Horolop-şorolop rejimi

Pazartesi, 18 Kasım, 2019
Kürt meselesine yaklaşımlarını, belediyelere yönelik “görevlendirmelerini”, Kürtlerdeki duygusal kopuşu neredeyse fiili bir hale getirmiş oldukları halde hülyalarındaki defineye ulaşabileceklerine ilişkin beklentilerini yan yana koyun; tarihin görüp görebileceği en “horolop-şorolop” iktidarın resmi çıkar ortaya.

Hayatın ironisi diye buna denir: Başlıktaki zekâ ürünü kavramsallaştırma, bir vakitler TBMM Genel Kurulu’nda sosyal medya hesabından feyk hesapla yayın yaparken kendini ele veren AKP’li milletvekiline ait. Katıldığı bir TV programında “kavramsallaştırmasını” şöyle izah ediyor: “Horolop-şorolop adam, günübirlik adam, yevmiyeci yani. Günlük adam, derinliği olmayan adam, ilerisi olmayan, background’u olmayan, basit, kâr için her şeyi yapabilecek adam.”

Şahıs, hepimiz açısından çok işlevsel olacak “horolop-şorolop” kavramsallaştırmasını Ekrem İmamoğlu’na uyarlamaya çalışıyor ama tariflediği “adam” tam da mevcut iktidar.

Tarihe, geleceğe, şimdiye, kültüre, topluma, siyasete, ekonomiye, doğaya, insana, kadına, çocuğa, yaşlıya, hastaya, mülteciye, muhalife ve hatta bizatihi kendisine bile horolop-şorolop olan bu rejimin sığ, günübirlik, basit, kâr için her şeyi yapabilen karakteri, yine horolop-şorolop kavramsallaştırmalarla dilin altına süpürülmeye çalışılıyor.

Zamma “fiyat düzenlemesi”, savaşa “barış”, kayyıma “görevlendirme” gibi ucuz tanımlar uyduran bu horolop-şorolop rejim, faşizmi kurumsallaştırma “niteliğine” bile sahip olmadığı için, adalet sisteminden başlamak üzere her alanı günübirlik uygulamalarla, sopa zoruyla, horolop-şorolop yöntemlerle kotarmaya çalışıyor.

Bu nedenle AKP’nin, enkazıyla birlikte tarihe bırakacağı tek “kurumu”, hakikati tepetaklak etmeye dönük horolop-şorolop dili. Kurumsuzlaşmanın telafisi bu dille yapılmaya çalışılırken, gerçeğin iktidarın vizörüne yansıdığı “yamuk” haliyle fotoğraflanmasına da ihtiyaç duyuluyor. Başta Beyaz Saray’da olmak üzere çeşitli uluslararası sahnelerdeki temaslar sırasında, varılacak sonuçtan çok verilecek fotoğraf hedefleniyor mesela.

Aynı horolop-şorolopluk zaten uzun süredir iç politikanın sabit fotoğrafı. Dışarıdaki sıkışmışlık mecburi bir sırıtışla, içerideki zorlanma ise hakiki bir öfkeli yüzle idare edilmeye, görsellik üzerinden “hükümranlık” resmi nakledilmeye çalışıyor.

HDP Diyarbakır il binasının önündeki ailelerin sorunlarının çözümü değil, verecekleri fotoğrafın kazandıracağı zamana bakılıyor. HDP, tabanı cezbedilerek değil, o tabanın iradesi yok hükmünde gösterilerek, milletvekilleri polis kalkanlarıyla sokakta hapsedilerek, belediye başkanları delilsiz iddialarla yine hapsedilip yerlerine devlet görevlileri atanarak etkisizmiş gibi gösterilmek isteniyor.

AKP, Kürt meselesi başta olmak üzere hiçbir sorunu çözme sorumluluğu hissetmiyor. Fakat iktidarda kalabilmek için de bol bol görsel “içeriğe” muhtaç. O görsel, çözümün değil, hükümranlığın fotoğrafı olsa da olur.

Horolop-şorolop kafa kurgulanmış, çarpıtılmış fotoğrafın hakiki gerçeklikmiş gibi sabitlenebileceğini, kitlelerin buna ikna edilebileceğini sanıyor. Çünkü horolop-şorolopluk kavramaya değil, ezbere dayanıyor. O ezberin yapıldığı tarih sayfalarını, faşizme ilişkin kitaplardan biz de okuyoruz.

Oysa hakikat okyanus kadar, derya kadar, yahut en yakın örneğiyle Dipsiz Göl kadar ortada.

Herkes biliyor artık: Gümüşhane’de, 12 bin yıllık Dipsiz Göl, devlet-defineci işbirliğinde, “hazine” bulunacak diye kazıldı ve neticede Dipsiz Göl’ün balçıktan ibaret “dibi” görüldü. Şimdi de çıkmış, “gölün rehabilitasyonu için çalışmalar başlatılacak” diyorlar.

Oysa ne doğa, ne tarih, ne toplumsallık, ne de mazi, horolop-şorolop zihniyetin zannettiği gibi öyle bilgisayar ayarıyla ileri-geri götürülüp getirilecek varlıklar. Ne yaparsanız yapın, o göl artık 12 bin yıllık olmayacak. Varlığı yok edebilirsiniz ama yok ettiğinizi var edemezsiniz. AKP ise toplumu istikrarlı bir biçimde, yok ettiklerini yeniden var edebileceğine inandırmaya çalışıyor. O yüzden şimdi artık Dipsiz Göl’e “millet gölü”, “Türk gölü”, “Abdulhamit gölü” filan deyip onu yoktan bir kez daha var ettiklerini iddia edebilirler.

Artık dibine kadar yok edilmiş Dipsiz Göl’ün yerine mavi boya zeminli bir havuz koyar, etrafına da birkaç ticari tesis inşa eder ve onun fotoğrafıyla yetinebilirler.

Aslında şaşırtıcı olan, Dipsiz Göl’deki hazine arayışından erken pes edilmiş olması. Dipsiz Göl’ün dibini magma tabakasına ulaşana kadar deşmeleri, er veya geç o hazineye ulaşabileceklerine dair inançlarını yitirmemeleri beklenirdi.

AKP iktidarı öyle yapıyor. Kuruttuğu gölün dibini eşelemeye, bir yerlerden er veya geç hazine, define çıkacağına insanları inandırmaya dönük gayretten vazgeçmiyor.

Kürt meselesine yaklaşımlarını, belediyelere yönelik “görevlendirmelerini”, Kürtlerdeki duygusal kopuşu neredeyse fiili bir hale getirmiş oldukları halde hülyalarındaki defineye ulaşabileceklerine ilişkin beklentilerini yan yana koyun; tarihin görüp görebileceği en “horolop-şorolop” iktidarın resmi çıkar ortaya.

Fikirlerinden dolayı tutsak edilmiş insanlar hakkında tahliye kararı verip Ahmet Altan’a, Abdullah Zeydan’a ve daha nicesine yaptıkları gibi tekrar içeri alan, dokunulmazlığı olan milletvekillerini tartaklayan, halktan alamadığı oyu devlet zoruyla hükümsüz kılan bu horolop-şorolop rejimin kendi koyduğu kurallara bile uymasını beklemek ise muhalefeti de horolop-şoroloplaştırıyor.

Neticede elde şu kalıyor: Horolop-şorolop bir iktidar koalisyonu,
horolop-şorolop bir rejim,
horolop-şorolop bir muhalefet,
horolop-şorolop bir kurumsuzluk ve giderek horolop-şorolop bir topluma doğru gidiş…

Hep beraber dipsiz gölün balçığında debelenip dururken, hâlâ kurutulmuş bu gölün dibinde hazine bulacağımızı sanıyoruz. Hadi biraz daha eşeleyelim; nasıl olsa gölü eski haline getiremeyiz.
Bu horolop-şorolop kafayla dibe battıkça buluruz belki defineyi.


İrfan Aktan kimdir?

Gazeteciliğe 2000 yılında Bianet’te başladı. Sırasıyla Express, BirGün, Nokta, Yeni Aktüel, Newsweek Türkiye, Birikim, Radikal ve birdirbir.org ile zete.com web sitelerinde muhabirlik, editörlük veya yazarlık yaptı. Bir süre İMC TV Ankara Temsilciliği’ni yürüttü. "Nazê/Bir Göçüş Öyküsü" ile "Zehir ve Panzehir: Kürt Sorunu" isimli kitapların yazarı. Halen Express, Al Monitor ve Duvar'da yazıyor.

YAZARIN DİĞER YAZILARI