Sevilay Çelenk
Sevilay Çelenk

Ortaya karışık olsun Emmy?

Perşembe, 28 Kasım, 2019
Çoktan gelmesi gereken bir başarıydı bu. Yine de bu önemli ödülü, dijital bir platformun getirdiği unutulmamalı. AKP’nin kültürel iktidar savaşı sonucunda drama alanındaki birikim ve potansiyeli ağır biçimde sakatlanmış havuz televizyonları getirecek değildi tabii. Şahsiyet puhutv’de yayınlanan bir internet dizisi.

Nihayet haftalar sonra memlekette iyi bir şey yaşandı. Haluk Bilginer Uluslararası Emmy ödüllerinde Şahsiyet dizisindeki rolüyle en iyi erkek oyuncu ödülünün sahibi oldu. Böyle güzel bir hadiseyi hiç beklemiyormuşuz ki ödülün önemine vakıf olunması birkaç saatimizi aldı. Sevinçli bir şaşkınlıkla ödülün karışık kategorileri konusunda bildiğimiz ne varsa onu da unuttuk. Neyse ki hatırlamaya da vesile oldu. Bir takvim yılı içinde dağıtılan çok sayıda Emmy var. Fakat medya esas olarak ikisine yoğun ilgi gösteriyor. Bunlardan biri ABD primetime televizyon programcılığı kategorisinde ki bu kategorideki ödüller bu sene 22 Eylül’de 71’inci kez verildi. Emmy’lerin bir diğeri de gündüz (daytime) televizyonunda yayınlanan ABD yapımlarına veriliyor. Dram, komedi, mini dizi ve televizyon filmi gibi farklı türlerdeki ABD dizileri ve ayrıca ana ve yardımcı rollerdeki en iyi erkek ve kadın oyuncular ödüllerini bu iki kategoride alıyor. Bunun yanında spor, reality şov, eğlence programı, haber ve belgesel alanında verilen Emmy’ler var.

Habercilik ve belgesel alanında 2016 yılında gazeteci Zeynep Erdim’in içinde yer aldığı BBC ekibi Avrupa’da göçmen krizi üzerine bir haber programıyla Emmy almıştı. Kendisi Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden mezun olduğundan nasıl sevineceğimizi bilememiştik. Fakat işte takip eden yıl o fakültenin radyo, tv, sinema bölümündeki görevimden geç primetime saatlerde birçok arkadaşımla birlikte nasıl yaka paça atıldıysam, Emi’ydi, televizyondu, diziydi her şeye bir parça mesafelenmişim. Öğrencilerle konuşup durduğumuz bu Emigillerin sınıflandırma ve havalandırma sistemini bile unutmuşum. Gerçi takip ediyorduk da ne oluyordu Emmy mi veriyorlardı? Neyse işte, Haluk Bilginer sayesinde ortamları kolaçan ettik yeniden. Üstelik ne de güzel konuştu. “Şahsiyet dizisi adalet ve hafıza kaybıyla ilgili. Fakat bu bir kişinin hafıza kaybı değil, daha tehlikeli ve zararlı olan toplumun hafıza kaybı. Bu yüzden yaşadığınız toplumun hafıza kaybından mustarip olmadığından emin olun.”

Anlaşılacağı üzere bizim konumuz uluslararası yapımların ödüllendirildiği “Uluslararası Emmy Ödülleri.” Bu ödüller de üç gün evvel yapılan bir törenle, 47’nci kez sahiplerini buldu. Televizyon draması alanında iddialı Britanya, Avustralya, Brezilya ve Fransa gibi pek çok ülkeden yapımlar bu uluslararası yarışmaya aday oluyor, eleniyor veya yarışmaya hak kazanıyor. Haluk Bilginer de işte Danimarka, Brezilya, Kanada yapımı muazzam dizilerin oyuncularının yarışmaya hak kazandığı yerden, onca “emmi” arasından o birinciliği alıyor ve geliyor. Ağırdır. Kıymetlidir.

Aslında ilk örneklerini 1974-1975 yıllarında üretmiş, nereden bakarsanız elli yıla yaklaşan bir birikimin üzerine oturan yerli televizyon draması alanında çoktan gelmesi gereken bir başarıydı bu. Yine de bu önemli ödülü, dijital bir platformun getirdiği unutulmamalı. AKP’nin kültürel iktidar savaşı sonucunda drama alanındaki potansiyeli ağır biçimde sakatlanmış havuz televizyonları getirecek değildi tabii. Şahsiyet puhutv’de yayınlanan bir internet dizisi.

Havuz televizyonları bundan sonra Haluk Bilginer’i uçağın kapısından alarak “baggage claim area”ya getirir anca. Genç muhabirleri ve havalimanı görevlilerini filan tenzih ederim ama Haluk Bilginer’in saatler süren uçuş sonrasında, uçağın kapısında çiçeklerle karşılanmasıyla başlayan ve akülü mini bir araçla o devasa havaalanını bir uçtan diğerine kat eden canlı canlı seyahat azabına yol açanların da Allah müstahakkını versin E mi?

Neyse konumuza dönelim. Demek ki neymiş, İBB bütçesinden milyonlarca lira akıtmakla kültürel üretim alanlarında evrensel ölçekte bir başarı yakalanamıyormuş. İsterse ardında bütün bir devlet olsun, dizi üretimi alanında da yapıp yapacakları Diriliş’tir. Sonra hikaye biter…

Televizyon hikayeciliği acayip ölçülerde fukaralaşıyor. Yeni reyting sistemi ve havuz medyası sayesinde AKP ideolojisinin teslim aldığı televizyon dünyasında birbirinin aynı nesep kargaşası, kadın entrikacılığı ve şiddet dolu erkek dünyası hikaye evrenini oluşturuyor.

Erkek şiddeti, kötülük vs. zaten bir seri katil anlatısı olan Şahsiyet’te de var tabii ki. Fakat sosyoekonomik, kültürel ve psikolojik derinliklerimizi yoklayarak hikayeye katmanlar ekleyen güçlü anlatısal dili de dizinin sadece ilk bir iki bölümünü izlemekle bile görmek mümkün. Geçtiğimiz yıl birkaç bölümünü izleyerek başka yoğunluklar arasında sonraya bıraktığım Şahsiyet de, tamamını izlediğim Masum da dijital platformlara dokunulmazsa nitelikli drama alanında başarının süreceğini ve birikimin heba edilmeyeceğini müjdeliyor.

Kısacası iş havuz medyasına kalsaydı televizyon dramasına tümden rahmet okutacakları kesindi. Kaz Dağları, Narmanlı Han, sinema ya da televizyon bu kültürel iktidar savaşı bakımından fark arz eden mekanlar ya da mecralar değil. İş makinalarıyla, traktörlerle, müteahhitlerle veya atlarla, toplarla, tüfeklerle ve saray entrikalarıyla girerek bir vadede her şeyi yerle yeksan ediyorlar.

Yeri gelmişken sormak lazım. Diriliş ile ilişkili olarak kısa aralıklarla demeçler vermiş olan ya da Kut’ül Amare çekildi çekilecek diye müjdeler yağdıran ve dizi dünyasını önemsediğini böyle böyle gösteren Cumhurbaşkanı, Haluk Bilginer’i kutladı mı acaba? Hatırlarsanız Diriliş’i izlemediğini ima edenleri dolmalık patlıcan gibi ipe dizerek teşhir ediyordu. Okan Bayülgen de layıkıylan nasiplenmişti bu atarlanmadan.

Haluk Bilginer’e de atarlananlar var. Bu ülkeye sayıyla verilmişgiller arasında kırkta yılda bir böyle mikemmel bir Britiş aksanıyla dünya sahnesinde boy gösterdiğimize filan bakmayıp, “Vay efendim niye Türkçe konuşmamış” diye Bilginer’e söyleniyorlar. Dert bu, E mi? “Merhaba Emmiler” desin istiyorlar yeminlen. Neyse abartmayayım, ekseriyetle herkeşler mutlu. Merhabasını da sevmişler, “Merhaba poğaçacı” mertebesinden bir nefretin konusu olmamış.

Televizyondu, İngilizce konuşmaktı derken aklıma Allah uzun ömürler versin Semra Özal geldi. Renkli bir insandı. “One minute”te ifadesini bulan özgüven çığırını o açmıştır bu ülkede. Buckingham Sarayı’nda Sultan Süleyman’dan dünyanın en büyük “lovemaker”ı olarak söz etmişti. “Dünyanın en büyük aşk yapıcısı” ki yıllar sonra çekilen Muhteşem Yüzyıl dizisinde bu bilgi Semra Hanım’a şükran duygularıyla hatırlanmış, cihan padişahı kaç sezon boyunca yatağından çıkamamıştı.

Ne diyordum, Emmy sevincimizi gölgeleyen tek şey Cumhurbaşkanının sessizliği. Umarım siz bu satırları okuyasıya kadar o da sessizliğini bozar. Zira biliyoruz ki Haluk Bilginer’in bir EYT (emeklilikte yaşa takılan) olduğu ilan edilse, konuşurdu. “EYT Haluk! Kimsin sen? Bu ülkeyi de İskandinav ülkeleri gibi batırmak mı istiyorsun” diye sorardı. Ki bu durumda ülkeler kendiliğinden mi batmış, yoksa Haluk Bilginer mi batırmış, işin yoksa düşün dur… Bu arada hakikatte batan bir İskandinav ülkesinin olup olmadığı kimin umrunda? O Baltasar Kormakur 101 Reykjavik filmini yaptıktan ve üstüne üstlük İzlanda satışa çıkarıldığından beri İskandinavya’nın tümünü “batmış” sayıyoruz.

Emmilerden ve emilerden böyle ortaya karışık söz etmişken, Haluk Bilginer kurre murre gelir insana ama olsun birazcık fazladan Şahsiyet göz çıkarmaz…

Son olarak şapkadan çıkan tavşan gibi şaşırtıcı bir yönetmenlik kariyeriyle karşımıza çıkan ve yüzümüzü ağartan Onur Saylak’ı da, senaryo yazarı Hakan Günday’ı da çok tebrik ederim… İyi olmayan bir hikayeden değil sadece Haluk Bilginer, Sean Penn gelse iyi oyunculuk çıkaramaz.

 

 


Sevilay Çelenk kimdir?

Sevilay Çelenk Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo Televizyon ve Sinema bölümünde öğretim üyesi iken barış imzacısı olması nedeniyle 6 Ocak 2017 tarihinde 679 sayılı KHK ile görevinden ihraç edildi. Lisans eğitimini aynı üniversitenin Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler bölümünde 1990 yılında tamamladı. 1994 yılında kurulmuş olan ancak 2001 yılında kendini feshederek Eğitim Sen'e katılan Öğretim Elemanları Sendikası'nda (ÖES) iki dönem yönetim kurulu üyeliği yaptı. Türkiye'nin sivil toplum alanında tarihsel ağırlığa sahip kurumlarından biri olan Mülkiyeliler Birliği'nin 2012-2014 yılları arasında genel başkanı oldu. Birliğin uzun tarihindeki ikinci kadın başkandır. Eğitim çalışmaları kapsamında Japonya ve Almanya'da bulundu. Estonya Tallinn Üniversitesi'nde iki yıl süreyle dersler verdi. Televizyon-Temsil-Kültür, Başka Bir İletişim Mümkün, İletişim Çalışmalarında Kırılmalar ve Uzlaşmalar başlıklı telif ve derleme kitapların sahibidir. Türkiye'de Medya Politikaları adlı kitabın yazarlarındandır. Çok sayıda akademik dergi yanında, bilim, sanat ve siyaset dergilerinde makaleleri yayımlandı. Birçok gazetede ve başta Bianet olmak üzere internet haberciliği yapan mecralarda yazılar yazdı.

YAZARIN DİĞER YAZILARI