Gülgün Türkoğlu Pagy
Gülgün Türkoğlu Pagy
  • gulguntp@yahoo.com

Orgazm taklidi yapan kadınlar

Pazartesi, 21 Ekim, 2019
Yıllar geçtikçe ilişkiler çirkinleşiyor, eşler birbirinden ümidi kesiyor. Bir ilişkide ve bence her ilişkide asıl sorumluluk, iki tarafın iyi yanlarının ortaya çıkmasının desteklenmesidir. Dürüst ve cesur bir ilişkide büyümektense karşılıklı acılaşıyoruz. Dedikleri gibi tango iki kişilik bir danstır ve düşünmek de insanın kendiyle dans etmesidir. Bedensel kollarına teslim olduğumuz sevgiliyle, bu sefer kenetlenerek, bağrında bizi ruhen geliştirecek olana neden teslim olamıyoruz?

“Cinsel Aşkın Metafiziği”nde Schopenhauer, aşkın anlatımı konusunda ne Platon’u ne Kant’ı beğenir. Kendiyse özet olarak, aşkın üreme içgüdümüzün maskesi olduğundan dem vurur. Aşkın yarattığı drama ve hatta bir dramanın aşksız olanaksızlığı, üreme güdüsüne indirgenebilir. Tıpkı, açlığımızı, yumruğumuzla kırdığımız soğanı, yararak içine koyduğumuz ekmekle de birkaç dakika içinde giderebildiğimiz gibi. Oysa, alt doğamıza hükmettiğimizin enfes bir göstergesi olan protokol sofraları vardır. Sonra, meze sofraları vardır, adabınca içebilenle tinselliğimizi paylaştığımız. Şarap, peynir sofraları vardır entelektüel paylaşımlarla özdeşleştirilen…

Devam etmesi halinde, meslek erbabının gündelik uygulamalarını ketleyen; yaşamımız dahil her şeyimizi uğruna feda etmemize neden olabilen aşk ile başlar çoğu birliktelik. Üremenin tamamlanmasıyla ilişkilerin ulaştığı aşamaysa, insanın henüz tensel bölgeyle tinsel olanı pek de bir edemediğini imler.

Boşanırken, onurlu, yalansız bir evliliğin sürdürülemediğinin anlatımı akar adliye koridorlarına. Ve suçlu hep ötekidir. Hoş, belki de boşanmak da bir cesaret işidir. Büyük başarı gibi görünen yarım asırlık ilişkilere bakınca, boşanmaya neden olabilecek uyumsuzlukların tetiklenmemesi için harcanan sefil bir ömür serilir önümüze.

Bir bilimsel çalışmanın gösterdiğine göre, bizde sevişme arzusu yaratan kişinin genleri, bizimkiyle, neslin sağlıklı sürdürülmesi bakımından uyumlu olduğu için onunla sevişmek istiyoruz. Hastalıklı genimizin ondaki karşılığı dominant. Daha baskın olan gen hastalıklı olanı baskılayabilecek nitelikte. Neslin sağlıklı kalıtımının ayak izi. Schopenhauer bu çıkarıma düşünerek ulaşmış bir filozoftur. Ona göre, kişi aşkta bile bireysel amaçları peşinde koşar bu ona “türü” tarafından aldatılarak sunulur. İki kişinin içinden, onları hareket ettirenin yeni bir birey olduğuna değinir. “Onların arzu dolu bakışlarının buluşmasında… kendini, geleceğin, iyi teşekkül etmiş ve uyumlu bir bireyi olarak ortaya koyar.” Anadolulu bilge İsmail Emre de “Ananın gözünden, babanda cazibe yaratan sendin” der.

İki beden erginliği üreyerek gösterirler; bebek bunun ispatıdır. Bedensel düzeyde üreyen her çiftin tinsel düzeyde de üreyebilecekleri gibi romantik bir görüşüm vardır. Tensel, Tinsel ve Ussal düzeyde birlikte olabilen bir çift! Hayali bile romantik. Bunu, Tin ve Us kavramlarının bölünemezliğini göz ardı ederek söylemiyorum. Bedensel uyumun, tinsel uyum potansiyeli barındırdığını, çiftlerin bu olanaklılıkla bir araya geldiklerini düşünüyorum. Tıpkı, cinsiyet karşıtlığı, genlerdeki resesif-dominant karşıtlığı gibi; huylarımızda da, birbirimizi dengeye getirecek; gözlem yaparsak, ders alırsak, derin düşünürsek aşacağımız ve böylece tamamlanacağımız bir karşıtlık içinde.

The Guardian geçtiğimiz haftalarda, kadın okurlarının bir ankete katılmasını istedi. Anketin konusu, kadınların orgazm taklidi yapmaları üzerineydi. Hiç yaptılar mı? Neden? Belki de dünyanın uyumunun en önemli kaynaklarından biri olan bu mahrem konuyu konuşmak bizde bir lüks mü? Ezici çoğunluk taklit yaptığını söylüyor.

Kadının bedenini araç olarak görme boyutlarında dolanmayalım hiç, sona atlayalım hemen: Düşüncesi, seviştiği kadına cinsel doyum verme boyutuna ulaşmış bir erkeğin çabasının bile “erkek egosunu” tatminine dönüşmesi sorunsalı tartışılıyor. Kadının klitoral uyarıyla doyuma ulaşmasının bile erkek üzerinde yarattığı “performans kaygısı” problemi, yine kadına dönüyor: Orgazm taklidi yap ve kurtul!
Üç çocuk doğuran bir dostum, yakışıklı, dinamik, sevip saydığı kocasının fahişelere gitmesini arzu ettiğini söylemişti günün birinde. “Seks öylesine sıkıcı ki!” demişti. Başka bir dostum da, aylar boyunca, doruklarda gezen cinsel performansını imâ eden, Kama Sutra’dan, Tao’cu sekse bilmediği zevk verme yöntemi bırakmayan tam bir Kazanova olan adamla nihayet yattıklarında, bir dakika bile sürmeyen sevişmelerinin yaşattığı hayal kırıklığından söz etmişti. Bu performans kaygısı yadsınarak, eril kültürün tahakküm edici pençesinden kurtuluş aranabilir mi? Sorular sormak istiyorum bu yazımda. Fahişelere giden bir erkekten hayır gelir mi? Fahişelerin varlığına duacı bir açmazda soruyorum bu soruyu. Madem üremek için çiftleşmiyoruz, cinsellik eğlenceli hale getirilebilir mi? Anketi yanıtlayan kadınların oyu bu yönde ağır basıyor: Kadınlar için cinsellikten haz almak, onu eğlenceli bir hale getirmekle doğru orantılı. Erkeğin performans kaygısı, neredeyse duyarsızlığı kadar sorun olarak yansıyor kadınlara.

Cinsel kimliklerimizin üzerinde ölü toprağı var: “Kocana karşı görevlerini ihmal etme” “Erkektir” “Sık dişini”… Tinsel yaşamdan nasıl da uzağız. Hani, bin yıl sonra, mezarlarımızı açıp, tin ölçerlerle ölçüm yaparlarsa Spiritus neanderthalensis seviyesinde olduğumuz anlaşılacak.
Tasavvuf, aşk konusunda Pitagoras gibi düşünür, daha ilerisini işaret eder: Bütünlenmiş insan. İnsan yarım doğar, elmanın diğer yarısını aramakla geçer ömür. Bedensel aşk, daha ulvi olana bir göndermedir yalnızca; bir imdir. Tinsel arayışın şiddetinin, hafif bir göstergesidir! Hem ussal hem de tinsel bakımdan yükselen bir kişinin cinsel gereksinimlerinin azaldığı söylenir. Libidinal enerjinin yönü değişmiştir. Bunu başaramayan erkeklerin, inanmakta zorluk çektikleri bir gerçek.

Kanımca, bu onulmaz yaranın, yarımlığın, tamamlanamamışlığın biçim verdiği arayış, iradesi güçlü olana yaratma yeteneği verir. Bazen, kendinizin olumsuz olan yanı bedenlenir adeta. Olumsuz özellikleriniz, birer beden alarak yaşamınıza girer: aşık, komşu, arkadaş… Kendinize ulaşma çabanızın gerçekliği ölçüsünde, kavuşmak için yaptığınız her hamle, kurtulmanız gereken yanınızadır! Böylece, aşk sadece bir nesnedir. Diyalektiğin delirtici gücü deneyimlenir, orada kalamazsınız.

Yıllar geçtikçe ilişkiler çirkinleşiyor, eşler birbirinden ümidi kesiyor. Bir ilişkide ve bence her ilişkide asıl sorumluluk, iki tarafın iyi yanlarının ortaya çıkmasının desteklenmesidir. Dürüst ve cesur bir ilişkide büyümektense karşılıklı acılaşıyoruz. Dedikleri gibi tango iki kişilik bir danstır ve düşünmek de insanın kendiyle dans etmesidir. Bedensel kollarına teslim olduğumuz sevgiliyle, bu sefer kenetlenerek, bağrında bizi ruhen geliştirecek olana neden teslim olamıyoruz? Buna teslim olanların sayısı artsa ne olurdu?

Böyle savaşmıyor olurduk. Bu, bir.


Gülgün Türkoğlu Pagy kimdir?

Ege Üniversitesi Fen Fakültesi Hidrobiyoloji mezunudur. University of London King’s College’da yüksek lisansını tamamladıktan sonra National Rivers Authority ve Anglian Waters’da biyolog olarak görev yapmıştır. Türkiye’ye döndükten sonra özel kuruluşlarda Ar-Ge alanında uzman olarak çalışmış, yöneticilik yapmıştır. Ege Üniversitesi Biyomühendislik Bölümü, Tıp Fakültesi ve CNRS Paris ortaklığında yürüttüğü doktorası insan genetiği üzerinedir. Avrupa birinciliğini kazanan Bio-Ace Centre of Excellence başvurusunu yürüten iki kişilik ekiptendir. Bir süre bu projenin müdürü olarak görev yapmıştır. Düşünüyorum Dergisi yazarlarındandır. Felsefe ve Kadın Sorunları üzerinde çalışmalarını sürdürmektedir.

YAZARIN DİĞER YAZILARI