Tartışılan, Türkiye’nin görsel hafızasıdır

Pazartesi, 11 Kasım, 2019
Rektörlük ve bölümdeki akademik kadro arasındaki çekişme ile gündeme gelen MSGSÜ Sami Şekeroğlu Sinema Tv Merkezi’nin efsanevi film arşivini gezme fırsatı buldum. Özenle saklanan on bin film, ülkenin görsel hafızasını oluşturuyor. Ama burası için daha yapılacak çok şey var ve bütün bunlar garip bir tartışma ile tıkanmış görünüyor

Mimar Sinan Üniversitesi Sami Şekeroğlu Sinema- TV Merkezi Balmumcu’da gayet merkezi bir yerde. Ama hiç önünden geçmemiş olabilirsiniz, çünkü eski kentin sürpriz yapıları gibi dar bir sokağa yüzünü dönmüş, yüksek yapıların arasına sıkışmış, ya da gizlenmiş gibi. Burası birkaç aydır kültür dünyamızın sert çekişmelerinden birinin odağı olarak belki de hiç istemediği kadar gündeme geldi.

Okula girdiğinizde geniş salonu kuşatan vitrinlerde sergilenen usta sinemacılara ait kameralar, özel eşyalar ve tavanda asılı Hazarfen Ahmet Çelebi maketi dikkat çekiyor. Kapıdan girdiğiniz anda burasının sinemaya adanmış bir mekan olduğunu hissediyorsunuz.
Sinema Tv Merkezi ve bölümü bakımlı ve işlevsel görünüyor. Okulun, sinema salonlarının laboratuvar ve hatta arşiv bölümlerinin temizliği ve düzeni dikkate değer… Yaklaşık 10 bin metre karelik büyük bir yapı topluluğu burası. İlki 70’lerde yapılmış üç binadan oluşuyor. İçinde biri büyük salon olmak üzere birden fazla sinema salonu, televizyon prodüksiyonları için uygun büyük stüdyoları, filmlerin restorasyonu, farklı formatlara aktarımı ve bakımı için kimyasallardan bilgisayarlara her türlü teçhizatın olduğu laboratuvarları, sınıfları ve kütüphanesi olan çok kapsamlı bir eğitim ve araştırma merkezi, gelişmiş bir kurum.

.

Kurumun kalbini oluşturan sinema arşivi hakikaten çok ilgi çekici bir yer. Binanın altındaki arşive iki demir kapıdan giriyorsunuz. Filmler, demir raflarda metal kutularının içinde istif edilmiş. Hemen hepsinin üstünde teknik özelliklerini de özetleyen elle yazılmış küçük etiketler bantlanmış. Kapıdan girer girmez sizi saran pelikül kokusu, nitratlı en eski filmlerin olduğu odaya vardığınızda daha da güçleniyor. Bu odada çoğu devlet arşivlerinden onarılıp dijitale aktarılmak üzere gelmiş binlerce film var. Kültür Bakanlığı’nın, silahlı kuvvetlerin arşivleri temizlenip dijital ortama aktarılmış ve orijinalleri koruma altına alınmış. Vahdettin’in kılıç töreninden Abdülhamit’in cenazesine, Atatürk’ün milli mücadele dönemi görüntülerinden donanma tatbikatlarına ve İnönü’nün yurt gezilerine insanı heyecanlandıran sayısız etiket gözünüze çarpıyor. 1950’lere kadar kullanılan nitratlı filmler, elektrik tesisatının bile dışarıda tutulduğu özel olarak serin tutulan bir ortamda muhafaza ediliyor. Çünkü bu filmler yanıcı ve patlayıcı özelliğe sahip ve küçük bir ihmal büyük facialara neden olabilir.
Arşivin tamamını oluşturan 10 bin film bodrum kattaki çeşitli odalarda ve bir büyük salonda tutuluyor.
Bu odalardan kimileri Yeşilçam’ın büyük firmalarına ayrılmış. Çünkü merkez, bu eski büyük firmaların arşivini de onlar adına saklıyor. Türk sinemasında iz bırakmış, kimi çok yakın tarihli filmlerin bobinleri arasında geziniyorsunuz arşive girdiğinizde. Bobinlerin arasına serpiştirilmiş birkaç termometre ve nem ölçer ile birkaç nem arıtma cihazı ise buranın teknik alt yapısını oluşturuyor. Bir kenarda dizilmiş ondan fazla bozuk nem arıtma cihazı, aslında daha fazlasına ihtiyaç duyulduğunu gösteriyor. Arşiv görevlisi memur arkadaşlar içerideki ısının daha düşük olması gerektiğini anlatıyor. Kimi uzmanlar filmlerin her gün yeniden sarılarak havalandırılması gerektiğini söylüyormuş, bunu gülümseyerek aktarıyor ve 10 bin filmin her gün havalandırılmasının 100 kişilik bir ekip çalışsa bile imkansız olduğunu hatırlatıyorlar. Daha iyi bir çare, kapalı körüklü arşiv raf sistemlerine geçmek. Böylece filmler için en ideal ortamı sağlamak mümkün olabilir…

TAM TEŞEKKÜLLÜ FİLM HASTANESİ

Merkezin büyük boşluklar ve kullanılmayan alanlarından birinde ise hemen hepsi paslı kutularda binlerce film duruyor. Bunlar yakın bir zamanda Balat’taki bir depoda belediye tarafından bulunmuş ve buraya teslim edilmiş. Kurtarılması zor görünüyorlar. Bir yandan da bu merkezin nasıl oluştuğuna dair bir ipucu veriyorlar. Sinemaların çöküş döneminde böyle pek çok depo Sami Şekeroğlu sayesinde merkeze dahil edilmiş… Yerli yabancı binlerce film, kişisel gayretler, sektör ve devletle iş birliği içinde burada bir araya gelmiş.
Merkezin üst katlarında ise büyük bilgisayarların yer aldığı laboratuvarlarda onarım ve dijitalleştirme, renk, ses düzeltme çalışmaları yapılıyor. Burası hakikaten bir film hastanesi, filmlerin özenle korunup kollandığı bir yer, bunu anlıyorsunuz. Üstelik her şeyi yapan da beni gezdiren üç kadın uzman ile onlardan çok daha kalabalık olmayan akademik kadro…
Türkiye’de bir dönem müzecilik açısından çokça tartışılan bir mesele burada da kendini gösteriyor gibi. Eski eserlerin saklanıp korunmasını her şeyden çok önemseyen bir dönemin anlayışı, elbette hafızanın yok olmasına karşı verilen hızlı bir reaksiyonun ürünüydü. Ama zamanla eserler depolarda unutulmaya, müzeler kimsenin uğramadığı yerlere dönüşmeye başlayınca koleksiyonların toplumla buluşması, müzelerin yaşayan yerler olması meselesi çokça tartışılmış ve müzeler değişmişti. Sinema Tv Merkezi de her ne kadar endüstri ile ilişki içinde bir yer olsa bile, sanki izleyiciyle ve kurum dışı araştırmacılarla arasında geniş bir mesafe bırakmış gibi görünüyor. Bunun sebebini ise paha biçilmez arşivin bütünlüğünü korumak, karmaşık telif meseleleri içinde hassas ilişkilerle depoya konan filmleri orada tutabilmek çabası diye özetleyebiliriz.
Rektör Handan İnci ise daha yapılacak çok şey olduğuna inanıyor. Arşivin daha iyi imkanlara kavuşturulması, çalışan sayısının artırılması, büyük ve güzel sinema salonunun yılda birkaç etkinlik için değil sürekli açık tutulup galaları ve başka etkinlikleri ağırlaması, arşiv ve kütüphanenin kapılarını daha çok araştırmacıya açması, binanın depreme karşı güçlendirilmesi ve kurum içi ilişkilerin iyileştirilmesi… Bu sonuncusu da önemli bir başlık. Çünkü kurumda görevli memurlar iç disiplinin ve hiyerarşinin katılığından, küçük düşürücü muamele ve işler yaptırılmasından şikayetçi. Sözü edilen bazı soruşturmalar da bu gibi konularla ilgili…

ESKİ YÖNETİCİ: TWITTER’DAN ÖĞRENDİM

Hatırlanacağı gibi Handan İnci, merkez müdürü Prof. Asiye Korkmaz’ın atamasını yapmamış merkezi geçici olarak Rektörlüğe bağlamıştı. Bu ve Sinema-Televizyon Bölümü Başkan’ı Prof Alev İdrisoğlu’nun binaya girişini engellenmesi sinema çevrelerinde epey tepkiyle karşılandı. Bazı sinema örgütleri ve öğrenciler bu durumu protesto eden açıklamalar yaptılar. Handan İnci, Asiye Korkmaz’ın görev süresinin bittiği ve hakkında soruşturmalar sürdüğü için atamasını yapmadığını söylüyor. Bu konuyla ilgili telefonda görüştüğüm Asiye Korkmaz ise konuşmak istemediğini söyledi. “Rektör Hanım bir soruşturma olduğunu ifade etti, bunu da twitter yoluyla beyan etti, biz de oradan öğrendik. Öğretim üyeleriyle hiç konuşmadan anahtarları alıp gitmiş durumda. 37 senelik kurumu Twitter ile yönetiyor, benim de başka bir şeyden haberim yok, bekliyorum” demekle yetindi.
Sinema TV Merkezi’ni birlikte gezdiğim Mimar Sinan Üniversitesi rektörü Prof. Dr Handan İnci’yi etkili, enerjik bir edebiyat araştırmacısı, akademisyen olarak tanıyorum. Bu özellikleriyle edebiyat dünyasında sevilen bir isimdir. Mimar Sinan Üniversitesi’ne rektör olmasıyla benzer bir enerjiyi buraya da taşıyacağı düşünüldü ki, öyle de oldu. Resim Heykel Müzesi’nin ardından Rektör İnci, Sinema-TV bölümü ve arşivini gündeme getirdi. Ama bu kez sert bir tartışma başladı.
Sami Şekeroğlu’nun hayatını adadığı merkez konusunda çok uzun yıllardır hep aynı şey söylenir durur. Herkes Şekeroğlu’nun kurduğu film arşivinin bu hafızasız ülke için ne büyük nimet olduğunu gayet iyi bilir. Ama öte yandan da Sami Şekeroğlu’nun arşivi dışarıya açmak konusundaki katı tavrını, merkezin nasıl da içine kapalı bir yapısı olduğunu vurgulamadan da edemezler… Bugün seksen yaşını geride bırakan Sami Şekeroğlu halen merkezde ders veriyor ve odasında düzenli olarak çalışmalarını sürdürüyor. Vaktinin çoğunu geçirmeyi sevdiği laboratuvardaki masası silgisiyle, küllüğüyle hiç dokunulmadan korunuyor. Daha yaşarken o merkeze adını veren üniversitesinin ve birlikte çalıştığı, hemen hepsini kendi yetiştirdiği arkadaşlarının tıpkı sinema sektörü gibi Şekeroğlu’na hak ettiği değeri verdikleri ortada.

MESELE YİNE AYNI FAY HATTI

Geçen ay tartışmalarla ilgili bir yazı kaleme alan sinema yazarı, arşivci Burçak Evren de hem eleştirdiği hem de önemsediği kurum için şöyle yazmıştı: “Evet, bu kurum; zaman zaman ve bir kısmı da benim tarafımdan, neredeyse kırk yıldır, dışarıya kapalı olması, arşivcilik gereğinin yapılamaması, kişilerin tekelinde olur gibi görünmesiyle eleştirilerin hedefi haline gelmesine karşılık, ayakta kalmayı başarıp, toplama, saklama, zaman zaman da az da olsa paylaşma işlevlerini hiç kesintiye vermeden günümüze dek, her bir koşulda sürdürmenin üstesinden gelebilmiştir.” Merkezin ne olursa olsun korunması gerektiğini savunan Burçak Evren yazısını şu soruyla bitiriyordu: “Yoksa; birileri, sinema ortamındaki kurumlaşma olgusunu kendi istek ve arzuları doğrultusunda yeniden dizayn etmek mi istiyor? Kim bilir?”
Burçak Evren’in bu sorusu rektörlüğe karşı yükselen itirazların ve kuşkunun da temelini ortaya koyuyor. Sinema TV Merkezi tartışmasının arkasından da Türkiye’nin iyice derinleşen fay hatları çıkıyor. AKP dönemi Türkiyesi’nde sık sık rastlandığı gibi bu kurumun da siyasi müdahalelere açılması ve ardından bugüne kadar getirdiği birikimini kaybetmesi endişesi var. Bugüne kadar merkezi kıyasıya eleştirenlerin bile gelişmelere şüpheyle yaklaşmasının ardında, bana öyle geliyor ki en çok bu endişe yatıyor.

Handan İnci’nin kendisiyle diyalog kurmayan, deprem için binanın tetkik ettirilmesinden, arşivin yenilenmesine her şeye kuşkuyla bakan ekiple girdiği çatışmada demokratik üniversite tahayyülümüze aykırı uygulamalar olduğunu yadsıyamayız. Ama bir kurumun tamamını, nitratlı filmler gibi halde sonsuza kadar olduğu gibi muhafaza etmeye çalışmak da mümkün değil. Bunu da kabul etmek gerekiyor.
Rektör Handan İnci’nin korkulduğu gibi bir sürece vesile olacağını düşünmüyorum. Göreve gelir gelmez attığı adımlarda Resim Heykel Müzesi’nde Vasıf Kortun, üniversite yayınlarında Fahri Aral gibi kendi alanınını en iyisi isimlerle çalışmayı tercih etmiş olması liyakata verdiği önemi gösteriyor. Bomonti Bira Fabrikası’nı Diyanet Vakfı yerine Mimar Sinan Üniversitesi’ne kazandırmak için sürdürdüğü çaba da oldu bittileri kabullenmeyip siyasi kararlarla mücadele edeceğine dair umut veriyor. İnci, Resim Heykel Müzesi ve Sinema TV merkezi ile yönettiği üniversitenin Türkiye’nin kültürel hafızasını koruduğunun gayet farkında ve hatta bir de edebiyat arşivinin hayalini kuruyor, bu konuyu gündemde tutuyor.

.

Sinema TV Merkezi’nde de sektörle ve sinemaseverlerle daha iyi ilişkiler kuracak, kapılarını herkese açacak bir adım atmayı hedefliyor. Festivallerle, genç yönetmenlerle, sinema yazarlarıyla iş birliği içinde daha enerjik bir Sinema TV Merkezinin bu alana yeni bir soluk katması çok mümkün ve buna ihtiyaç var. Merkezin arşivi kadar yetişmiş insan gücünün de benzersiz olduğu ortada. Yaşanan çatışma neticesinde bazı projelerin ilerlemediği, akademik kadrodaki bazı uzmanların çalışmalarını sürdüremediği konuşuluyor.
Neticede MSGSÜ Sami Şekeroğlu Sinema TV Merkezi ve bölümü, Türkiye için önemli bir kurum. Buradaki çatışma bir üniversitenin iç çekişmelerinden çok daha fazlasını ifade ediyor. Kamuoyunun konuya gösterdiği ilginin sebebi de bu. Biz sinemaseverler açısından bakıldığında kısa zamanda bir işbirliği ve uzlaşma dilemek en iyi çare gibi. Ne o birikimden vazgeçmek mümkün, ne de daha aktif ve enerjik bir üniversite tahayyülünden.

YAZARIN DİĞER YAZILARI