Yargı reformuyla cinsel istismar yasallaştırılıyor

Pazar, 27 Ekim, 2019
Basında yer alan kulis haberlerine göre hapiste olanlara ceza indirimi, hükme bağlanmamış davalarda ceza ertelemesi gibi muhtemel kısmi af düzenlemeleri kapıda. Evlilik kılıfıyla cinsel istismarı suç olmaktan çıkaracaktır böyle bir ceza ertelemesi. Kız çocuklarını istismara açık hale getirir ve aynı zamanda “tecavüzcüsüyle evlendirme” iğrençliğini meşrulaştırır.

Aynı sorunların tekraren tartışıldığı Türkiye’de bazı konular var ki hep aynı kalıyormuş gibi görünse de her bir tartışma aşaması, yeni ilmeğin dokunuşu gibi. Özellikle kadın ve çocuk haklarına yönelik ihlallerin hatta mevzuat düzenlemesi planlandığı için hak gasbı demek olan geri gidişlerin yıllar içinde ilmek ilmek işlendiğini görmek mümkün.

Örneğin çocuğun cinsel istismarı suçuna ilişkin cezai hükümleri düzenleyen TCK madde 103 gibi mevzuat düzenlemeleri bunlar arasında. En ağır insanlık suçlarından birisi ve evrensel değerler bağlamında hiç tartışılmaması gerekir ama ülkemizde sürekli tartışılan konuların başında. Çocuğun cinsel istismara rızası ve rızai ehliyet yaş sınırını tartışmak utanç verici. Her birimizi insanlığımızdan utandıran bu suç türünü biz yazmaktan usandık. Muhtemelen sizler okumaktan usandınız. Fakat iktidar ve parlamento çocuğun cinsel istismarını suç olmaktan çıkarıp yasallaştırma teşebbüslerine girişmekten usanmadı. Utanmadı da. Yargı reformu adı altında çocuğa yönelik cinsel suçlar nedeniyle cezaevinde yatanların infazına ilişkin düzenleme ihtimalini bu ülkeye tartıştırır olmaktan utanmadı, iktidar.

Basında yer alan kulis haberlerine göre hapiste olanlara ceza indirimi, hükme bağlanmamış davalarda ceza ertelemesi gibi muhtemel kısmi af düzenlemeleri kapıda. Evlilik kılıfıyla cinsel istismarı suç olmaktan çıkaracaktır böyle bir ceza ertelemesi. Kız çocuklarını istismara açık hale getirir ve aynı zamanda “tecavüzcüsüyle evlendirme” iğrençliğini meşrulaştırır. Hem de ceza evlerini boşaltma, hapishanelerdeki doluluk oranını düşürmek adına. Edep ya hu!

Başlarken ifade ettiğim gibi çocuğun cinsel istismarına ilişkin yasal boşluk oluşturarak, çocukları istismara açık hale getirme teşebbüslerinin ilmek ilmek işlenişini altı adım halinde saymışım eski bir yazımda. Şimdi yedinci adımdan söz ederek bugünlerde gündemi işgal eden infaz yasasında düzenleme ihtimalini de sekizinci adım olarak dikkatinize sunmak istiyorum bu yazıyla. 2013-14’ten itibaren başlamıştı o adım dediğim hamleler. 2016 Kasım’ındaki o gece yarısı önergesi altıncı adımı teşkil eden hamleydi. Kadınların ortak çabasının ürünü olan toplumsal tepkiyle püskürtüldü, geri çektirildi. Ancak takip eden günlerde zorunlu olarak gerçekleştirilmesi gereken yasal düzenlemeyle aralık ayında yürürlüğe giren madde yedinci adımı teşkil edecek şekilde çıktı karşımıza. Maddenin yeniden yazılıp kabul edilen şeklinde hukuku arkadan dolanmaya müsait bir muğlaklık var çünkü. Cinsel istismar suçuna uğratılan kız çocuğunun rızai ehliyet yaş sınırı 12’ye mi indirildi, 15’te mi kaldı, sorularına net cevap vermeyi imkansız kılarak kafa karışıklığına yol açtı. Yani yedinci adım, yapılan kanun değişikliğiyle, rıza yaşı konusunda zihinleri bulandırmak oldu. 

.

Av. Sercan Aran’dan ödünç alarak buraya eklediğim tablo maddenin eski ve yeni halini bir arada görerek karşılaştırma kolaylığı sağlıyor.

Yedinci adım olarak isimlendirdiğim o yasal düzenlemenin zorunlu oluşuna sebep önceki adımlarda sayılan Anayasa Mahkemesi iptal kararlarıydı. Yüksek yargı tarafından gerçekleştirilen iptal kararları da çocuğun cinsel istismarı olan erken evliliklere ilişkin meşrulaştırma girişimlerine kapı açacak nitelikteydi çünkü.
AYM, maddenin iki fıkrasını altışar ay arayla ve “15 yaş altı çocukların cinsel istismarda rızası olabileceği, evlilikle bu birlikteliğin kalıcı hale gelmiş olabileceği, bu durumlarda cezanın daha az olması gerekeceği” gibi sebeplerle yasamayı yeni bir yasa yapma mecburiyetinde bırakmak için iptal etmişti. Yasama, yargı, yürütme üçgeninde yaşanan bir denge gereğiymiş veya erkeler arası bir çatışma konusuymuş gibi algılansa da aslında erkeklik sorunuydu, karşımızdaki. Medeni Kanun hilafına, 15 yaş altı kız çocuklarının evlendirilmesini meşrulaştıracak sonuçlar vermesi kaçınılmaz ceza indirimlerinin anayasa gereği olduğu söyleniyordu. Yani bu iptaller de masum değildi.

İptal sonrası oluşturulan yasa maddesi iptal gerekçelerini dikkate almayarak büyük ölçüde yasayı eskisi gibi korudu. Ancak yukarıdaki tablonun karşılaştırılması sonucu rahatlıkla görüleceği gibi eskiden var olmayan bir 12 yaş bariyeri getirildi. Yani bir yönüyle iptal gerekçesini dikkate almamış gibi yasayı olduğu gibi korurken toplumsal infiali gözetir gibiydi, yasa yapıcı. Diğer yandan 15 yaş altı ve üstü olarak düzenlendiğini söyleyebileceğimiz çocuğun cinsel istismarı suçunun cezalandırılmasında yeni bir bariyer olarak 12 yaş ihdas edilmesi büyük bir sorundu. Sercan Aran linkini verdiğim yazısında karmaşayı, 12 yaş üstü çocukların aleyhine yargısal hükümler yaratacağı görüşünü savunuyor: “…esasen 12 yaşın altındaki mağdur çocuğa yönelen cinsel istismar vakıaları ciddi bir biçimde cezalandırılmakta bu durumda 12 yaştan büyük mağdur çocukların maruz kaldığı cinsel istismar vakıalarını önemsizleştirmektedir.” Tam da bu nedenle çocuğun cinsel istismarını evlilik adı altında meşrulaştırma çabalarının, evlilik yaşını 12’ye çekme çabalarının yedinci adımı, TCK madde 103 demek gerekir.

Ülkemizde kız çocuklarını evlendirme yaş alt sınırını 12’ye indirme çabalarının sekizinci adımı da işte önümüzdeki günlerde parlamentoya sevk edileceği basına yansıyan 2. Yargı Reform Paketi ya da strateji belgesi. Evet strateji. Gayet planlı adımlar atıldığı ortada. Bazen geri adım atılmış gibi görünse bile hedefe kilitlenmiş olarak ilerliyor, hegemonik erkeklik bağlıları. Kız çocuklarını çok erken yaşlarda evlendirerek kadınları itaat altında tutacağını bildiği için erken evlilikleri meşrulaştırmak istiyor. Cinsel suçları evlilikle sonuçlandırarak cezasız bırakmak için şimdi ceza ertelemesini hedefliyor.

Dindar-seküler karşıtlığı üzerine oturtup kız çocukları için evlilik yaşını 12’ye indirmek isteyenler sınıfsal ayrımları da kullanıyor. Özellikli “toplumun bir kısmının geleneği” gibi bahanelerin arkasına saklanıyorlar. Dünyanın her yerinde erken evlilikleri meşrulaştırma girişimleri, ailede ve toplumda erkek egemenliğini pekiştirmeyi amaçlıyor. İnsanlık dışı yani insanın hayvan yanına ait olan çocuğun cinsel istismarı suçunu yaygınlaştırarak, çocukları savunmasız bırakmak pahasına…


Berrin Sönmez kimdir?

Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi mezunu. Aynı üniversitede araştırma görevlisi olarak akademiye geçti. Osmanlı Devleti’nin 1. Dünya Savaşı’na giriş süreci üzerine yüksek lisans tezi yazdı. Halkevi ve kültürel dönüşüm konulu doktora tezini yarıda bırakarak akademiden ayrılıp öğretmenlik yaptı. Daha sonra tekrar akademiye dönerek okutman ve öğretim görevlisi unvanlarıyla lisans ve ön lisans programlarında inkılap tarihi ve kültür tarihi dersleri verdi. 28 Şubat sürecindeki akademik tasfiye ile üniversiteden uzaklaştırıldı. Dönemin keyfi idaresi ve idareye tam bağımlı yargısı, akademik kadroları “rektörün takdir yetkisine” bırakarak tasfiyeleri gerçekleştirdiği ve hak arama yolları yargı kararıyla tıkandığı için açıktan emekli oldu. Sırasıyla Maliye Bakanlığı, Ankara Üniversitesi, Milli Eğitim Bakanlığı ve Afyon Kocatepe Üniversitesi’nde ortalama dört-beş yıl demir atarak çalışma hayatını tamamladı. Kadın, çocuk, insan hakları, demokrasi ve barış savunucusu, feminist-aktivist Berrin Sönmez’in çeşitli dergilerde makale ve denemeleri yayınlanmıştır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI