Mühdan Sağlam
Mühdan Sağlam

BRICS Çin Seddi’ni aşamıyor

Çarşamba, 20 Kasım, 2019
BRICS resminden Çin çıkarıldığında 2009’dan 2019’a kalan dört ülkenin ekonomik etkileşimi yavaş bir seyirde. Buysa BRCIS’in iddialı söylemine gölge düşürüyor. Sonuç olarak eşit ve çok sesli bir blok olmayı hedefleyen BRICS’in aşırı bağımlılık içeren bir biçimde politik ve ekonomik olarak Çin Seddi'ne katıldığı söylenebilir.

Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika’dan oluşan BRICS ülkeleri, 13-14 Kasım’da 11’inci zirve için Brezilya’da bir araya geldi. Bu yılki zirvede bilim, teknoloji, dijital ekonomi, kara para aklama ile uyuşturucu ticaretinin önlenmesi başlıkları, var olan ekonomik ve ticari işbirliği alanlarına eklendi.

BRICS, ortak bir şemsiye altında bir araya geldiği 2009’dan bu yana küresel kapitalist sistemde hem ABD merkezli siyasi kararlara hem de Batı odaklı ekonomik doktrin ve kurumlara karşı alternatif bir merkez olma iddiasıyla sesini yükseltti. Oluşumun aktörleri doğrudan ABD’yi ve kurumları hedef almasa da muğlak ifadelerin hedefi açıkça görülüyor. 2009’dan bu yana BRICS nasıl bir yol kat etti? BRICS’in hedeflerini ve varlığını hiçleştirmeden BRICS’e zarar veren önemli dengesizliğin kaynağı ne? Yazıda bu iki soruya yanıt arayacağız.

BRICS TİCARİ DUVARLARA KARŞI

Küresel kapitalist sistemin yaşadığı tıkanma bölgesel ve ulusal düzeyde pek çok coğrafyada isyanlarla karşılık buluyor. ABD Merkez Bankası’nın (FED) faiz indirimleri sonrasında yaptığı açıklamalar, bu anlamda hâlâ 2008-2009 krizinin yaralarının geçmediğini gösteriyor. Bilindik yöntemler, yenilenmiş sermaye aklına çözüm sunmuyor.

Kapitalist kırılmanın karşılık bulduğu merkezlerden biri ABD. 2016’da ABD’de Trump’ın başkanlık yarışında ipi göğüslemesi siyasi ve ekonomik pek çok analize kapı açtı. Ancak açık olan küresel tedarik zincirindeki farklılaşmanın kapitalizmin karar verici merkezinde de sarsıntıya neden olduğu. Söz konusu durumdan çıkış için her ekol kendi meşrebince açıklama getiriyor. ABD yönetimiyse ekonomik durgunluğun kaynaklarından birinin Çin olduğunu ticaret savaşlarıyla akıllara kazıyor. Yaşananın bir savaştan “hep sen kazanma biraz da bana ver” den ötesini barındırmayan bir vizyona dayandığı söylenebilir. Peki Çin’in yükselişi nasıl oldu ve şimdi neden sorun?

 

Çin’in dünyanın en büyük ikinci ekonomisi olmasında Batı, özelde ABD’nin 1980-1990’lar yürüttüğü neoliberal yayılmacılığı etkili oldu. O zaman neoliberal akıl yeni pazarlara yayılmak için Çin Seddi’ni aşmak gerektiğini düşünüyordu. Ancak hesaplanmayan, kapitalizmin ucuz üretim arayışına çareyi, Çin başta olmak üzere, Asya Pasifik’te bulması ve bunun da bir “ticari açık” olarak karşılık görmesiydi. Dahası Çin’in teknolojik atılganlığı ve kendisine sunulan talep listesine hayır diyebilmesi yine Washington’daki hesapla uyuşmuyordu. Bu durumda yitirilen kontrol, yaşanan küresel krizlere bilindik yöntemlerin çare olmayışı agresif, küçümseyici ve duvar yükseltmeye dayalı politikaların önünü açtı.

Öte yandan Çin, dünyanın üretim merkezi olma dinamiğinden kazandığı dolarları Kuşak ve Yol, Asya Alt Yapı Yatırım Bankası gibi projelerle borçlandırmaya dayalı bir yatırım politikasına çevirdi. Söz konusu projelerin başarısı, Pekin lehine devam edecek ticarete bağlı. Ticari fazla yoksa, dolar yok, dolar yoksa köprü yok, kredi yok. Tam da bu faktör nedeniyle Çin Devlet Başkanı Xi Şinging’in sık sık “kazan kazan” formülüne dayalı serbest ticaret havariliği yaptığını işitiyoruz. Çin için ticari çarkların dönmesi gerekiyor.

BRICS’te küresel ticari kurallar konusunda Xi ile aynı safları paylaşıyor. Oysa ne Rusya ne Brezilya ne de Güney Afrika küresel ticarette enerji kaynakları ve ham madde ihracatı dışında parmak ısırtan bir ekonomik yapıya sahip. BRICS, son üç yıldır yüksek perdeden “ticari duvarlara karşıyız” derken bunun arkasında etkili özne Pekin.

BRICS’İN GELECEĞİ ÇİN’E BAĞLI

Beş ülkeden oluşan BRICS, dünyanın nüfusunun yüzde 42’sini, GSYH’nin yüzde 24’ünü, toprağın yüzde 25’ini ve ticaretin yüzde 19’unu oluşturuyor. Bu veriler üzerinden BRICS’in etki alanı “eurozone”nu (euro bölgesini) aşıyor. Verilerle devam edersek; BRCIS’ın 10 yılda GSYH’sinin yüzde 180, katılımcı ülkelerin ticaretlerinin yüzde 90’nın üzerinde arttı. Son 10 yılda küresel ekonomik büyüme yüzde 3 civarındayken BRCIS’te bu yüzde 8 oldu.

Yukarıdaki parlak tabloya yakından bakıldığında bu büyüme rakamlarının kolektif bir görünümden ziyade Çin ve Hindistan’dan kaynaklandığı görülüyor. BM 2017 verilerine göre toplam 17 trilyon dolar GSYH hasılası olan BRICS’teki beş ülkenin oluşumdaki ekonomik ağırlığı şöyle: Çin yüzde 67, Hindistan yüzde 13, Brezilya yüzde 11, Rusya yüzde 7 ve Güney Afrika yüzde 2. Şaşırtıcı olmayacak şekilde BRICS nüfusunun yüzde 87’den fazlası da Çin ve Hindistan’ın 1 milyar 300 milyonun üstündeki insan varlığından kaynaklanıyor.

Beş parmağın beşi bir değilse de beş ülkeli BRICS’in durumu da öyle. Oluşumun ekonomi profili ikiye ayrılabilir. Çin ve Hindistan ekonomileri ham madde ithal eden ve işlenmiş ürün satarken, Rusya, Brezilya ve Güney Afrika enerji, madenler, değerli metaller başta olmak üzere ham madde ihracatına dayalı ekonomilere sahip. Bu farklılık BRICS iç ticaretinde de karşılık buluyor.

 

BRICS’in kendi arasındaki ticaret hacmi 380 milyar düzeyinde. Öte yandan oluşumun AB ve ABD ile ticaret hacmi bunun neredeyse 6,5 katı. Örneğin Çin’in ABD ile ticareti 659 milyar dolar. Rusya devlet başkanı Vladimir Putin 2019 zirvesinde Rusya’nın 2018’de BRICS ile olan ticaret hacmi 125 milyar dolar olduğunu duyurdu. Ancak bu ticaretin 107 milyar doları Rusya-Çin arasında. Benzer biçimde, Brezilya’nın en büyük ticari ortağı da Çin. İki ülkenin ticaret hacmi 98 milyar dolar düzeyinde. Hindistan ile Çin arasındaki ticaret 90 milyar dolar. Yabancı doğrudan yatırım verilerine bakıldığında BRICS’e yatırımının yüzde 73’ü Çin’den geliyor.

Ticaret ve yatırım ayağında BRICS içerisinde Çin’in baskın bir pozisyonda olduğu görülüyor. Ancak Çin’in baskınlığı burada bitmiyor. “Çok kutuplu bir dünya düzeni için haydi BRICS’e” diyen söz konusu ülkelerin alternatif finansal mekanizmaları da Çin’de. 2015’te Fortaleza Zirvesi (Brezilya) ile kurulan BRICS’in, Dünya Bankası ve IMF’ye alternatif olarak sunduğu Yeni Kalkınma Bankası’nın merkezi Şanghay’da. Banka’nın toplam bütçesi her ülkenin 10 milyar dolarlık katkısıyla 50 milyar dolar. BRICS bu girişimle kendi içinde ve kalkınmakta olan ülkelerin kullanımına yönelik krediler vermeyi amaçlıyor.

100 milyar dolar bütçesi olan ve 2016’da faaliyete geçen Asya Altyapı Yatırım Bankası, Çin’in alternatif bankacılık girişimlerinden bir diğeri. Yüzden fazla ülkenin üyesi olduğu bankaya en büyük katkıyı yüzde 36’lık payla Çin verdi. Dolayısıyla banka kararlarında Çin etkili. BRICS Bankası için Çin’in 10 milyar dolar katkı sunarken kendi öncülüğünde kurduğu bankaya 36 milyar dolar, Kuşak ve Yol Girişimi’ne 1 trilyon doların üzerinde bütçe ayırması dikkatten kaçmamalı. Benzer biçimde BRICS’in kapitalist sisteme bir alternatif sunmadığı da. BRICS baş rolde kendisine de rol verilsin istiyor, “olmazsa ben de Çin’de yeni bir film çekerim” diyor. Çin’in küresel ekonomideki değişimin meyvelerini toplaması ve “duvarları kaldırın” dışında ekonomik sisteme dönük eleştiri getirmemesi bu argümanı güçlendiriyor. Bu noktada Çin, BRICS ile ortaklaştığı gibi BRICS’i yönlendirmeyi de başardı. Çin’in merkezi konumu BRICS’in geleceğine nasıl etki eder?

BRICS ülkeleri birbirinden farklı toplumsal ve kültürel yapılara sahip. Küresel siyasete dönük pozisyon farklılıklarına kulak tıkansa dahi Çin’in BRICS’deki baskın pozisyonu, oluşumun geleceğini Çin’in ekonomik durumuna bağlıyor. Örneğin son dönemde Çin ekonomisinde durağanlığın devam etmesi halinde bunun adım adım BRICS’e de yansıması şaşırtıcı olmayacak.

BRICS resminden Çin çıkarıldığında 2009’dan 2019’a kalan dört ülkenin ekonomik etkileşimi yavaş bir seyirde. Buysa BRCIS’in iddialı söylemine gölge düşürüyor. Sonuç olarak eşit ve çok sesli bir blok olmayı hedefleyen BRICS’in aşırı bağımlılık içeren bir biçimde politik ve ekonomik olarak Çin Seddi’ne katıldığı söylenebilir.


Mühdan Sağlam kimdir?

Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalı’nda doktora yapmaktadır. Enerji politikaları, ekonomi-politik, devlet-enerji şirketleri ilişkileri, Rusya’da devletin dönüşümü ve enerji politikaları, Avrasya temel ilgi alanlarıdır. Gazprom’un Rusyası (2014, Siyasal Kitabevi) isimli kitabın yazarı olup, enerji ve ekonomi-politik eksenli yazıları mevcuttur. 7 Şubat 2017'de çıkan 686 sayılı KHK ile üniversiteden ihraç edilmiştir.

YAZARIN DİĞER YAZILARI