle iktidar blokunda yer alan birisi size terörist diye bağırdığı anda artık hukuk koruması kalkmış olur. Erdoğan’ın terör aracılığıyla yarattığı korkunun temel stratejisi budur. Çünkü Erdoğan’ın ilanı, ona sadık olanlara saldırma, dişlerini gösterme izni anlamına gelmektedir. Bu da yıldırının toplumsallaşmasıdır. Üniversitelerde, sokaklarda demokratlara, sosyalistlere, kadınlara yapılan saldırılar ve cezasızlığın zemini bu “ilan”dır.

Terör sözcüğü Latince terrorem dehşet, büyük korku, korku nesnesi gibi anlamlara geliyor. Kavramların dile girmesini, dil içinde evrilmesi ve onu dönüştürmesini inceleyen, anayasa tarihi, siyaset bilimi gibi alanlara büyük katkı yapmış “kavram tarihi” ekolünün bize öğrettiği, kavramların dile girip, alanı belirleyip kaybolmalarının ve yeniden ortaya çıkmalarının da tarihsel-siyasal anlamları haiz olduğu. Terörün Türkçe söyleyişi yıldırı, fakat bugün bu iki kavramın aynı etkiyi yaratması düşünülemez. Terörle Mücadele Kanunu’ndan, trafik terörüne varana kadar 1990’lardan beri Türkiye’nin anayasal-siyasal düzenini belirleyen kavram, terör kavramı. Kavramın Fransız Devrimi’nde ortaya çıktığı anlamdan -Robespierre’in egemen olduğu devrimci terör dönemi- tamamen farklı bir biçimde dünyada tekrar devreye girmesi, yeni birikim rejimine girilmesinin ardından oluyor.

GENİŞLEYEN TERÖR

Türkiye’de özellikle 1990’ların başından itibaren Kürt meselesi ile ilgilenen herkes terör çemberine alınıyor. Terör, sorgulanamaz bir kavram olarak ortaya çıkıyor, terörist insan olmaktan çıkıp her şeyin yapılabileceği bir nesne haline geliyor. İnsana yakıştırılan eylemler ona yakıştırılmıyor; ölüm, cenaze, adil yargı, işkence yasağı gibi kurallara bağlılığı ortadan kaldırıyor. AKP’nin “demokratik” diye övülen döneminde işareti verilen terör kavramı ise sürekli genişleyen belirsizlik bağlamının çok ötesinde bir anlam kazanıyor. Terör kavramı gerçek bir korku düzeninin, Türkçe söyleyişiyle devletin yıldırısının aracı haline geliyor. İlk işaret AKP iktidarının başlangıcında HES karşıtı gösterilerde ortaya çıkıyor. Erdoğan onları terör çemberine alıyor. Ardından eril şiddete karşı direnen kadınlar, taş atan çocuklar, özelleştirme karşıtı mücadele veren işçiler, her daim akademik demokratik mücadele veren öğrenciler, akademisyenler, aydınlar ve sanatçılar… Erdoğan’ın terör çemberine girmeyen tek grup ise vahşetin zirvelerini dolaşan İslamcı örgütler oldu. Çünkü İslam’la terör yan yana gelmezdi ona göre.

15 Temmuz darbe girişimi ve ardından 20 Temmuz’da yeni rejim inşa edilmeye başlandığında AKP-Erdoğan’ın terör ekseninde yarattığı korkunun zemini bir bütün olarak hazırdı. Herkesin terörist ilan edilebileceğini Fethullahçı çetenin operasyonları sırasında öğrenmiştik zaten. Genel Kurmay Başkanı da terörist olabildikten sonra bir akademisyen, sanatçı kimdi ki? Suçlu ile terörist arasındaki kurallar bakımından sürekli genişleyen bir ayrım da buna hizmet etti. Erdoğan Fethullahçıların terör kavramı aracılığıyla kurduğu düzeni bir ileriye taşıdı. Terörist olarak tanımlanan kişi suç işlemek zorunda değil artık, yani terörist olabilirsiniz, buna yönelik suçlanacak hiçbir eyleminiz olmayabilir hatta savcılar dava açmayabilir, yargıçlar sizi yargılamayabilir. Sadece ilan yeterlidir. Cezanızı da mahkeme vermez böylece. Ceza sürecinin işleyişi ilan ile başlar, ardından linç süreci gelir. Mahkemelerde hakkınızı savunamazsınız, masumiyet karinesi burada işlemez. Linççi güruhlar mahkeme önüne çıkarılmaz. Başınıza ne geleceğini öngöremezsiniz. Birisi, özellikle iktidar blokunda yer alan birisi size terörist diye bağırdığı anda artık hukuk koruması kalkmış olur. Erdoğan’ın terör aracılığıyla yarattığı korkunun temel stratejisi budur. Çünkü Erdoğan’ın ilanı, ona sadık olanlara saldırma, dişlerini gösterme izni anlamına gelmektedir. Bu da yıldırının toplumsallaşmasıdır. Üniversitelerde, sokaklarda demokratlara, sosyalistlere, kadınlara yapılan saldırılar ve cezasızlığın zemini bu “ilan”dır.

ORHAN PAMUK ŞAŞIRTICI MI?

Açıkçası bu nedenlerle Murat Yetkin’in Orhan Pamuk ile ilgili yazdıkları tuhaf göründü. Orhan Pamuk terörist ise artık hepimiz olabilirmişiz. Gerçi ben çok daha önce olduğum için belki de aşırı duyarlılık gösteriyorum ama durum açık. Erdoğan’ın şahsi rejimi, iktidar blokunun yarattığı iktisadi ve siyasi rejime muhalefet eden herkesi terörist ilan etme kapasitesini hırsla koruyor ve genişletiyor. Söz konusu Orhan Pamuk olabilir, muhalefet liderleri olabilir. Dolayısıyla Yetkin’in ifadesini şöyle değiştirmek gerek, evinde haber bülteni ile dizi arasında sosyal medyadan fikirlerini paylaşan yurttaş terörist olabiliyorsa artık Orhan Pamuk’un terörist olmaması için bir neden yok. Osman Kavala iki yıldan fazla bir zamandır cezaevinde, Selahattin Demirtaş cezaevinden hastaneye götürülmeyip gerektiği gibi tedavisi sağlanmıyorsa artık Orhan Pamuk’un terör kavramı aracılığıyla yıldırı çemberine alınmasına şaşırmak gerçekten tuhaf.

Bir de tuhaflıktan ziyade gülünç olan açıklamasıyla günümüzü şenlendiren Fahrettin Altun var. Kastedilen Pamuk değilmiş. Elbette şahsım gibi Küçük Esat halkı, Nobel Komitesi, İngiltere, Almanya ve Fransa bu açıklamadan etkilenmiştir.

 

 


Dinçer Demirkent kimdir?

Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Anayasa Kürsüsü'nden 7 Şubat 2017’de KHK ile ihraç edildi. Doktora derecesini aynı fakülteden, "Türkiye'nin Anayasal Düzeninde Cumhuriyetin İki Kuruluşu ve Dinamik Cumhuriyet Kavramı" başlıklı tezi ile almıştır. Anayasa tarihi, cumhuriyetçilik, kurucu iktidar, siyasal temsil konuları üzerine çalışmalarını sürdürmektedir. Ayrıntı Dergi yayın kurulu üyesidir, İzmirli olup Ankara’da yaşamaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI