Erkekleri SGK gibi kullanmak için boşanmıyorlar

Cumartesi, 7 Aralık, 2019
Kolay anlamak için rakamları yukarıya doğru yuvarlarsak iki yüz bine yakın boşanma davası içinde açılan nafaka davasının sayısı sadece yirmi üç bin. İddia edildiği gibi yoksulluk nafakasının süresiz olarak ibaresiyle bağlanması nedeniyle "Kadınlar, erkekleri SGK gibi kullanmak için" boşanmıyor. Boşanma davalarının sadece onda biri oranında nafaka davası açılmış, 2018 yılında.

Yıllardır karalama kampanyası şeklinde sürdürülen yoksulluk nafakası karşıtlığında, bu nafaka türünün hukuki adının kullanılmasından özellikle kaçınıldığını gördük.  Çünkü Medeni Kanun 175’inci maddesinde yer alan ismiyle yoksulluk nafakası, var olan ekonomik eşitsizlik ve kadın yoksulluğu gerçeğinin kaçınılmaz sonucuydu. Yasa maddesinin kurgulanışı cinsiyetsiz aslında. Kanunda yoksulluk nafakasının “boşanma nedeniyle yoksulluğa düşecek olan tarafa” gelir düzeyi yüksek olan eski eş tarafından ödenmesi öngörülüyor. Nafaka ödemekle yükümlü olanın da, nafaka alacaklısının da, kadın veya erkek olmasına dair bir ifade yer almıyor maddede. Madde cinsiyetsiz olduğu halde yoksulluk nafakasının neden kadınlar için kazanılmış hak haline geldiği sorusunun cevabıysa kadın yoksulluğu gerçeğinde aranmalı. Süresiz nafaka ismiyle anılmasının, ülkedeki kadın yoksulluğunu ve toplumsal ihtiyacı gizleme amacı güden bir çarpıtma olduğu çok açık. Gerçekler çarpıtılarak kullanılan “süresiz nafaka”, “ömür boyu nafaka” isimlerinin zihinlerde yarattığı bulanıklığı ortadan kaldırmak için hükümetin resmi veriler yayınlaması gerektiği defalarca söylenmişti. Kadın kazanımlarına yönelik saldırılar arasında yer alan yoksulluk nafakası araştırması da yine kadınlar tarafından gerçekleştirildi. Kadın Dayanışma Vakfı, sosyo-hukuki bir inceleme olarak Yoksulluk Nafakası Araştırması’nı yayınlayıncaya kadar elimizde bu konuda kayda değer bir çalışma yoktu. Titizlikle incelenmeyi hak eden bu raporun detaylarını, bu yazıda birlikte izleyelim..

ARAŞTIRMA YÖNTEMİ

Kasım 2019’da tamamlanan araştırma, Kadın Dayanışma Vakfı gönüllü avukatları tarafından gerçekleştirildi. 11 ilden görülmüş nafaka talepli 140 adet nafaka ve boşanma dava dosyası incelendi. Kartopu ve örneklem teknikleri bir arada kullanılarak nitel ve nicel analizle sonuç elde edildiğini öğreniyoruz, sunuş bölümünden. “Araştırmanın eksenini belirleyen araştırma sorusu yoksulluk nafakası konusunda yeni bir düzenlemeye ihtiyaç olup olmadığıdır. Bu bağlamda araştırmada yoksulluk nafakası ile ilgili uygulamada karşılaşılan sorunların neler olduğu ve nafaka talepli davalarda kadına yönelik şiddet olgusu inceleme konusu yapılmıştır.” Toplum genelini ilgilendiren ve bağlayıcılığı olan yasal düzenlemelerden önce yapılması gerektiği gibi disiplinler arası sosyo-hukuki bir inceleme var elimizde. Ankara, Adana, Antalya, Balıkesir, Çorum, Düzce, Eskişehir, İstanbul, İzmir, Mersin ve Van illerinde hükme bağlanmış nafaka dosyaları üzerinde gerçekleştirilen çalışmanın büyük ölçüde her bölgeden veri içerdiği görülüyor.

Yoksulluk nafakası tartışmalarının arka planı: Rapor, araştırmanın arka planı olarak ülkede yaşanan yoksulluk nafakası tartışmalarını da özetliyor. Kadın Dayanışma Vakfı Raporu, yoksulluk nafakası etrafında şekillenen iki karşıt görüşe ve bu görüşleri benimseyen kişi, örgüt ve araştırmalara ilişkin geniş bilgi de içeriyor. Araştırmanın teorik zemini de yoksulluk nafakasına ilişkin mevzuat ve hukuk içtihatlarıyla kurulmuş. İstatistikler ve araştırma verileri ise araştırmanın temeline yerleştirilmiş. İlkin toplumsal cinsiyet araştırmalarından bazı istatistikler yer alıyor raporda, yine yoksulluk nafakası hakkında konuşmaya başlamadan önce dikkate alınması gereken toplumsal gerçekliği ortaya koymak için. İstihdam, iş gücüne katılım, eğitim, okur-yazarlık, eve ayrılan zaman, toplumsal cinsiyete dayalı oranlarla konuyor ortaya. Yine TÜİK verileriyle boşanma istatistikleri de yer almış raporda.

Raporu incelerken ister istemez nafaka karşıtlarının iddialarına cevap üreten verileri gözlediğimi fark ettiğim için tanıtımı da bu yoldan yapmaya yöneldim.

Bir gün evli kal ömür boyu nafaka öde iddiasının zayıflığı: Yoksulluk nafakası bakımından sıkça dillendirilen bir yıldan az süreli evliliklerde boşanmalar toplam boşanma sayısının sadece yüzde 3,2’sini oluşturuyor. Farklı araştırmalardan verilen örneklere göre kadınlar için boşanma nedenlerinin başında şiddet geliyor. İstatistiklerde dayak, kötü muamele başlıklarıyla yer alan şiddet, hem 2012 hem 2014 tarihli TAYA ve TÜİK verileriyle kadınlar için ilk sırada gelen boşanma nedeni. Erkekler içinse yakın çevreyle ilişki, ailesine saygısızlık ilk sırada sayılan boşanma nedeni. Bir yıldan kısa süreli evliliklerde boşanma, tüm boşanmalar içinde yüzde 3.2 gibi çok düşük orana sahip olduğu için iddia edildiği gibi büyük bir toplumsal sorundan bahsedilemeyeceği açıktır.

Kadınlar nafaka almak için boşanmıyor: “2011 yılından 2018 yılına kadar boşanma ile ilişkili olarak açılan davalar bakımından yapılan incelemede, nafaka davalarında artışa rastlanmamıştır. 2018 yılında açılan boşanma davası sayısı 194 bin 127, boşanma davası ile beraber ya da boşanma davası sonrası açılan nafaka davası sayısı ise 22 bin 353’tür.” Kolay anlamak için rakamları yukarıya doğru yuvarlarsak iki yüz bine yakın boşanma davası içinde açılan nafaka davasının sayısı sadece yirmi üç bin. İddia edildiği gibi yoksulluk nafakasının süresiz olarak ibaresiyle bağlanması nedeniyle “kadınlar, erkekleri SGK gibi” kullanmak için boşanmıyor. Boşanma davalarının sadece onda biri oranında nafaka davası açılmış, 2018 yılında. Üstelik “açılan nafaka davaları içinde nafakanın kaldırılması davaları artarak büyük ölçüde ağırlık kazanmış” rapora göre. Ve bu bilginin kaynağı da Adalet Bakanlığı adli istatistikleri, 2018 verisi. Görüldüğü gibi kadınlar nafaka almak için boşanıyor iddiası tamamen asılsız. Tersine yoksulluk nafakasının sınırlandırılması yönündeki kampanya, nafaka yükümlüleri tarafından açılan iptal davalarında sayının yükselmesine neden olmuş görünüyor.

15 yıl, 11 il ve şiddet oranı yüzde 82: Araştırmada ulaşılan dava dosyaları 1994 ila 2019 tarihleri arasında açılan davaları kapsamaktadır. Davalara ilişkin kararlar ise 1995 ila 2019 yılları arasında verilmiş ve çoğunluğu (96 dosya) kesinleşmiş davalardır. Dolayısıyla araştırma 15 yıllık bir süreçte 11 farklı ilde görülen nafakaya ilişkin davaları kapsamaktadır.

“İncelenen dosyaların yüzde 82,9 gibi büyük bir oranında kadına yönelik şiddet iddiası mevcuttur. Karşılaştırmalı incelemeler kadının eğitim durumu düştükçe kadına yönelik şiddetin artış gösterdiğini ortaya koymaktadır. Söz konusu şiddet iddialarının yüzde 75,7’si psikolojik şiddet, yüzde 47,1’i ekonomik şiddet, yüzde 52,1 fiziksel şiddet, yüzde 15,7’si ise cinsel şiddettir. Bazı dava dosyalarında ise diğer şiddet türlerinin yanında dijital şiddet iddiaları da mevcuttur. Dijital şiddet iddialarının oranı yüzde 5,7’dir. Birçok dosyada kadınlar, eşlerinin kendilerini öldürmek için camdan atmaya çalıştığını, hamile iken fiziksel şiddet gördüklerini, müşterek çocuklarının cinsel yönden istismar edildiğini, erken yaşta ve zorla evlendirildiklerini ve evlilik içi tecavüze maruz kaldıklarını dile getirerek farklı şiddet iddialarında bulunmuşlardır. İncelenen dava dosyalarının yüzde 9,3’ünde 6284 Sayılı Kanun’un uygulaması doğrultusunda verilmiş kararlara rastlanmıştır. Dava dosyalarının yalnızca yüzde 21,4’ünde şiddete ilişkin ceza soruşturması yahut kovuşturması mevcuttur.”

Şiddet gören yüzde 82 ama dosyada cezai kovuşturma oranı sadece yüzde 21 ve 6284 bağlamında tedbir kararı uygulanmış dosya oranı yüzde 9. Kadınların şiddetten korunmak için boşanma yolunu seçtikleri görülüyor.

Süre sınırı, şiddetten kurtulmayı güçleştirir: Tüm boşanmalar içinde onda bir oranında kalan nafaka talepli dosyalardaki şiddet oranının yüksekliği, yoksulluk nafakası hakkında yeniden ve ciddiyetle düşünmeye sevk etmeli bizi. Ekonomik açıdan dezavantajlı kadınların nafaka hakkının gasp edilmesi, şiddeti tırmandırma riski taşır. İncelenen dosyaların büyük bölümünü kadınlar tarafından açılmış boşanma davaları oluşturuyor.

Dosyaların yarıdan fazlasında mahkeme masraflarının kadınlar tarafından ödendiği bilgisi de mevcut. “Adli yardım al(a)mayanlar bakımından ise davalar açılırken ve dava süresince ödenmesi zorunlu mahkeme masraflarının genellikle bağlanan nafaka miktarlarından çok daha yüksek olduğu göze çarpmaktadır.” Yoksulluk nafakasını sınırlandırma kadınları şiddetle yaşamaya mahkum etmek anlamına gelecektir.

Çocuksuz evlilikte yoksulluk nafakası oranı çok düşük: Yoksulluk nafakasının sınırlandırılmasını isteyenlerin iddia ettikleri gibi çocuksuz evlilikler sonrası nafaka alan kadın oranı oldukça düşük. 15 yıllık süreyi ve Türkiye örneklemi oluşturma özelliğini yeterince karşılayacak şekilde farklı bölgelerden 11 ile ait 140 dosyanın incelendiği araştırma, nafaka karşıtlarının bir iddiasını daha çürütmüş görülüyor: “Boşanma ve nafaka davalarında nafaka taleplerinin müşterek çocukların varlığı ile önemli ölçüde ilişkili olduğu anlaşılmıştır. İncelenen 140 dava dosyasının 126’sını boşanma davalarına ait dosyalar oluşturmakta bu dosyalarda da tarafların çoğunlukla müşterek çocukları bulunmaktadır. Boşanma dosyalarında davaya taraf kadın ve erkeklerin yüzde 27,8’inin müşterek çocuğu bulunmazken, yüzde 72,2’sinin bir ila beş müşterek çocukları bulunmaktadır.”

Velayet: Müşterek çocukların velayeti yüzde 79 oranında kadınlara verilirken erkeklere ise sadece yüzde 7,40 oranında velayet verilmiştir. Erkeklerin velayet talebinin çoğunlukla karşılıklı açılan davalarda olduğu ve velayet talepleri ile velayeti alma oranları arasındaki büyük fark dikkat çekicidir.

Nafaka talep etmeyen kadınlar: Davaların bir kısmında başlangıçta nafaka talepleri olmuşsa da kadınların yüzde 5’i anlaşabilmek için, yüzde 4,3’ü şiddetten kurtulmak amacıyla bir an önce boşanabilmek için, yüzde 3,6’sı ihtiyacı olmadığı için, yüzde 0,7’si ise tekrar şiddet görmekten korktuğu için nafaka talep etmediğini belirtmiştir. Eşinden şiddet gören kadınlardan bazıları 6284 Sayılı Kanun kapsamında koruma kararı aldırıp uzun süre sığınma evlerinde kaldıkları için eşleriyle tekrar temas kurmak veya müşterek çocuklar üzerinden eşlerinin psikolojik şiddetine maruz kalmak istemedikleri için kendileri veya çocukları için nafaka ve/veya diğer bir maddi talepte bulunmamışlardır.

Nafaka miktarı: Bağlanan nafakaların yüzde 66.4’ü 0-500 tl arasında olup ortalaması 262 TL’dir. Nafaka miktarlarının bu kadar düşük olma nedenlerinin başında mahkemelerce sosyal ve ekonomik durum (SED) incelemesinin standartlar çerçevesinde yapılmayış, yükümlünün gelirini düşük veya kendisini işsiz gösterme alışkanlığı gelmektedir.

Tahsil edilemeyen nafaka sorunu: Yapılan incelemelerde tespit edilen en önemli sorun ise nafaka ödemelerine ilişkindir. Mahkemeler tarafından hükmedilen nafakaların yüzde 20,7’si nafaka yükümlüleri tarafından ödenirken, söz konusu nafakaların yüzde 0,7’si kısmen ödenmiş, yüzde 50,7’si ise ödenmemiştir. Nafakaların ödenmemesinin nedeni olarak, yüzde 40 oranında nafaka yükümlülerinin nafaka ödemek istememeleri olduğu belirtilmiştir. Yüzde 0,7 oranında nafaka yükümlüsünün işinin olmamasını, yüzde 2,9’unun ise gelirinin olmamasını gerekçe göstererek nafaka ödemedikleri beyan edilmiştir. Ödenmeyen nafakalar için yüzde 44,3 oranında icra yoluna başvurulmuş, nafaka yükümlülerinden yüzde 15’i bu yolla cezaya çarptırılmıştır.

Nafaka talebinde azalma eğilimi: Yıllar içinde, genel olarak nafaka talepleri kısmen de olsa azalma eğilimine girmiştir. Evliliğin ilk on yılı içinde açılan davaların oranı görece yüksek olmakla birlikte (yüzde 47,5) evliliğin ilk yıllarında boşanma davası açanlardan nafaka talep etmeyenlerin oranı daha fazladır (yüzde 60). Müşterek çocukların varlığı dosyalarda nafaka talep oranını artırırken, kadınların eğitim ve gelir düzeyi arttıkça yahut erkeğin belli bir mesleğinin ve işinin bulunmaması halinde nafaka talep oranı azalmaktadır. Fakat erkeğin gelir düzeyindeki artış ise hükmedilen nafaka meblağlarında belirgin bir artışa neden olmamaktadır.

Mahkemelerin düşük nafaka tayin etme eğilimi: Dosyalardaki dava tarihleri incelendiğinde mahkemelerin yıllar içinde nafaka taleplerini reddetme veya kısmen kabul etme gibi bir eğilim içine girdiği söylenebilir. Özellikle boşanma komisyonu raporunun da yayınlandığı yıl olan 2016 yılının ardından istenen nafaka meblağının oldukça altında meblağlar belirlenip nafaka taleplerinin kısmen kabulünde önemli bir artış olduğu gözlemlenmektedir.

Nafaka affı beklentisi: Diğer yandan bazı nafaka yükümlülerinin yoksulluk nafakası hakkında yeni düzenleme beklentilerini bir nevi nafaka borcu affı gibi yorumlayarak, ödemekten kaçındıkları, ilgili dosya avukatlarının gözlemleri olarak belirtilmiştir.

İştirak nafakası da ödenmiyor: Erkekler boşanma davaları sırasında çoğunlukla müşterek çocukların velayetini talep etmedikleri gibi bu çocukların gider ve bakım yüklerini de paylaşmaktan kaçınmaktadır.

Öneriler: Kadın Dayanışma Vakfı, araştırmanın sonuçlarına dayanarak geliştirdiği bazı önerilere de yer vermiş raporunda:

Yargı reformlarının sosyolojik ve hukuki incelemeler sonrası, toplumsal cinsiyet eşitliği anlayışı doğrultusunda gerçekleştirilmesi…

Kadına yönelik şiddetle yargı alanında da etkin mücadele edilmesi…

Mahkemelerce insanca yaşam koşullarına uyumlu nafaka miktarlarına hükmedilmesi…

Nafaka ödememek için mal kaçıranların denetimi…

Yasaların kötüye kullanılmasının engellenmesi…

SON SÖZ NİYETİNE

Yoksulluk nafakası hakkında manipülatif iddialar doğrultusunda düzenleme yapılması veya herhangi bir şekilde sınırlandırılması, mevcut kadın yoksulluğunu derinleştirecektir. Yeni ve daha ciddi toplumsal sorunlar yaratacak bir değişiklik yerine kadın istihdamını yükseltmenin yolları aranmalıdır. Araştırma bize kadının, gelir düzeyi yükseldikçe nafaka talebinin azaldığını göstermektedir. Diğer yandan yoksulluk nafakası itirazları ile iştirak nafakasını ödemekten kaçınma eğiliminin birbirine paralel olarak arttığı gözlemi doğrultusunda, boşanmış babaların çocuklarından boşanmadıkları gerçeğini idrak etmesi ve çocuklarının bakım sorumluluğuna katılmasının daha etkin tedbirlerle sağlanması gerektiği açıkça anlaşılmıştır.

 


Berrin Sönmez kimdir?

Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi mezunu. Aynı üniversitede araştırma görevlisi olarak akademiye geçti. Osmanlı Devleti’nin 1. Dünya Savaşı’na giriş süreci üzerine yüksek lisans tezi yazdı. Halkevi ve kültürel dönüşüm konulu doktora tezini yarıda bırakarak akademiden ayrılıp öğretmenlik yaptı. Daha sonra tekrar akademiye dönerek okutman ve öğretim görevlisi unvanlarıyla lisans ve ön lisans programlarında inkılap tarihi ve kültür tarihi dersleri verdi. 28 Şubat sürecindeki akademik tasfiye ile üniversiteden uzaklaştırıldı. Dönemin keyfi idaresi ve idareye tam bağımlı yargısı, akademik kadroları “rektörün takdir yetkisine” bırakarak tasfiyeleri gerçekleştirdiği ve hak arama yolları yargı kararıyla tıkandığı için açıktan emekli oldu. Sırasıyla Maliye Bakanlığı, Ankara Üniversitesi, Milli Eğitim Bakanlığı ve Afyon Kocatepe Üniversitesi’nde ortalama dört-beş yıl demir atarak çalışma hayatını tamamladı. Kadın, çocuk, insan hakları, demokrasi ve barış savunucusu, feminist-aktivist Berrin Sönmez’in çeşitli dergilerde makale ve denemeleri yayınlanmıştır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI