Volkan Ağır
Volkan Ağır

Katkısız eleman Lucescu ve poh poh perileri

Cumartesi, 23 Kasım, 2019
Tarihindeki en rahat eleme performansını geçiren milli takımın performansından tatmin olmayanlar var. Alınan sonucun ardından takımı tarihinin en iyisi olarak niteleyen de. İkisi de yanlış yaklaşımlar. Gelinen noktada başarının paydaşları arasında Lucescu'yu koymak ise yaşanan hafıza sıkıntısının sonucu.

Farkında mısınız, Avrupa Futbol Şampiyonası Elemeleri tarihinde ilk kez elemeler bitmeden turnuvaya biletini ayırtan milli takımın gidiş yolundan memnun olmayanlar var. Ya da tatmin olmayanlar mı desek? Çölün ortasında göl bulup gölü küçük bulmak gibi bir yeterli bulmama durumu bu. Hem küçük, hem de çölün ortasında olan bir şeyin millete yararı da olmaz hem.

KORKAK MI? GERÇEKÇİ Mİ?

Memnuniyetsizliklerinin nedenlerinden biri eleme grubunu birinci bitirememiş, dolayısıyla da kura çekiminde 1. ya da 2. torbada yer alamamış olmak. Çünkü Türkiye her zaman 1. torbadan kuralara katıldığı için 3. torbadan kuralara girecek olmak kimseye yetmiyor. Hıncal Uluç korkak olarak nitelendirdi Şenol Güneş’in İzlanda maçındaki taktiğini. Son dakikada Ozan Tufan’ın Yusuf Yazıcı’ya pası daha düzgün olsa, Şenol Güneş muhtemelen dâhi olacaktı. Ve fakat İzlanda maçından bağımsız olarak Türkiye Andorra’yı yendiği an gruptan direkt çıkabilecekti. Şenol Güneş, tarihi İzlanda mağlubiyetleriyle dolu olan milli takıma bir yenilgi daha tattırmak istemediği, gruptan mümkün olduğunca az mağlubiyetle, son maçta “Makedonya 3-1 yenilirse, Faroe Adaları İsveç’le berabere kalırsa, İrlanda Danimarka’yı yenerse , Moldova Fransa’ya jötem derse şampiyonaya gideriz” gibi hesaplar yapmaya gerek kalmadan sahaya rahatça çıkmayı tercih etti. Eğer ki bu korkaklıksa beni de korkaklar listesine yazın. Çünkü ben sıkıldım son maçta, son maçta mucizeler beklemekten. Turnuvalara “Vatan millet Sakarya, biz hepsini yeneriz, Andorra, Moldova, Arnavutluk, Kosova neymiş” diye diye rakiplerin hepsini kendinden aşağı görerek maça gidip maçta alaşağı edilip geri dönmekten sıkıldım.

Son maça kalmadan her şeyi garanti etmiş olmak bir milli futbol takımı için çok da büyük bir öneme sahiptir. Mevcut kadronu dinlendirir, grup maçları döneminde şans veremediğin oyunculara şans verirsin. Bir nevi puanlı hazırlık maçı. Ve bu maçlarda forma giyecek yeni ve genç oyuncuları motive etmek de daha kolay olur. Skora göre oyuncuya da özgüven katar. Enes Ünal mesela, her ne kadar biri şans, diğeri penaltıdan da olsa milli takımdaki gollerini atarak forma için aday olduğunu hatırlattı herkese. Bu gibi basitçe örnek dışında turnuvaya gitmeyi garantiledikten sonra muhtemel rakiplerine analize başlayabilirsin, takımında eksik olanları düzeltmeye başlayabilirsin. Geleceğe yönelik planlarını kafan rahat bir biçimde yapabilirsin. Merih’in, komple bir defans oyuncusu içgüdüsüyle çizgiden bir adım ileride duran kalecinin arkasına düşebileceğini tahmin ettiği topu çizgiden çıkarma cesareti ve Şenol Güneş’in korkaklığı çok çok çok daha rahat bir EURO 2020 hazırlık süreci geçirmemizi sağlayacak. Bu durumun da EURO 2020’deki performansı olumlu biçimde etkileyeceği düşüncesindeyim.

POH POH PERİLERİ ÇIKTI MEYDÂNE

15 Kasım’dan bu yana, “Tarihin en iyi jenerasyonu, en başarılı jenerasyonu” sözleriyle eldeki mevcut kadroyu bol bol pohpohladık. “Akan hücumda gol yemedik duran toptan yedik savunmamız müthiş” diyerek bir özgüven yaratmak da büyük yanılgıya düşürecek herkesi. Gol yememiş olmak çok iyi savunma yapmış olmak anlamına gelmez her zaman. Deplasmanda oynanan Fransa maçında Mert’in akan oyunda gelişen pozisyonlarda gösterdiği performans gol sayısını az tuttu. Gol yemedik ama çok da şans verdi rakibine takım. Diğer yandan da söylemem lazım ki bu kadro henüz EURO 2008 kadrosu kadar bile bir başarı elde etmiş değil. Ve zaten bir takıma başarılı demek için tek bir turnuvaya ya da elemeler sürecine bakmamak lazım. Ve unutmayın ki çoğu aynı oyunculardan kurulu takım Rusya ve İsveç’in yer aldığı UEFA Uluslar Ligi’nde çok kötü bir sınav verdi ve küme düştü.

Bu ekipte yer alanların bir kısmı, Fatih Terim’le başlanan 2018 Dünya Kupası Elemeleri’nde kadrodaydı ve sonuçta grup 4. bitirildi. Hatta son oynanan kritik maçından bir puan çıkarmanın ne kadar önemli olduğunu, 2018 Dünya Kupası Elemeleri’nde grubu 1. bitiren İzlanda’dan 1 puan bile alınamadığını hatırlarsak, EURO 2020 Eleme Grubu son son maçına korkakça değil de gerçekçi olarak çıkıldığını anlayabiliriz.

LUCESCU’YA KESİLECEK KATKI PAYI SIFIR

EURO 2020 yolunda mevcut kadroya katkı veren oyunculara bakıldığında EURO 2016’dan EURO 2020’ye çok şeyin değiştiğini görebiliriz. Elde edilen başarıda katkısı olan herkese teşekkür etmek gerekir. Ancak bu ara; verdiği son röportajla varlığından şüphe duymadığım Lucescu medyasının Lucescu’ya teşekkür etme ve onu övme yarışı canımı sıkıyor. Bu elbette ki hafızasızlıktan kaynaklanıyor. Söylenene göre mevcut kadronun kemik ekibini yaratan, adamlar tayfasını kesip atan kişi Mircea Lucescu’ymuş ve bu yüzden ona teşekkür etmek lazımmış. Kusura bakmayın ama hayatımda duyduğum en gereksiz nezaket göstergesi Lucescu’ya teşekkür etmek. Üstelik Lucescu’ya teşekkür ederken Fatih Terim’e bir kere bile teşekkür etmemek de ayıpların en büyüğü. Bu kadronun temellerini atan kişinin Lucescu olduğunu iddia etmeyi hafızasızlık ya da EURO 2016’daki kötü anıların bir parçası olduğundan dolayı Fatih Terim’i bilinçaltı bir reflekse hatırlamama eğilimi. En naif şekilde böyle nitelendirebilirim. Zira 2018 Dünya Kupası Elemerindeki ilk maçta, daha sonra Dünya Kupası’nda 2. olan Hırvatistan’a karşı, 5’li orta sahada Hakan, Ozan, Okay, Kaan yer alırken, Cenk Tosun da forvette maça çıktı. Çağlar Söyüncü ise henüz 21 yaşındaydı fakat yedekti. Çağlar’la birlikte muhtemelen 7-8 yıl boyunca milli takımın iskeletini oluşturacak olan Hakan Çalhanoğlu’nu Cengiz Ünder’i, Ozan Tufan’ı da Fatih Terim monte etti bu takıma. Enes Ünal’ı da alan o mesela. Yusuf Yazıcı da buna dahil edilebilir.

ADAMLAR TAYFAYA* NEŞTERİ VURAN TERİM’DİR

2017 yılının fantastik yazında Arda Turan, Bilal Meşe’ye milli takım uçağında saldırdıktan sonra “Bir daha olsa bir daha yaparım” açıklamasıyla takımı bıraktığını açıklamıştı. 2017’de de Fatih Terim kebapçı olayı yaşanınca milli takımdan ayrıldı. Geriye dönük bu konuya değinmek boynumun borcu. Çünkü Lucescu’ya atfedilen “Adamlar tayfasını kesti, gençlere yer verdi, teşekkürler” yorumu hiç mi hiç doğru değil. Arda’nın saldırısının ardından Fatih Terim ilk neşteri vurdu ADAMLAR tayfaya. Dünya Kupası elemelerinde, Arda Turan, Burak Yılmaz, Gökhan Gönül, Emre Belözoğlu, Selçuk İnan’a kadroda yer vermedi 3 maç boyunca. Ama sonra ne olduysa Emre Belözoğlu’nun telefonuyla bir kısmını geri çağırdı gönlü el vermeden. İlk neşteri vuran Fatih Terim’di fakat baskılarla bu ADAMLAR geri alındı.

İLK İŞİ ARDA’NIN AYAĞINA GİTMEKTİ

Her ne kadar ADAMLAR tayfanın Lucescu’nun göreve gelmesinin ardından takımdan kesildiği söylense de, Lucescu’nun göreve gelmesinin ardından yaptığı ilk iş Arda Turan’ın ayağına gitmek oldu. Yani Lucescu akranı olan bir gazeteciye küfürler ederek şiddet uygulayan bir adamı milli takıma kaptan olarak geri döndüren kişiydi! Ben bu nedenle Lucescu’yu bu hamlesi nedeniyle bir kez olsun bile affetmeyeceğim. Ülke futbolunun en üst noktasında yer alan, ülkesini temsil eden kişinin, sinirlendiği anda gazeteci dövebilme, milli takımı bırakırken yine olsa yine yaparım kimse umrumda değil tavırlarını sergileyebilme haklarına, eğer yetenekliyse herkesin sahip olabileceği mesajını tüm ülkedeki insanlara vererek kötü örnek olmuştur Lucescu! Bir sporcunun yetenekli olduğu sürece her türlü saygısızlığı göstermesine göz yummak en başta özsaygıdan yoksunluk, sonra da yaşadığın, çalıştığın ülkeye saygısızlıktır.

LUCESCU TAKIMIN ANTİPATİKLİĞİNİ SÜREKLİ KILDI

Milli takımın antipatik görülmesinde en büyük nedenlerden biriydi Lucescu. Her maç öncesi takımlardaki yerli oyuncusuna laf etmesi, başarı için hepsinin tek bir takımda oynaması gerekliliği gibi tarihi geçmiş teorileri, kadroya almak için gözlerinin Hakan Balta’yı araması, nerede oynadığı bile bilinmeyen Hollanda pasaportlu Erol Alkan’ı kadroya çağırması gibi birçok can sıkan zaman zaman mide bulandıran hamleler yapan bir teknik direktörlük profili çizdi Lucescu. Takımın başına geçer geçmez de Fatih Terim’in son davet ettiği kadroyla çıktı ilk maçına ki bu kadroda Arda da yer alıyordu, e o kadar ayağına kadar gitti. Daha sonraki maçlarda Arda dışında Burak Yılmaz, Gökhan Gönül, Emre Belözoğlu, Volkan Babacan, Caner Erkin kadroda yer almaya devam etti. ADAMLAR tayfa olarak literatürümüze geçen ekipte yer alan bu isimler hâlâ kadrodaysa bahsedilen tayfa nasıl neşter yedi? Ve bu neşteri vurduğu (bence vurmadı) için Lucescu’ya nasıl teşekkür edebiliriz? Edemeyiz. Etmeyin! Unutursanız Lucescu’ya teşekkür eder durursunuz. Yapmayın nefesinize yazık. EURO 2020’ye giderken Lucescu’nun bir gıdım katkısı olmadığını düşünüyorum. Yabancı sayısını indirmek için milli takım hocası olarak kulis yapması için getirildiğinden ise şüphem yok.

BELÇİKA 2014 = TÜRKİYE 2020

Uzun zaman sonra uzun uzun yazdığım bu yazıyı bitirirken EURO 2020 Avrupa Şampiyonası’na katılacak milli takımdan, eleme performansına bakarak beklentileri çok da yüksek tutmamak lazım. Bu turnuvada yarı final ve final falan bekleyen de olmamalı. Bu takım şu anda kadro mühendisliği açısından 2014 Dünya Kupası’ndaki Belçika’yla aynı konumda. Potansiyeli çok yüksek. İzleyene, taraftarına bir şeyler vadetse de sonunu getiremeyebilir. Ancak bir 4 yıl sonra bu takımdan final beklemek çok daha oturaklı bir beklenti olabilir. Fransa’ya puan kaybetmemek umut verse de, Fransa’ya iyi kapanan takımların Dünya Kupası’nda rakibini zorladıklarını gördük. Türkiye’den çok daha yetenekli bir jenerasyona sahip olan İspanya, İtalya, Belçika, Almanya, Fransa son dörtte yer alacaktır. 24 takımın katıldığı turnuvada son 8’e kalmak bu takım için başarı olur. Önümüzdeki cumartesi çekilecek kuralarda Türkiye için Amsterdam ve Bükreş’te maçlarının oynanacağı ve Ukrayna ile Hollanda’nın yer aldığı C Grubu’nun ya da Budapeşte ve Münih’in ev sahibi olduğu Almanya’lı F Grubu’nu gözüme kestirdim. Kura şansı da yanında olursa Türkiye iyi bir turnuva geçirebilir.

Not: Elimizde iyi bir takım var, iyi bir jenerasyon yok. Çünkü 81’li ile 2000’li’nin aynı yerde olduğu takıma jenerasyon denmez. Jenerasyon nedir ne değildir nasıl oluşturulur hakkında diyeceklerim de önümüzdeki haftaya kalsın…

*Adamlar tayfa sözünü lugatımıza katan Uğur Meleke’ye teşekkürler.


Volkan Ağır kimdir?

1987 İstanbul doğumlu. 2006 yılından bu yana blog yazıyor. 2008 yılında Cumhuriyet gazetesi Spor Servisi'nde muhabirliğe başladı. O günden bu yana yoğunlukla spor muhabirliği yapıyor. Serbest muhabir olarak 2014 yılında Dünya Kupası'nı Brezilya'da, 2015 yılında Copa America'yı Şili'de takip etti. 2011 yılından bu yana Açık Radyo'da her pazartesi günü 19.30'da Efektifpas isimli spor programını sunuyor. Gazete Duvar'da haftalık, zaman zaman da çeşitli yayınlara özel konularda haberler hazırlıyor. Zaman zaman da kendisine dokunan sosyal ve toplumsal olaylar hakkında da yazıları ve haberleri çeşitli medyalarda yayınlanıyor. 2016 Ekim ayından bu yana Almanya'da Köln'de yaşıyor.

YAZARIN DİĞER YAZILARI