Ali Duran Topuz
Ali Duran Topuz

Tahir Elçi’siz dört yıl: Anarken süren cinayet!

Cumartesi, 30 Kasım, 2019
İstanbul Barosu, Tahir Elçi’nin katedilişinin dördüncü yılında bir anma mesajı yayınladı. Ne güzel değil mi? Fakat mesajda, Elçi’nin katledilmeden önce gerildiği çarmıh yeniden açılıyordu. Tahir Elçi’yi avukatlığı ve hak mücadelesi değil de “terör” öldürmüştü!

Kürtlerin avukatsız halk olduğu doğru değildir. Hatta, Kürtlerde avukat çokluğu, avukat fazlalığı olduğu bile söylenebilir. Bu, Kürtlerin karşılaştığı bugünlerde güvenlikçi denilen şiddete dayalı ve de nasyonalizasyonu hedef alan politikaların getirdiği şiddet fazlalığı, şiddet aşırılığının bir karşılığıdır.

Tahir Elçi de kuşağının birçok başka avukatıyla beraber Kürt coğrafyasında kesintisiz biçimde yürürlükte tutulan şiddete dayalı politikaların olağan tezahürlerine karşı hukuk mücadelesi yürüten isimlerden biriydi. Nazikti. Dikkatliydi. Çalışkandı. Zekiydi. Dürüsttü. “80 milyon Türk”e yayın yapan televizyonlardaki paramiliter akıl ve ruha gazeteci kisvesi giydirilmiş figürlerin tuzakçı ve hedef gösterici sorularına nezaket, dikkat, zeka ve dürüstlüğüyle yanıt verdiğinde, başına gelecekleri çok iyi biliyordu. Buna rağmen o sihirli kelimeyi telaffuz etmedi.

SİVİL ÖLÜME FETVA VEREN BAROLAR BİRLİĞİ

Avukattı. Hukuk dilini konuşuyordu. Asker ya da polis ya da paramiliter ruha sahip değildi. Kendi dili vardı. Saldırı başladı. Gözaltı. Tutuklama talebi. Kriminalize etme girişimleri. Küçük kıyamet koptu, mutad olduğu üzere.

İstanbul, Ankara ve İzmir Baroları başta olmak üzere, en başta da Barolar Birliği olmak üzere, “avukat” kurumları, önce Tahir Elçi’ye parmak salladı, sonra tutuklamanın pek ağır olacağını geveledi. Kürtlerde avukat çokluğu var, ama “Türklerde” yok bu çokluk, hatta avukatsız olan onlar belki de. Öyle ya, Barolar Birliği Başkanı bile kafasından “sivillerin vurulabileceğine” dair uluslararası kural uyduruyorsa pek avukat sayılmaz değil mi? Açıklaması da hukukçu açıklaması değil ilahiyatçı fetvası. Başkanı avukat olmayan barolar birliğinin avukatlarla ne ilgisi olabilir?

SEN ANMASAN DAHA İYİYDİ İSTANBUL BAROSU

İstanbul Barosu, dün Tahir Elçi’yi andı katledilişinin dördüncü yılında. Güzel. Bravo. Peki ne diyor? “Hendek terörü.” Tahir Elçi, katledilmeden birkaç dakika önce Dört Ayaklı Minare’nin altında, kentin içinde süre giden çatışmalar hakkında konuşuyordu. Orada olma sebebi, bu güzelim tarihi esere isabet eden kurşunlardı.

“Bu kadim mekanı” diyordu, çatışmalardan uzak tutmak gerekir. Kimseye terörist demiyordu. Kimseyi suçlu ya da suçsuz göstermiyordu. Bir değer alanının, hiç değilse o kadim bölgenin çatışma alanı olarak görülmemesi çağrısı yapıyordu. Birkaç dakika sonra vuruldu. Uğruna mücadele verdiği topraklara, uğruna mücadele verdiği şehre, uğruna mücadele verdiği tarihi eserin altına düştü. Yüzükoyun. Hrant Dink gibi. Dönemin Başbakanı, şimdinin yeni siyasi liderliği peşindeki Ahmet Davutoğlu, “Çatışma arasında kalmış olabilir” dedi, birkaç saat sonra. Çok açık bir itiraftı bu, ne olduğunu biliyordu, Tahir Elçi’yi vuran kurşunun hangi elden çıktığını biliyordu. Aksi halde çok kolay biçimde “hendek terörü”nü suçlayabilir, “teröristler öldürdü” diyebilir, olmadı “ölümü teröristler yüzünden oldu” diyebilirdi. Öyle demedi. “Arada kalmış olabilir” dedi. İlerde, kimin vurduğu saklanabilirse zaten mesele yok, saklanamazsa “Biz de söyledik zaten” deme hazırlığından ibaretti. Davutoğlu aynı konuşmada, bir iki dakika önceki çatışmada ölen polisler için “şehit” dedi, Tahir Elçi ise sadece ölmüştü. Yaşarken yürütülen ayrım elbette ölürken de devam edecekti. Şimdi İstanbul Barosu, Tahir Elçi’yi mi andı, Ahmet Davutoğlu’nu mu? Andığın kişi bir avukatsa, ölümüne doğru gidilen süreçte sizin, televizyoncuların, istihbaratçıların, siyasetçilerin, polislerin, askerlerin dediği gibi “terörist” demediği için öldürülmüşse, onun katlediliş yıldönümünü “terör” lafı eşliğinde anmak zorundasınız değil mi?

 

AVUKATLIK İLE SİYASETÇİLİK

Avukatlık değil siyasetçilik bu, hem nalına hem mıhına, İsa’nın hakkı İsa’ya Sezar’ın hakkı Sezar’a hesabı. Ama bu hak paylaşımı değil ki doğrudan çarmıh imalatçılığı. “Terör!” lafı, Tahir Elçi’nin gerildiği çarmıh değil miydi zaten? İstanbul Barosu, bu son dönemde hukuk, hak ve insan hakları terimleri etrafında gerçekten göz dolduran çıkışlar yaptı. Kayyım atamalarına itiraz, İstanbul seçimlerinde alınan pozisyon filan, hak, hukuk saygısından dönemin ruhunun gereklerine uyarak vazgeçmeyeceklerini gösteren girişimlerdi. Fakat bu anma, hak mücadelesiyle siyasi kayırmacılık arasında, köle kullanmayan ve efendi kabul etmeyen avukatlık ile sözüm ona dengeci mantık arasında bir tercih yapmış durumda.

ŞİDDETİ YAKINDAN TANIYAN AVUKATLIK EKOLÜ

Tahir Elçi’nin hatırası, iyi kalpli, temiz, düzgün ve çalışkan bir kişinin bir kaza kurşununa kurban gitmesi mizansenine sığdırılacak bir hatıra değildir. Büyük bir hukuk mücadelesi içinde şekillenmiş bir avukatlıktır onunki, kendisinden önceki ve sonraki baro başkanları gibi, sıkıyönetim mahkemelerinde, DGM’lerde, karargahlarda, garnizonlarda, işkencehanelerde, yakılan köylerde, kuyulara atılan insanlarda, gözaltında kaybedilenlerin peşinde… Varlık-yokluk kavgası eşliğinde şekillenmiş bir avukatlık. O gelenek şiddet nedir bilir, terör nedir bilir, haksızlık nedir bilir, ihlal nedir bilir, ısrarla sizin sakızınız olan “terör” lafını çiğnemekten kaçınıyorsa, yapacağınız şey ona onu yaşarken zorla, öldükten sonra sözde anma açıklamaları altında telaffuz ettirmek değildir.

Son bir not: İstanbul Barosu, hukuksuz, haksız biçimde, alçakça öldürülen avukatları anmayı borç biliyorsa Medet Serhat’ı niye hiç anmadı, anmıyor? Üstelik kendi barosunun üyesiydi. Çünkü Tahir Elçi adı vicdan borsasında yüksek prim yapıyor şu günlerde, aynı mücadelenin, aynı hukukperverliğin, aynı halkın bir başka avukatı Medet Serhat ya da Faik Candan yapmıyor. Tahir Elçi’yi anarken “Hendek terörü” lafıyla kendi yerini belli edebiliyorsun, Medet Serhat’ı anarken ne terörü diyeceksin? Devlet terörü mü? Diyemeyeceğine göre anmazsın olur biter.

YAZARIN DİĞER YAZILARI