Adliye Sarayları'ndan Feyzioğlu'na

Salı, 12 Kasım, 2019
Vicdanı rahat mıdır Feyzioğlu’nun çok merak ediyorum. Yastığa başını rahat koyabiliyor mudur? Baroları açık yüreklilikle güler yüzle ziyaret edebiliyor mudur mesela? Demokrasiyi “gerçekten” savunan kişilerle görüşmeye devam ediyor mudur ya da bu çevrelere girerken ayakları geri geri gidiyor mudur, göğsü sıkışıyor mudur?

TBB Başkanı Metin Feyzioğlu’nu daha evvel takdir edip taraflı duruş sergilemeye başladıktan sonra “Ne oldu bu adama böyle değildi?” diye şaşıranlardan değilim. Neticede kimse kimseyi sevmek zorunda değil. Kendisinin çokça eleştiri okuna hedef olan; kadın cinayeti işleyenlerin ya da talancı maden şirketlerinin avukatlığını yapması gibi durumlardan bahsetmiyorum. Bunlar, bir şekilde duyuldu, söylendi, geçildi. Fakat konu ne zaman ki yargı bağımsızlığının ve hukukun tepelenmesi noktasına geldi, o zaman işin rengi değişti. Sanırım herkes bu hissiyatta olsa gerek ki, barolar topluca tepki koymaya başladılar.

Biliyorsunuz; Feyzioğlu AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Beştepe’deki makamında yargı bağımsızlığına aykırı olarak düzenlenen adli yıl açılışına 51 Baro’nun iradesiyle ters düşerek katılmıştı. Söz konusu 51 Baro, Türkiye genelindeki 80 baronun çoğunluğunu ve toplam 125 bin avukatın ise neredeyse yüzde 90’ını temsil ediyordu. Oysa 1136 Sayılı Avukatlık Kanunu’nun Türkiye Barolar Birliği’nin görevlerini düzenleyen 110’uncu Maddesi şöyle başlar: “Baroları ilgilendiren konularda her baronun görüşünü öğrenip, ortaklaşa görüşmeler sonunda çoğunluğun düşünce ve görüşünü belirtmek.”

Yasayı daha 1. Fıkradan ihlal eden bir başkan ile karşı karşıya kalmak yalnızca avukatların değil, ülke demokrasisinin de verdiği bir sınavdı, tabii derhal anlamıştık. Bu esnada, Feyzioğlu tüm yandaş gazetelerde kahramanca savunuldu, yüceltildi, kutsandı. Feyzioğlu’nun kendisi düzenli şekilde A Haber gibi yandaş kanalların yayınlarına katılmaya başladı. Sıkça iktidarla yan yana geldi ve poz verdi, el sıkıştı. Hatta hızını alamadı; zamanında müftü nikahı yasasına hararetle karşı çıktığını unutup, Savcı Sayan’la birlikte belediyede müftülük nikahı kıyılmasına eşlik etti.

Velhasıl tüm bunlar vuku bulurken olağanüstü genel kurul süreci de başlatıldı.

Avukatlık Kanunu’nun 115’inci Maddesi şüpheye yer bırakmayacak derecede açıktır: “Birlik Yönetim Kurulu, gerekli gördüğü hallerde veya en az on baronun yönetim kurulları yazı ile isterse Genel Kurulu olağanüstü toplantıya çağırır”.

Nitekim 12 baro hızlıca olağanüstü genel kurul çağrısı yapmış olmasına rağmen, bir kısmı “seçimli” bir kısmı “seçimsiz” şekilde çağrıda bulundu diye çağrı TBB tarafından reddedilmiştir. Bu kararın denetimi İdare Mahkemeleri tarafından yapılacaktır. Netice, hukuki mi olur siyasi mi bilinmez; fakat bir gerçek var ki o da Metin Feyzioğlu’nun meşruiyetinin kalmadığıdır.

Oysa, dürüst bir tavır; belki de 100 yılda bir ancak gerçekleşebilecek bir durumu, toplu istifa istemini, ciddiye alıp istifa etmeyi gerektirir. Fakat bu ülkede, fahiş hata yapanlar –bilhassa siyasiler- katiyen istifa etmiyor biliyorsunuz ki. Ve balık baştan kokar diye boşuna demiyor atalar.

Acaba vicdanı rahat mıdır Feyzioğlu’nun çok merak ediyorum. Yastığa başını rahat koyabiliyor mudur? Baroları açık yüreklilikle güler yüzle ziyaret edebiliyor mudur mesela? Demokrasiyi “gerçekten” savunan kişilerle görüşmeye devam ediyor mudur ya da bu çevrelere girerken ayakları geri geri gidiyor mudur, göğsü sıkışıyor mudur? Koca bir geçmişi inkar etmek kolay değil ne de olsa.

TBB ret gerekçesinde; 115’inci maddeyi hukuka aykırı şekilde farklı yorumlamış, “Bu yol, hukuka aykırı olarak bir kez açılacak olur ise sadece Türkiye Barolar Birliği değil, her baromuz bu tür hukuka aykırı taleplerle sürekli seçimli olağanüstü genel kurullara sürüklenme sonucunda görev yapamaz hale getirilir. Kanun koyucunun olağanüstü genel kurula ilişkin düzenlemesinde hiç kuşkusuz böyle bir amaç güdülmemiştir. Baroların ve TBB’nin organları kanunda belirlenmiş sürelerin sonuna kadar görev yaparlar” demiş. Lakin unuttukları şu ki bu ülkede bu zamana kadar böyle bir olay hiç yaşanmadı. Bir baro başkanı tek başına, ısrarla, temsil ettiği hemen herkese aykırı hiç hareket etmedi. Kanun tam olarak da ifade ettiğini amaçlamıştır. Bir kişi nasıl seçilerek bir makama geliyorsa aynı yöntemlerle o makamdan inebileceğini düzenlemiştir. Hiç kimse koşulsuz şartsız görev sonuna kadar görev yapmak üzere bir yere getirilmez demokrasilerde. Bunu en iyi kendisinin bilmesi lazım oysa ki.

Yine ret gerekçesinde ne tür çalışmalar yapıldığı, hangi kazanımlarda bulunulduğu açıklanmış. Yargı reformunun en başta hukukçular tarafından nasıl eleştirildiğini bilmiyor olsa gerek, övündüğü şeylerin başında da “yargı reformu” geliyor. Metin Bey, galiba şunu da bilmiyor: Yeşil pasaporttan daha önemli bir şey varsa o da yargı bağımsızlığıdır. Yeşil pasaportunuz olmazsa biraz daha zahmetli vize alırsınız fakat yargı bağımsızlığı olmazsa gün gelir ülkenizden dışarı çıkamazsınız ya da dışarı çıkacak bir ülkeniz kalmaz. Ayrıca, yargı reformu Feyzioğlu sayesinde değil, iktidar istediği için, iktidar tarafından yapılmış ve geçmiştir. İçerik bakımından boş, bomboş düzenlemeler dizisinden ibarettir. Yargıyı “düzeltmek” isteyenler böyle gösterilere gerek görmeden uygulamayla hatta pek daha az bir yasayla da durumu düzeltebilirler.

Demokrasiyi savunan ve muhalif olan herkesi gerçeğe aykırı, kin ve nefrete tahrik edecek şekilde, yani suç işleyerek hedef yapması ile ünlü, alay edilecek kadar ünlü, bir yandaş kanala A Haber’e çıkıp kendini savunan bir baro başkanı, siyasi bir partiye yakın olmadığını, objektif olduğunu iddia edemez. Eder, inandırıcı olmaz. Kendisi ret gerekçesinde “olağanüstü genel kurul talep eden baro yönetimleri, Türkiye Barolar Birliği’ne kendi siyasi ideolojilerini dayatma ya da kabul ettirme yetkisini kendilerinde görebilmektedirler” diyerek aynı tavrı bu kez 12 baro yönetimine birden göstermiştir. Beştepe’deki 51 baro da mı siyasi ideolojisini dayatmaya çalışmıştır? Feyzioğlu hiç yanılmaz mı, hiç kendini sorgulamaz mıdır?

Türkiye’nin ve meslektaşlarımızın bu kadar güncel ve ağır sorunları çözüm beklerken gündemimiz, meslektaş kamuoyunun büyük çoğunluğunu da esasen ilgilendirmeyen olağanüstü genel kurulun toplanıp toplanmayacağı olmamalıdır” diyen Feyzioğlu, ya TBB Başkanlık makamını küçümsüyor ya da gözümüzün içine baka baka aklımızla dalga geçiyor. Zira, olağanüstü genel kurul zaten Türkiye’nin ve meslektaşlarımızın bu kadar güncel ve ağır sorunlarını çözemediği için, çözemeyenlerle işbirliği yapmak suretiyle daha da çözülmez hale getirdiği için istenmektedir.

Son olarak “Benim istikametim doğru, davamız haklı. Neden vazgeçeyim ki? Yaptığımızın yanlışlığını koysunlar ortaya amenna. Akçakale’ye gittim diye Metin Feyzioğlu’nu yerden yere vuracaklar. Hiçbir şekilde bunlara pabuç bırakma niyetinde değiliz.

Son nefesime kadar milli dava için mücadele edeceğim. İddia ediyorum bu 12 baronun yönetim kurulu halktan da kendi meslektaşlarından da kopmuştur. Meslektaşlarının sorunlarını çözmek amaçları yoktur, sorunlarının çözülmesine karşı rahatsızlıkları vardır. Arkamızda Türk milleti, avukatların ezici çoğunluğu vardır.

Şeklinde belli ki örnek aldığı birilerinin kaba üslubunu, dediğim dedik çaldığım düdük tarzını benimsemiş ve üçü büyük şehirler olmak üzere 12 baroyu karşısına almış, ayrıştıran-kutuplaştıran bir dil kullanan bir başkanla yol yürümek zaten kendiliğinden imkansız hale gelmiştir, herhangi bir ispata gerek yoktur. Ayrıca, Feyzioğlu’na hatırlatmak isteriz ki; artık çalışma arkadaşları da bu yönetime ortak olmamak için istifa etmeye, alınan kararlarda yönetim kurulu üyeleri sıkça şerh düşmeye başlamıştır.

Son olarak, toplam 125 bin avukatın ezici çoğunluğu bilakis Feyzioğlu’nun arkanızda olmayan kesimdir ve kendisi görmek istemese de hatırı sayılır bir süredir istifasını istemektedir. Beştepe’deki saraylarda halktan ve avukatların taleplerinden kopuk bir şekilde o yandaş kanaldan bu yandaş kanala gezinip duran bu ezici çoğunluk değildir. Meslektaşlarımız, Beştepe’deki saraylarda değil, adliye saraylarında koşturmakta avukatlık mesleğini icra etmeye çalışmaktadırlar. Kendilerini meydanlara davet eden değil, tıpkı demokrasiyi benimsemiş insanlar gibi ezici çoğunluktan öte ‘herkesi’ anlayıp dinleyerek fikirlerini temsil eden, yargı bağımsızlığını savunabilecek cesarete ve ilkeli duruşa sahip olan bir başkan istemektedirler.


Tuba Torun kimdir?

Tuba Torun, 1987 doğumludur. Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur. İstanbul Barosu’na bağlı olarak serbest avukatlık yapmaktadır. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu avukatı, Sosyal Haklar Derneği Yönetim Kurulu Üyesi-Çocuk Hakları Koordinatörü, Kadın Meclisleri ve Kadın Adayları Destekleme Derneği üyesidir. Ayrıca aktif olarak siyasi faaliyetlerine devam etmektedir.

YAZARIN DİĞER YAZILARI