Kadınları değil katilleri durdurun!

Salı, 10 Aralık, 2019
Erkek şiddetini, cinsel saldırıları, çocuğun cinsel istismarını, ataerki cinayetlerini protesto eden, demokratik gösteri hakkını barışçıl yollardan kullanan kadınlara niçin polis müdahalesi uygulandı? Niçin polislerce orantısız güç kullanımıyla pek çok kadın darp edildi? Ve niçin altı kadın gözaltına alındı?

10 Aralık İnsan Hakları Günü’ne yeni hak ihlalleriyle giriyoruz. Polis şiddeti ve hak ihlalleri değişmez gündemimiz olduğu için şaşıran yok tabii. Yine İstanbul, yine kadın eylemi, yine polis müdahalesi… Las Tesis, 25 Kasım Kadınlara Yönelik Şiddetle Uluslararası Mücadele Günü kapsamında gerçekleştirdiği protestoyla dünyanın gündemine oturmuştu hatırlanacağı gibi. Şili polis marşı, sözleri feminist sloganlarla yeniden yazılarak protesto dansında kullanıldı. Başta cinsel şiddet ve istismar olmak üzere kadınlara yönelik her türlü şiddetle mücadele eden feminist örgütün bu yıl teması polis ve devlet şiddeti olmuş, yargıyı ve devlet başkanını bu suça ortak oldukları için protesto etmişlerdi. Kadınlar çok sevdi bu danslı protestoyu. Böylece dünyaya hızla yayılıp pek çok ülkede kadınlar, sözleri kendi dillerine çevirerek dans etti. Bizde de oldu pek çok yerde. Ama sadece Kadıköy İskele Meydanı’nda polis müdahalesi yaşandı.

Nedenini İstanbul Emniyet Müdürü Mustafa Çalışkan’ın kadına yönelik şiddet verileri üzerine gerçekleştirdiği nitel-nice akademik araştırmasının tanıtımı sırasında kullandığı bir ifadelerde arayabiliriz: “İstanbul’da kadına şiddet vakaları, aktif olarak çalışan polis sayısı ile orantılandığında ortalama olarak bir polis memuruna, takibi yapılması gereken sekiz kadına şiddet konusu düşmektedir.” Yasa gereği önleyici ve koruyucu tedbir kararları doğrultusunda korunma talebinde bulunan kadınların sayısını gerekçe göstererek koruma görevinin yerine getirilmediğini itiraf olmalı bu cümle. İki soru -ki ilkini daha önce bir yazımda dile getirmiştim- Emniyet müdürü yasa ve uluslararası sözleşmeler gereği veri paylaşım görevini yerine getirip akademik araştırmaya açmakla yetinse, asıl işine daha çok zamanı kalmaz mı? Ve ikinci soru 8 Aralık günü öğleden sonra üçte Kadıköy İskele Meydanı’ndaki protesto eyleminde bir kadına kaç polis düşüyordu? Sayın Emniyet Müdürü bu soruları yanıtlasa keşke. Bu sorulara cevap gelse iyi olur ama mutlaka cevaplaması gereken daha önemli başka sorular var.

Erkek şiddetini, cinsel saldırıları, çocuğun cinsel istismarını, ataerki cinayetlerini protesto eden, demokratik gösteri hakkını barışçıl yollardan kullanan kadınlara niçin polis müdahalesi uygulandı? Niçin polislerce orantısız güç kullanımıyla pek çok kadın darp edildi? Ve niçin altı kadın gözaltına alındı? Erkek şiddetine karşı gösteri yapan kadınlara niçin polis şiddeti uygulandı? Fidan Ataselim, Ayşen Ece Kavas, Nisa Kör, Seda Elhan Barbaros, Yaprak Okatalı, Sevda Yeniköylü ters kelepçeyle gözaltına alındıktan sonra ancak ertesi gün (pazartesi öğleden sonra) hakim karşısına çıkarıldı. Ve bu yazı tamamlandığında (pazartesi 16.30) gözaltındaki kadınlar adli kontrolle serbest bırakıldı. Hiçbir suçları olmadan neredeyse 24 saati gözaltında geçirip bir de takipsizlik değil adli kontrolle bırakılmaları da kabul edilir şey değil. Ancak şu anda serbest kalmaları elbette en güzel haber. İstanbul Emniyet Müdürlüğü ve polis teşkilatının kadınlara tahammülsüzlüğü nedeniyle yaşandı bunca eziyet.

Çünkü aynı gün Ankara Kuğulu Park’ta da aynı örgütlerden kadınlar aynı sözlerle aynı danslı gösteriyi gerçekleştirdiler ve her hangi bir polis müdahalesi olmadığı için sorun yaşanmadı. Coşkuyla başlayan gösteri aynı coşku ve halkın alkışlarıyla sonlandı. Yani Kadıköy’de yaşananlar bir “polis olayı” olarak isimlendirilmeli. Müdahaleden sonra polis şiddetine yönelik açıklamayla “yasak sloganlar” gibi bir emniyet/valilik “savunması” inandırıcı değil. Dünyanın her yerinde olduğu gibi İstanbul ve Ankara’da aynı sözler kullanılmıştı, danslı gösterilerde. Tek fark eylemin saatindeydi. İstanbul’da saat üçte başlayan gösteriye polis müdahalesi, polis şiddeti ve ters kelepçeli gözaltı işlemleri gerçekleştiği sıralarda saat beşte başlamıştı Ankara’da eylem. Üstelik başlarken Kadıköy’deki polis şiddeti kınanmıştı. Önce kınama, sonra toplu prova ve dansın üç kere tekrarı, ardından erkek şiddetiyle hayattan koparılan kadınların anılmasıyla tamamlandı eylem. Altmış kadar kadına çevreden katılanlar ve ilgi gösteren halkla birlikte barışçı sivil eylemi izleyen yirmi, otuz kadar polis müdahale etmediği için sorun çıkmadı.

Şimdi İstanbul Emniyeti ve polis teşkilatının tahammülsüzlüğü nedeniyle yaşanan sorun yüzünden onlarca kadın darp edildi. Göstericilerden altı kadın gözaltındaydı ve mahkemenin bu büyük polis sorunu gidermesi ve takipsizlik kararı vermesi bekleniyordu. Ama denetimli serbestlik kararı çıktı. Kadınları değil katilleri durdurun sloganını haklı çıkarmak için özel çaba harcayan emniyet, bu vahim iş bilmezliğin, kadına yönelik şiddet protestosuna saldırının hesabını verecek mi?

Şili’de Las Tesis isimli Feminist Kolektif’in eylemiyle dünyaya las tesis dansı gibi yayılan gösteride kadınların gözleri neden bantlı, İstanbul emniyeti bunu hiç düşündü mü acaba? Şili’de kadınlar polislerce gözleri bantlanmış olarak gerçekleştirilen çıplak aramayı, cinsiyetçi polis şiddeti ve işkencesiyle karşı karşıya olmayı protesto ediyorlardı tüm diğer erkek şiddeti yöntemleriyle birlikte. İstanbul Emniyeti bu protestoyu neden üstüne alındı dersiniz? Tüm kadınlar gibi ben de bu sorunun cevabını çok merak ediyorum.


Berrin Sönmez kimdir?

Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi mezunu. Aynı üniversitede araştırma görevlisi olarak akademiye geçti. Osmanlı Devleti’nin 1. Dünya Savaşı’na giriş süreci üzerine yüksek lisans tezi yazdı. Halkevi ve kültürel dönüşüm konulu doktora tezini yarıda bırakarak akademiden ayrılıp öğretmenlik yaptı. Daha sonra tekrar akademiye dönerek okutman ve öğretim görevlisi unvanlarıyla lisans ve ön lisans programlarında inkılap tarihi ve kültür tarihi dersleri verdi. 28 Şubat sürecindeki akademik tasfiye ile üniversiteden uzaklaştırıldı. Dönemin keyfi idaresi ve idareye tam bağımlı yargısı, akademik kadroları “rektörün takdir yetkisine” bırakarak tasfiyeleri gerçekleştirdiği ve hak arama yolları yargı kararıyla tıkandığı için açıktan emekli oldu. Sırasıyla Maliye Bakanlığı, Ankara Üniversitesi, Milli Eğitim Bakanlığı ve Afyon Kocatepe Üniversitesi’nde ortalama dört-beş yıl demir atarak çalışma hayatını tamamladı. Kadın, çocuk, insan hakları, demokrasi ve barış savunucusu, feminist-aktivist Berrin Sönmez’in çeşitli dergilerde makale ve denemeleri yayınlanmıştır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI