Kerem Bumin
Kerem Bumin

Addams Ailesi: Gotik unsurlardan beslenen sıra dışı aile...

Cuma, 6 Aralık, 2019
Addams Ailesi'ni gerçekten özlemiştik! Ve onlarla animasyon türünde de olsa bu kadar başarılı bir yapımla buluşmak bizce büyük bir keyif. Her yaştan sinemasever gerçekten zevkli bir buçuk saat geçirecek!

Karikatürist Charles Addams tarafından yaratılmış olan ‘Addams Ailesi’, hatırlanacağı üzere, vampir, kurt adam, Frankenstein (aslında bu isim ‘yaratığın’ değil onu yaratan doktorun ismidir!) gibi korku klasiği figürlerden oluşan bir aileyi (!) sunan, eğlenceli ve kara mizah dozu yüksek bir dünyanın kapısını açıyordu. Addams Ailesi ilk olarak 1964 yılında bir dizi olarak televizyona uyarlandı, bir ikinci uyarlama serisi ise çok daha yakın bir tarihte, 1990’lı yılların başında karşımıza geldi. Ancak kuşkusuz bu karakterlerin en göze çarpan ve onları dünyaya tanıtan uyarlamaları 1991 yılında çekilen ‘The Addams Family’ ve 1993’te çekilen ‘The Addams Family Return’ adlarındaki sinema filmleri oldu. Bu iki film hem yetenekli oyuncularıyla hem de başarıyla kurdukları karanlık ancak mizahi dünyayla daha önceki örnekleri arasında bizce açık ara öne çıktılar…

Bu hafta sinema salonlarımıza uğrayan ‘Addams Ailesi’ aslında belki de bu konuya en uygun olan film türü yani bir animasyon olarak önümüze geliyor. (Daha önce 1973 yılında çekilen bir örnek daha var ama…) Hem artık tanıdığımız karakterler yerli yerinde duruyor, hem de tabii film sadece ‘eğlencelik’ olmasın diye yer yer ‘aykırı olandan korkma’, ‘grup psikolojisi’ ve ‘modern ama dışarıya kapalı yaşam’ gibi temalar ele alınıyor…

Geçmiş bir zamanda, yaşadığı kasabada insanlarda endişe yaratan soluk yüzlü, bir tür ‘vampir kadın’ olan Morticia, kendisi gibi sıra dışı bir varlık olan kötücül ancak kendisine karşı tutkulu ve duyarlı Gomez ile evlenir. Sadece aile üyelerinin katıldığı bu düğün, kendilerine karşı tepkili olan kasaba halkının şiddetli baskınıyla yarıda kalır. Buna rağmen Morticia ve Gomez yollara düşüp terk edilmiş bir köşk bulurlar ve zaman içerisinde burada bir aile kurarlar. Kendileri gibi sıra dışı ve aykırı iki çocuk sahibi olan çiftin huzurları, köşklerinin yakınına kurulan bir site projesiyle biraz bozulur. Bu ‘mükemmel’ site projesinin kurucusu ve ünlü bir reality-show ‘kraliçesi’ olan Margaux Needler, Addams’ların köşkünün site evlerinin manzarasını bozması sebebiyle çeşitli yollarla Addams’ları evlerinden çıkarmaya çalışır…

İKİ ÇOCUKLA ŞEKİLLENEN SENARYO…

Filmin yönetmenlerinin seyircilerin merakını uyandıracak birkaç hikayeyi birbirine bağlayarak devrimci olmasa da başarılı bir senaryo oluşturdukları tartışılmaz bir gerçek… Ailenin büyük kızı, adeta bir ruh gibi dolaşan Wednesday, hayatı boyuncu aile evinden ayrılmadığı için, yakınlarında kurulan sitedeki yaşamı merak ediyor ve buradaki hayata dahil olmak istiyor. Sitedeki diğer çocuklara göre çok değişik bir tarzı ve güçleri olan Wednesday hem burada tanıştığı insanların dengelerini değiştiriyor hem de kendisi de karşılıklı olarak bazı değişimler yaşıyor.

Onun küçük kardeşi Pugsley ise ailenin ağırbaşlı tavırlarına hiç uymayan, yaptığı birbirinden tehlikeli deneylerle her an bir yerleri patlatabilecek yaramaz bir çocuk. Babasının, o aralar en fazla önem verdiği şey ise onun yaklaşmakta olan, Addams Ailesi’ne has, bir tür ‘reşit olma’ töreni…
Bütün bu hikayeler hem gelişmeye açık duruyor hem de beraberinde ‘steril duran bir toplumun yapaylığı’ veya ‘çocuklardaki büyüme sancılarının sonuçları’ gibi konular etrafında geziniyor ve tempolu ve katmanlı bir senaryo oluşturuyor.

SEVMEK DEĞİL SEVMEMEK…

Ancak bu filmde Addams Ailesi’nin kendisine has özelliklerinden oluşan biraz ‘riskli’ ve atlanmaması gereken bir durum var: Addams Ailesi kendi aralarında mutlu ve huzurlu görünse de genelde hem eylem hem de düşünce olarak ‘negatif’ şeylerden beslenen karakterler. Perili ve tekinsiz duran bir köşk onlara ‘ideal aile evi’ gibi geliyor. Başka aile üyelerinin olumsuz gördüğü hatta nefret ettiği duygular onların en hoşlandığı şeyler haline dönüşebiliyor. Bu bolca kara mizah yüklü ve zaman zaman ‘sarkastik’ durumlar sunan hikayede, sevmek ile sevmemek, iyi ile kötü ve çekici ile itici sık sık yer değiştiriyor. Bu ‘ironik’ durumun en belirgin sekanslarını herhalde iki kardeşin birbirlerine yaptığı ‘canlı canlı gömmeye çalışma(!), bulundukları mekanları havaya uçurma denemeleri veya birbirlerine salladıkları silahlar gibi sadist görünümlü ama ‘sarkastik’ anlatımlı bölümler oluşturuyor. Bu kadar ‘uç’ sınırlarda gezinen kara mizah duygusu Addams Ailesi’nin garip düzeni içinde tam olarak yerini buluyor ve gerçekten ‘eğlenceli’ görünüyor.

Hikayenin garip karakterleri tabii ki sadece bu dört kişilik aileden oluşmuyor. Onların arabalarıyla kazara çarptıkları (!) ve o zamandan beri onlara sadakatle hizmet eden Frankenstein, evde her işe koşturan, onların yoldaşı olan canlı, kesik ‘el’, yanlarından evcil bir köpek gibi ayırmadıkları aslan, zaman zaman içinden çıkan yarasa ordusuyla uçuk bir amca görüntüsü çizen Fenster ve Pugsley’in ‘reşit olma’ töreni için evlerine gelen ailenin diğer üyeleri bu aykırı dünyayı tamamlayan karakterler olarak gözümüze çarpıyor.

Filmi dublajlı izlemeyi tercih eden seyircilere tabii ki hiçbir şey diyemeyiz ancak Oscar Isaac, Charlize Theron, Choloe Grace Moritz veya Bette Midler gibi oyuncular sadece bu karakterleri seslendirmiyor aynı zamanda onları adeta ‘oynuyor’. Bizce kendimizi onların sesinden mahrum bırakmamız gerekir. Bir yan karakteri (İt) seslendiren ve final şarkısıyla izini bırakan şarkıcı Snoop Dogg da bu listeye eklenen hoş bir isim olarak aklımızda kalıyor.

Kısacası Addams Ailesi’ni gerçekten özlemiştik! Ve onlarla animasyon türünde de olsa bu kadar başarılı bir yapımla buluşmak bizce büyük bir keyif. Her yaştan sinemasever gerçekten zevkli bir buçuk saat geçirecek!

 

Yönetmenler: Conrad Vernon, Greg Tiernan
Seslendirenler: Oscar Isaac, Charlize Theron, Choloe Grace Moritz, Finn Wolfhard, Nick Kroll, Snoop Dogg, Bette Midler, Allison Janney…
Ülke: ABD

 


Kerem Bumin kimdir?

1976 yılında Paris'te doğdu. 1994 yılında İzmir Özel Saint-Joseph Lisesinden mezun oldu. 1996-2000 yılları arasında Strasbourg Sosyal Bilimler Fakültesinde (USHS) Tarih ve Edebiyat bölümlerinde okudu. Ardından 2000 yılında İstanbul'a geri dönüp 2004 yılında Bilgi Üniversitesi Sinema/ Televizyon bölümünden mezun oldu. 2004 yılından itibaren çeşitli uzun ve kısa metrajlı sinema filmlerinde ve Belgesel filmlerde yardımcı yönetmen olarak görev aldı. Semih Kaplanoglu'nun 'Süt' adındaki sinema filminin ekibinde yer aldı. Son birkaç yıldır Yunan yönetmen Angelos Abazoğlu ile birlikte, Arte kanalı için Belgesel filmler üzerinde çalışmaya devam ediyor . Yaklaşık iki senedir Gazeteduvar'da sinema filmleri üzerine eleştiriler yazıyor .

YAZARIN DİĞER YAZILARI