Bir Dario Moreno hikâyesi

Pazar, 1 Aralık, 2019
Dario Moreno hikâyesini uzun uzun anlatmak gerekiyor. Benimki, küçük bir katkı olsun. Rakımızı kadehe doldurduktan sonra bir yudum da onun için alırsak, ne âlâ. Elbette şarkıları eşliğinde…

Memleketin yetiştirdiği en büyük seslerden biri, Dario Moreno, 51 yıl önce bir 1 Aralık günü hayatını kaybetmişti. Dünyada özgürlük rüzgârlarının esmeye başladığı günlerde, 1968 yılının sonlarına doğru aramızdan ayrılan bu büyük isim, yaptığı plaklar, oynadığı filmler ve renkli kişiliğiyle çoktan unutulmazlar arasına girdi. Türkiye’de doğan sanatçı, çocukluğunda başlayan müzik macerasını Fransa’da sürdürmüş, orada ünlenmişti. Bir dönem ailesini geçindirmek için müzisyenlik yapan Moreno, ilerleyen yıllarda dünyaca ünlü bir yıldıza dönüştü.

Dario Moreno denince akla gelen ilk şarkı, “Her Akşam(Sarhoş)”. Orijinali İbranice olan “Y’a du Travil”in Türkçesi. Fecri Ebcioğlu’nun yazdığı sözler, bugün hâlâ dillerde: “Her akşam votka, rakı ve şarap / İçtikçe delirir insan olur harap / Kurtar beni bundan ne olursun Ya Rab / Bitsin artık bu korkunç serap…”

İzmirli, İzmir’e âşık bir sanatçı, Dario Moreno. Bir şarkısında, sevdiği şehri şöyle anlatıyor: “Canım dilber şehir / Eşsiz sevgili İzmir / Ulu Çatalkayan / Gök mavisi körfezin / Yeşil Yamanların / Çeşitli bağlarınla / Ege’nin güzeli / İnciler incisisin /… / Dünyayı dolaştım / Bir çok kıta aştım / Güzelim İzmir / Hep seni aradım / Her yeri taradım / Bir tanem İzmir / Daracık yolların / Yiğit efelerinle / Körfezde mehtabın / Denizde gurubunla / Güzeller güzeli / Dilberler dilberisin / Senden ayrılamam / Seni bırakamam / Sevgili İzmir…”

Çocukluğu Namazgâh’ta geçmiş. Babasının erken ölümüyle evin “reis”i olmuş ve ailesini geçindirmek için sokaklarda çalgıcılık yapmış. Çocukluğunu yaşamadan olgunlaşanlardan. Gençliğinin ilk yıllarında, okul çaylarında İspanyolca şarkılar söylüyor, akşamları meyhanelerde çiftetelli çalarak insanları eğlendiriyormuş. Askerliği sırasında da “Vazife”sini sürdürmüş: Orduevlerinde şantörlük yapmış. Sahneye ciddi anlamda ilk çıkışı bu. Askerlik dönüşü, İzmir’den İstanbul’a, oradan Ankara’ya sıçramış.

İzmir’de sahneye çıktığı ilk gazino, o dönem Punta olarak anılan Alsancak’ta bugünkü Fırat Apartmanı’nın yerinde bulunan Marmara Gazinosu. Fenerbahçe’deki Belvü Oteli’nin gazinosu ise, İstanbul’da çalıştığı ilk mekânlardan. 1900’lü yılların başında avcılık kulübü olarak açılan gazinonun yerinde bugün lüks bir eğlence kompleksi yükseliyor. Kulübü açanlar, Ralli soyadlı bir Levanten aile. Sonrasında Hristo adlı bir Rum tarafından alınan kulüp, hızla gazinoya çevrilmiş. Dönemin gazino kültürünün aksine alaturkaya meyletmemiş, alafranga eğlencenin merkezi olmuş. En büyük yıldızı alaturka-alafranga hattında bir kesişme noktası sayılan Deniz Kızı Eftalya –ki Atatürk’ün 1927 yılında sadece onu dinlemek için Belvü’ye geldiği tarihe geçmiş. Eftalya Hanım’ın sahne aldığı günler, gazinonun önündeki koy, onu dinlemek isteyenleri taşıyan sandallarla dolarmış.

Belvü, Deniz Kızı Eftalya’dan el alarak ilerleyen Müzeyyen Senar’ın da sahne aldığı ilk mekân. Radyo aracılığıyla tanınan sanatçı, plak yapmaya başlamadan önce ailesinin teşvikiyle burada sahneye çıkmış. Yıl, 1933. Dario Moreno, bundan birkaç yıl sonra gazinonun yıldızı olacak… Yakup Kadri Karaosmanoğlu, tam da onun yıldızlaştığı yılları, “Gençlik ve Edebiyat Hatıraları”nda anlatıyor ve parasız günlerinde Yahya Kemal Beyatlı ile kurduğu en büyük hayalin “arada bir Fenerbahçe’ye gidip Belvü Oteli’nin gazinosunda birkaç bardak bira içmek” olduğunu söylüyor. Belvü, ‘60’lı yıllarda ortalığı saran apartmanlaşma tutkusuna direnememiş, o dönemde yıkılarak yok edilmiş. 1987 yılında Türkiye Turing ve Otomobil Kurumu Yayınları tarafından basılan “Bir Fenerbahçe Vardı” adlı kitabın yazarı Müfid Ekdal, bahsi geçen eserde gazinonun yıkılışını şöyle anlatıyor: “Belvü Oteli ve gazinosu, seksen senelik tarihini de beraber alıp götürdü. Yerinde birkaç akasya ağacından başka iz kalmadı.”

Belvü’deki ününü Ankara’da da sürdüren Dario Moreno, 1937’de açılan Ankara Gar Gazinosu’nda yaptığı programlar ve katıldığı radyo emisyonlarıyla bu ünü memleket sathına yaymış. Bugün hâlâ aynı yerde bulunan ancak yoluna “içkisiz” devam eden Gar Gazinosu, o dönem Batı tarzı eğlencenin kalesi. Moreno dışında Erol Pekcan, Orhan Sezener gibi isimlerin yaptığı programlar, dinleyicinin oraya akmasına sebep.

Dario Moreno, aslında gözünü çok daha öncesinde Ankara’ya dikmiş. Yakın arkadaşım Hakan Kaynar’ın Ankara Devlet Konservatuvarı arşivinden çıkan evrak arasında bulduğu bir başvuru mektubu, bu konu hakkında fikir sahibi olmamızı sağlıyor. 1940 yılının 23 Mayıs günü yazılan mektup, Dario Aruete adıyla imzalanmış. “Konservatuar Sayın Direktörlüğüne” hitabıyla başlıyor, sürüyor: “Bundan evvel Konservatuarımızın Opera kısmına dahil olmağı istemiş ve bu maksatla devre başlangıcında sayın Direktörlüğümüz baş vurmuştum. Ancak cereyan eden muhabere sebebiyle geç kaldığımdan imtihana yetişmek imkânını bulamamıştım. Bu itibar ile önümüzdeki devre için şimdiden hazırlanmağa muvafık gördüğümden, konservatuara kabûl şeraitinin neden ibaret bulunduğunun ve ne vakit imtihan verebileceğinin lütfen bildirilmesine müsadenizi rica ederim.” Aruete ya da onu tanıdığımız soyadıyla Moreno, “çoktanberi” şan dersleri aldığını, kendinde “kuvvetli bir kabiliyet” gördüğünü söylüyor ve memleketine “bir sanatkâr sıfatıyle hizmet etmeği” arzu ettiğini ısrarla vurguluyor. Henüz 18 yaşındayken yazdığı bu mektup yazık ki değerlendirme dışı tutulmuş ve hevesli gencin başvurusu reddedilmiş. Kabul edilseydi ne olurdu, bilmek mümkün değil elbette.

Memlekette bir gelecek göremeyen Dario Moreno, ününün doruğundayken Atine üzerinden Paris’e gitti ve orada dünya çapında üne kavuştu. Bu, bambaşka bir hikâye. Ben, ünlü olduğu yıllarda bile memleketini ihmal etmediğini söyleyeyim. İstanbul’daki yakın arkadaşları Gönül Yazar, İsmet Ay, Erkan Özerman, Fecri Ebcioğlu gibi isimler. Ara ara kaçarak onlarla çilingir sofraları kurduğunu biliyoruz. En iyi dostu Zeki Müren –ki hayattaki son gecesini de onunla geçirmiş. Yine kaçtığı bir gün, Kulis’te sabahlamışlar. Moreno, İzmir’e gitmek üzere Yeşilköy Havaalanı’na doğru hareket etmiş ve 1968 yılının 1 Aralık günü, uçağa binerken hayatını kaybetmiş.

İzmir’de gitmeyi sevdiği mekân, Şükran Lokantası. Masasından çipura, roka ve buzlu badem eksik olmazmış. Öğle yemeğinde başlayan bol muhabbetli çilingirlerin faytonla çıkılan Kordon sefasında sürdüğünü, buldukları meyhanelerde sabaha karşı sonlandığını o dönemi yaşayanlar anlatıyor. Kim bilir, belki de böyle bir günün hayaliyle İzmir’e gitmek istemişti sanatçı…

Dönemin önemli organizatörlerinden Erkan Özerman’ın, 1968 yılı sonlarında, içinde Dario Moreno’nun da olduğu bir Avrupa turnesi organize etmek için kolları sıvadığını biliyoruz. Ankara Bulvar Palas’ta yaptığı programlarıyla dikkat çeken tangocu Zehra Eren’in de sahneye çıkacağı bu turne, Moreno’nun beklenmeyen ölümü üzerine iptal edilmiş. Memleketle bilinen son bağı bu.

Dario Moreno, az önce andığım “Canım İzmir”in bir yerinde şöyle diyor: “Gurbette sensizim / Avare bir öksüzüm…” Şarkıda geçirdiği öksüzlüğünü, Türkiye’ye gelemediği dönemlerde, memleketten gelen dostlarıyla gidermeyi tercih etmiş. Tülay German, “Düşmemiş Bir Uçağın Kara Kutusu” başlığını verdiği anılarında, böylesi bir geceyi şöyle anlatıyor: “[Peris’e gittiğimiz ilk günlerde buluştuğumuz] Dario, ‘Ah İstanbul ah!..’ deyip, bana baktı: ‘Sen rakı sever misin?’ ‘Babam Niğdeli. Sen Fertek rakısına yetiştin mi? Niğdelinin kızı rakı sevmez mi?’ dedim. ‘Dur öyleyse, sizi Chirag Efendi’ye götüreceğim’ dedi. ‘Beyaz peynir, sucuk, pastırma, rakı… Ne isterseniz var.’ ‘Yahu Fransa’dasınız. Çıldırdınız mı siz?’ dedi Erdem [Buri]. ‘Ben ne sucuk yerim ne de pastırma. Rakı da içmem. Kâfi dinlendirmiyorlar.’ Dario, Erdem’in sözünü kesti: ‘Sus Allah aşkına, keyfimizi kaçırma. Sana bir pilav yaparım, bir de domates salatası. Onları yersin’.” Chirag Efendi, Paris’te küçük bir bakkal dükkânı olan Kadıköylü bir Ermeni. Oradan aldıkları mezelerle Moreno’nun evine giden ikili, kahve içmek üzere sanatçıyı yeni evlerine davet ediyor. Bir yanda memleket hasreti var ama bunu bir eğlence gecesine çeviriyorlar. Tülay German’dan dinleyelim: “Kahvelerimizi içtikten sonra, ‘Kadifeden kesesi, kahveden gelir sesi / Oturmuş kumar oynar ciğerimin köşesi’nden başlayıp bildiğimiz ne kadar eski İstanbul ve Rumeli türküsü varsa söyledik, dans ettik. Erdem ne düşünüyor bilmiyorum; daha doğrusu, sormaya bile cesaret edemiyorum ama ben Fransa’ya geldiğimden beri, ilk defa bu kadar eğlendim.”

Dario Moreno hikâyesini uzun uzun anlatmak gerekiyor. Benimki, küçük bir katkı olsun. Rakımızı kadehe doldurduktan sonra bir yudum da onun için alırsak, ne âlâ. Elbette şarkıları eşliğinde…


Murat Meriç kimdir?

1972’de doğdu. Çanakkale ve İzmit’te okudu. Ankara’da kimya mühendisliği eğitimi alırken, dinlediği müziğin tarihine merak saldı ve oradan ilerledi. Kendini bildi bileli plak topluyor; okuyor, dinliyor, dinlediklerini yazıyor, sevdiklerini çalıyor. Kedi gibi meraklı. Rakı, roka, bamya, erik seviyor. İstanbul’da yaşıyor ama Ankaracı. 1996’da Müzük adlı dergiyi çıkartan ekipten. Sonrasında Roll mürettebatına katıldı. Mürekkep, Birikim, Milliyet Sanat, Virgül, Bant gibi dergilerde yazıları yayınlandı. Yeni Binyıl, Radikal ve BirGün'ün yazarlarındandı. Ankara’da Radyo Arkadaş’ın kuruluşuna katıldı ve pek çok radyoda programlar yaptı. Şu anda Açık Radyo'da, hafta içi her sabah Şarkılarla Memleket Tarihi adlı programı hazırlıyor ve sunuyor. Pek çok televizyon programının danışmanlığını yaptı, metnini yazdı. 2002 - 2003 yıllarında hazırlayarak sunduğu Kırkbeşlik adlı televizyon programı TRT’de yayımlandı. Kalan Müzik için bir Tülay German albümü (Burçak Tarlası 64 – 87, 2001) derledi, pek çok albüme yazar ve danışman olarak katkıda bulundu. Pop Dedik / Türkçe Sözlü Hafif Batı Müziği (İletişim Yayınları, 2006) ve 100 Şarkıda Memleket Tarihi (Ağaçkakan Yayınları, 2016) adlı iki kitabı, üzerinde çalıştığı pek çok projesi var. Üniversitelerde ve kültür merkezlerinde müzik tarihi üzerine seminerler verdi, veriyor. Düzenli olarak Gazete Duvar, Vatan Kitap ve Kafa’da yazıyor.

YAZARIN DİĞER YAZILARI