Mücahit Bilici
Mücahit Bilici
  • mucahitbilici@gmail.com

Türk sorunu değil Kürt sorunu

Cumartesi, 7 Aralık, 2019
Türk sorunu mu yoksa Kürt sorunu mu? Retorik bir kullanım ile Türklük hegemonyasına dikkat çekme amaçlı iyi niyetli kullanımlar bile yol açtıkları sorunların yeterince farkında değiller. Türk sorunu demek bir karambol hamlesi olabildiği gibi çözüm açısından da kötü bir tercihtir. Sormak lazım: Niye problemi büyütüyorsunuz? Daha bir çözülemesin diye mi? Durumdan şikayetçi olan kim ise sorun onun sorunudur. Türklerin böyle bir sorunu ve böyle bir şikayeti yok

Türk sorunu mu yoksa Kürt sorunu mu? Kürtlerin eşitsizlik ve bağımlılıkları ile ilgili tartışmalarda bazen çok cömert ve ileri görünen bir hamle vardır: Sorunu Türk’leştirmek. Yani ‘Kürt sorunu yoktur, Türk sorunu vardır’ demek. Bu hamle sorun olmak gibi negatif bir nitelik ve yükü Kürtlerin sırtından alıp Türklerin sırtına bindiriyor.

“Türk sorunu” başlığı altında yayınlanmış çeşitli kitap ve yazıların hepsinin konusu elbette Kürtler değil. Ama bir kısmının derdi sorunun Kürt olmaktan çıkması gibi görünüyor. Hem soldan hem de sağdan bu hamlenin sadır olduğunu görüyoruz. (Mesela spektrumun bir ucunda Doğu Perinçek ve Ümit Özdağ gibi figürlerin olması bir tesadüf değil).

İyi niyetli olduğunda bile böyle bir hamlenin yolaçtığı temel kayıp Kürtlerin hep resmi söylemde yapılageldiği gibi bir kez daha karambole getirilmesidir. Bilardo kökenli bir futbol terimi olan ‘karambol’un eğer futbolcadan Kürtçeye tercümesini yaparsak bu aşağı yukarı ‘kim vurduya getirmek’ veya ‘kalabalıkta anonimleştirmek’ olurdu. Mesela resmi olarak varlığı kabul edilmeyen Kürtlerden bahis açıldığında Kürtlerin “müstakil” (bağımsız demektir) bir şekilde zikredilmesi milli bilinçte ve resmi söylemde bir ayıbın, kirli bir çamaşırın ortaya serilmesi gibi büyük bir mahcubiyet ve paniğe yol açıyor. Ve hemen Kürt olmayan ve kendine Türk demekten son derece memnun olan etnisitelere seferberlik ödevi olarak mıntıka temizliği yaptırılıyor. Yani Kürt tek başına ve bir şeymiş gibi görünmesin diye sağına, soluna, altına, üstüne başka kimlikler serpiştirilir: Kürt, Türk, Laz, Çerkez, Boşnak ilaahiri kalabalık. Burada amaç bir ayrılık ve aykırılık olarak Kürt sözcüğünü sıradanlaştırmak, önemsizleştirmek ve en önemlisi isimsizleştirmek. Bu anonimliğe düşürme operasyonu zekicedir ve genellikle başarılı olur. Sahte bir çoğulculuk altında Kürt, ses ve söz hakkını kaybeder. Kürtleri karambole getirip görünmezleştirmenin arkasında Kürt ve Türk kimlik ve kelimelerini birbirine denk kategoriler olarak karşı karşıya getirmeme motivasyonu yatmaktadır.

Baştaki sorumuza dönelim: Türk sorunu mu yoksa Kürt sorunu mu? Retorik bir kullanım ile Türklük hegemonyasına dikkat çekme amaçlı iyi niyetli kullanımlar bile yol açtıkları sorunların yeterince farkında değiller. Türk sorunu demek bir karambol hamlesi olabildiği gibi çözüm açısından da kötü bir tercihtir.

Sormak lazım: Niye problemi büyütüyorsunuz? Daha bir çözülemesin diye mi? Durumdan şikayetçi olan kim ise sorun onun sorunudur. Türklerin böyle bir sorunu ve böyle bir şikayeti yok. Türkçe yasak değil. Misyonerliği, olimpiyatı bile yapılıyor. Kürtlerin ise sıkıntısı, itirazı var. Resmi olarak Kürtçe yok statüsünde. Kabadayılığından memnun, seni döven birinin belasından kendini kurtarmak ne zamandan beri kabadayıyı İstanbul beyefendisi yapma sorumluluğuna dönüştü? Kürtlere bu Kürt sorunu değil aslında Türk sorunudur demek iyi niyetle yapılmış bir kötülük ve teşhis hatasıdır.

Kürtlerin birinci ödevi onu linç eden Türk çoğunluğu medeni yapmak değil, o çoğunluğun attığı dayağı yememektir. Va esefa ki Kürtler dayak yerken nefsi müdafaa yerine Türkçe nezaket kurallarının ihlalini dert edinir hale getirilmiştir. Bu kadar kişinin sana ayıp ettiği bir ortamda incinmek tamamen senin hatandır. Nezaket dilenciliği bir nezaket değil bir dilenciliktir.

Bir Türkiye vatandaşı olarak Türkiye toplumunu elbette adam etmeye çalışacaksın. Bu senin yurttaşlık ve insanlık görevindir. Ama bir Kürt olarak yapman gereken Kürdün hukukunu savunmaktır. Kadim kuraldır: Dayak yememek, dayak atmamaktan daha önceliklidir. İlave yapalım: Kendini düzeltemeyen başkasını düzeltemez. Kendine bakamayan başkasına bakamaz. Kendini demokratikleştiremeyen başkasını demokratikleştiremez. İşte bu yüzden bir Kürt sorunu vardır. Kendi olmasına izin verilmediği halde kendi olabilmeyi bir öncelik olarak göremeyen Kürd’ün sorunu: Yani bir Kürt sorunu. Peki bir Türk sorunu var mı? Elbette var. Kürt sorunu aynı zamanda bir Türk sorunudur. Bir ezme sorunu. Sadece Kürd’e değil Alevi’ye Ermeni’ye, Yahudi’ye, Hıristiyan’a düşmanlık ve tahakkümde had bilmeyen bir Türk sorunu var. Evet, Kürtler Türk sorununu çözmenin de bir parçası olmalılar. Ama hiçbir zaman Türk sorunu, Kürt sorununun yerine geçemez, geçmemeli. Başka sebep olmasa bile Kürt sorununa Türk sorunu demek ilk yardım kurallarına aykırıdır.


Mücahit Bilici kimdir?

City University of New York, John Jay College’da Sosyoloji bölümü öğretim üyesidir. Üniversiteye kadarki eğitimini doğduğu Silvan, Diyarbekir’de, lisans eğitimini Boğaziçi Üniversitesi sosyoloji bölümünde, doktorasını University of Michigan, Ann Arbor’da tamamladı. Daha önce Taraf, Yeni Yüzyıl, OT Dergi gibi süreli yayınlarda bir süre köşe yazarlığı da yapan Bilici’nin İngilizce yayınlanmış kitap ve makalelerinin dışında Türkçe yayınlanmış kitaplarından bazıları şunlardır: İslamda Savaş Bitmiştir (Avesta, 2016) ve Hamal Kürt: Türk İslamı ve Kürt Sorunu (Avesta, 2017).

YAZARIN DİĞER YAZILARI