Evrim Altuğ
Evrim Altuğ

Sanat tarihinin beş benzemezi bir arada

Pazar, 20 Ekim, 2019
İş Sanat Kibele Galerisi'nde, kurumun 20 yıllık sergi geçmişini 61 sanatçı ve kapsamlı bir döküm ile yansıtan Kibele'nin Hafızası sergisi açıldı. Sanatta yetenek sınavlarının dahi kaldırıldığı günümüzde böylesi bir sergiye imza atan küratör, yazar, eleştirmen Emre Zeytinoğlu, "Bunları gördükten sonra, aslında bu resmiyetin de pek oluşmadığını anladım. Kimse, atölyesi, hocası, kendi dönemi veya da ilkelerine, eğitimine bağlı kalmıyor. Bu kadar farklı bir şey bulacağımı hiç düşünmüyordum. Dört, beş okul ama, beş benzemez bir arada" diyor.

Dile kolay, yarım yüzyıllık emeği ile kıdemli heykeltıraş Mehmet Aksoy‘un kasvetli ‘Kibele’ (Çeşmesi) heykeli ile tanıdığımız, İstanbul 4. Levent’teki Plazalar bölgesinde yer alan İş Kuleleri’nde bulunan İş Sanat Kibele Sanat Galerisi, 20’nci sergi sezonunu ‘Kibele’nin Hafızası’ başlıklı karma sergiyle açtı.

Emre Zeytinoğlu, Eren Eyüboğlu imzalı Cevat Şakir tablosu önünde.

Küratörlüğünü, sanat yazarı, sanatçı ve akademisyen Emre Zeytinoğlu’nun üstlendiği sergide, yine Aksoy’un tasarımını yaptığı Böcek Ev-atölyesini de akla getiren, ekolojik kaygı, tarih bilinci ve hiciv yüklü ‘Bokböceği’ne Saygı’ isimli iki senelik yapıtı, 16’ncı İstanbul Bienali’nin de ‘Yedinci Kıta’ temalı ekolojik çerçevesi özelinde bilhassa dikkati çekiyor. Sergi, kurumun Türkiye ve dünya sanat sahnesindeki duruşuna yönelik bir envanter, bir bellek yoklaması olarak da okunabiliyor. Bu meyanda galerideki tüm sergi sezonlarının dökümü, tıpkı mekânda da bulunduğu gibi, bu yazının da en altında, ilgilenenleri bekliyor.

Halil Akdeniz ve Aydın Ayan gibi sanatçıların da katıldıkları açılış vesilesiyle konuştuğumuz Zeytinoğlu, bize Cumhuriyet’in ilk yıllarından günümüze taşınan Türkiye İş Bankası koleksiyonundaki son yirmi yıldan bir harmanı karşımıza çıkardığını vurguluyor.

Kadın, Ayfer Karamani

Bu anlamda etkinlikte, adeta kıymetlerini ‘yeniden keşfettiğimiz’ duygusu uyandıran sanatçılar ve eserleri arasında, heykeltıraş Tankut Öktem’in Âşık Veyselli yapıtı, Onay Akbaş’ın gündeme nazire yapan, 2013 tarihli, plastik sarsıntıdaki ‘Dalga’ tuvali veya Ender Güzey’in yine İstanbul Bienali’nde gördüğümüz kimi ulus aşırı genç sanatçıların işlerine tevazu ile göz kırptığı 2001 tarihli ‘Güneş Boğa’sı görülmeyi hak ediyor. Sergide ayrıca, seramik sanatının öncü ellerinden Ayfer Karamani’nin 2007 tarihli, son derece duygusal ‘Kadın’ figürü, ya da Mevlüt Akyıldız’ın insan ilişkilerini cam altına yatırdığı, 2012 tarihli izah ve mizah dolu ‘Dal Üstünde Saksağan’ isimli çalışması veya Mehmet Güleryüz’ün tam bir sanat tarihsel keşif hissi veren, 1964 tarihli ‘Çobanlar’ı, dikkatimizden kaçmıyor.

Güneş Boğa, Ender Güzey

Bedri Rahmi ve Eren Eyüboğlu’nun yanı sıra, Burhan Doğançay ve Özdemir Altan ile, Semiha Berksoy’un da ‘resmigeçit’ yaparak İş Bankası koleksiyonuna emsalsiz bir değer kattığı sergide bu yönüyle, özellikle Eren Eyüboğlu’nun, figüratif – dışavurumcu, 1950 tarihli ‘Cevat Şakir’ (Kabaağaçlı-Halikarnas Balıkçısı) portresi eşsizliğini bizlere bir kez daha yansıtma fırsatı buluyor.

Otoportre, Semiha Berksoy

Küratör Zeytinoğlu’nun büyük titizlikle derlediği Kibele’nin Hafızası sergisinde bu anlamda, barış ve şiddete göndermede bulunan tarihsel – belgesel yapıtlar da, ne iyi ki, unutulmamış. Bunlar arasında beni özellikle, merhum fırçalarımız Ferruh Başağa’nın 2003 tarihli ‘Savaşa Hayır’ı ve Avni Arbaş’ın ‘Kahramanmaraş Katliamı’ çekiyor. Yıl sonuna değin izlenebilecek etkinlikte ayrıca, ’emsalsiz’ bir kompozisyon daha var ki, Mahmut Cuda’nın imzasını taşımakta. Bu da, ‘Tülin’ isimli natürmort.

Zeytinoğlu, Nuri İyem ve Neşet Günal gibi modern – klasik tuval imzalarını da kattığı sergiyi kurarken, galerinin 20 yılına damga vuran 61 sanatçıdan birer veya ikişer yapıtı dahil etme yoluna gittiğini aktarıyor. Belli sanatçıların ve belli işlerin ekseninde aslında son derece kısıtlı bir çerçevede çalışmak durumunda olduğunu belirten Emre Zeytinoğlu, “Bütün buradaki sanatçılar, 20 yıldır hep aynı kurumlardan: Mekteb-i Âli’den, Sanayi-i Nefise’den başlayıp, Akademi, Mimar Sinan (Güzel Sanatlar Üniversitesi), sonra Tatbikî ( Devlet Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksek Okulu DTGSYO) – Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi, sonra Gazi Eğitim Enstitüsü Resim-İş Bölümü, bugünün Gazi Üniversitesi… Bu sanatçıların hepsi hemen hemen aynı eğitim sisteminden geliyorlar. Hepsi, üç aşağı beş yukarı aynı atölyelerde bulunmuş, birbirlerinin hocası-öğrencisi olmuş, yolları kesişmiş, Avrupa’ya birlikte gitmişler. Birlikte sergiler, gruplar kurmuşlar…” dedikten sonra şuna dikkati çekiyor:

“Fakat, benim ilgimi çeken şu oldu: Birbirlerinden çok farklı tavırları var: Aynı dönemlerde olup, aynı şeyleri yaşayıp, aynı eğitimden gelip, tamamen farklı şeyleri yapan sanatçılar var. Ben, farklılıkları yan yana getirmeye çalıştım. Ben bir ‘dönem sergisi’ olsun istemedim. Her şey birbirinin zıddı ile olsun dedim. Çünkü zaten, öyle. Belki biz dönemselleştirerek hizaya sokuyoruz. Aslında hepsi bu kaotik alan içinde gelişiyor. Bunu yapabildiğim kadar anlatmaya çalıştım. Tabii, sanatçılar farklı farklı dönemlerde, farklı tezahürlerde bulunuyorlar, ancak meselâ, diyelim bir dönemde bir şey oluyor, sanatçı onu yapıyor ama, o dönem bitmiyor ki, 1960, 1970, 1980 dönemi filan diyoruz biz; ama dönem dediğin bitmiyor ki, hep birbirinin içinde devam ediyor. Biz, bugünde hepsini birden yaşamaya başlıyoruz.

Yani, 1960 ihtilalinin dönemi bitti, sonra 1970 muhtırası geldi, o da bitince 1980 gelmedi, e, şimdi de 1980 bitip de bilmem, başkası başlamadı. Hepsinin toplamını yaşıyoruz şu anda. Ortaya, birbirlerinin arkasına eklenmiş durumlar çıkıyor. O zaman, bir sanat tarihi de bu şekilde görülebilir. Bugün, bütün dönemlerin birbirleriyle ilişkisini ve tezahürlerini görebilme şansımız olabilir gibime geliyor.

Bu, düz giden bir çizgiden ziyade, balon gibi şişen bir sergi oldu. Kronoloji yok, hepsi iç içe giden bir şey. Hiçbir dönem başlayıp da bitmiyor. Hiçbir dönemin sebebi, kendi içinde gelişmiyor. Hep daha önce ve yan etkilerden, geleceğe de bu şekilde aktarılıyor.Artık ona zenginlik mi, çöplük mü denmeli, bilmiyorum. Bazı konularda zenginlik olarak görebiliriz. Ama bazı konularda işte o çöplük, birikiyor yani. Elbette sanat yapıtları için söylemiyorum bunu; tarihin çöplüğü ya da tarihin zenginliği burada birbirinden pek ayrılmıyor aslında.”

Bokböceğine Saygı, Mehmet Aksoy

Zeytinoğlu, böylesi çetin bir muhasebeye girişirken, sergiyi kurma hazırlığı açısından kendiliğinden, hiç düşünmeden Kibele Sanat Galerisi’ndeki orta salondan başladığını belirtiyor. Mahmut Cuda’nın yapıtının yanında Burhan Doğançay, ardından Nuri İyem ve bunun yanında ise Bubi ve Halil Akdeniz’i konuşlandırmanın, kendisine hem çok yakın geldiğini ama hem de tamamen farklı dönemlere, bakış açılarına işaret ettiğini söylüyor.

Sergiyi ‘Ulusal-Modern-Çağdaş-Türk-sanat-tarihi’ kelimeleriyle tarif etmeye kalkıştığımızda, bu tekerlemeyi yadırgamayan küratör Zeytinoğlu, olgun Modern’e gitme sürecinin olup olmadığını günümüzde sanat tarihçilerinin tartıştığını aktararak, bir modernleşme niyeti olduğundan kuşku duymuyor.

Kucaklaşma, Adnan Turani

Türkiye’deki sanat eğitimi kurumlarından yetenek sınavlarının ibretlik biçimde kaldırıldığı (!) şu dönemde açılan bu emsal sergiyi Türkiye’deki sanat ve sanat tarihi eğitiminin sorunları üzerinden nasıl okuduğunu sorduğumuzda ise, Emre Zeytinoğlu bizlere şunları aktarıyor:

“Hani, yakınırlar ya, herkes eğitimin ve atölyelerin, ne kadar kısıtlayıcı, ne kadar belirli kalıpları aşamayan vs, hocaların etkisinde kaldığını filan söyler, yakınır. Şimdi burada öyle bir manzara var ki, hiç öyle bir şey yok. Tamamen, kendilerini başka yönlere atabilmişler. (kalitelerini veya doğruluk-yanlışlıklarını tartışmıyorum,) Bir şey belli ki; hiç de o geleneğe ait kalmıyor, en azından kalmamaya çalışıyor bu sanatçılar. Burada, kendilerine dışarıdan gelen bilgiler de önemli… ”

Zeytinoğlu, Kibele’nin Hafızası sergisi üzerinden kendisine bugünün ‘güncel’inin yarınki akıbetini, bir kehanet gibi sorduğumuzda ise bize şu karşılığı veriyor:

“Beynin fonksiyonlarına, bağlayabiliriz bunu: Hani, ‘amygdala’ denen bir şey var ya… Kaza olduğunda, bütün hayatın boyunca, o kaza ile ilgili yaşadığın her şey süzülüp o noktaya geliyor. Güncel dediğimiz de böyle bir şey. Hangi olay, birden bire bizi o ‘yarın’ veya ‘bugün’e çekecek? Belki çekecek, belki de çekmeyecek. Öyle bir şey olacak ki, birtakım eski dönemler gelip, oraya tekrar binecek. Bu, mecburen olan bir şey. Bütün tarihlerde olan şeyler bunlar. Şimdiki zamanlar da mutlaka sanata da yansıdığı zaman ortaya tek başına bir durum çıkartmıyor. Muhalefet olarak, yeni bir stratejik savaş ortaya çıkarmıyor. İktidar olarak, yeni bir stratejik baskı çıkarmıyor. Bunlar, hep birbirleriyle bağlantılı gidiyorlar. Ve olaylar, sanatçıları da doğrudan doğruya etkilemiyor zaten. ”

Küratör Zeytinoğlu, sözlerini bitirirken önemli bir tespitle bize veda ediyor:

“İş Sanat Kibele Galerisi’nin bir yönü var ki, hiç buna dikkat etmemiştim: Hep aynı kurumlar, aynı yöntemi, ilkeleri uygulayan sanatçılar çevresinde dönüp dolaşıyormuş burası. Çok resmî bir bakış açısından gitmiş.

Bunları gördükten sonra aslında bu resmiyetin de pek oluşmadığını anladım ben. Kimse, atölyesine, hocasına, kendi dönemi veya atölye ya da ilkelerine, eğitimine bağlı kalmıyor. Bu kadar farklı bir şey bulacağımı hiç düşünmüyordum. Dört, beş okul ama, beş benzemez bir arada. Enteresan, o bakımdan mutluyum.”

Bilgi: issanat.com.tr

 

 

EK:

İş Sanat Kibele Galerisi Sezon Sergileri Dökümü

2001-2002 Sergi Sezonu: İvan Konstaninovich Ayvazovsky, Ergin İnan, Türkiye İş Bankası Koleksiyonu Sergisi, Şakir Eczacıbaşı, Avni Arbaş, Zehra Aral, Mahmut Cuda.
2002-2003 Sergi Sezonu: Mehmet Aksoy, Ferruh Başağa, Doğa Kent ve İnsanlık Halleri.
2003-2004 Sergi Sezonu: Semiha Berksoy, Burhan Doğançay, Devrim Erbil, Kuzgun Acar.
2004-2005 Sergi Sezonu: Cumhuriyetin İlk Ressamları, Bilge Alkor, Şadi Çalık, Adnan Turani, Ender Güzey.
2005-2006 Sergi Sezonu: Soyut Boyut, Portreler, Mustafa Esirkuş, 1951 Mezunları/Çağdaşlar, Süleyman Saim Tekcan.
2006-2007 Sergi Sezonu: Şeref Bigalı, Nedim Günsür, Aydın Ayan, Balkan Naci İslimyeli, Ali Teoman Germaner (Aloş).
2007-2008 Sergi Sezonu: Ayfer Karamani, Güven Zeyrek, Zekai Ormancı, Bedri Rahmi Eyüboğlu.
2008-2009 Sergi Sezonu: Güngör Taner, Mehmet Güleryüz, Sadi Diren.
2009-2010 Sergi Sezonu: Teoman Südor, Balkan Naci İslimyeli, Hoca Ressamlar Ressam Hocalar, Tamer Başoğlu.
2010-2011 Sergi Sezonu: Tankut Öktem, Nuri İyem, Mevlut Akyıldız, Kemal İskender.
2011-2012 Sergi Sezonu: Eren Eyüboğlu, Ertuğrul Ateş, Mehmet Pesen, Koray Ariş.
2012-2013 Sergi Sezonu: Neşet Günal, Zahit Büyükişliyen, Hüsamettin Koçan, Naile Akıncı.
2013-2014 Sergi Sezonu: Eşref Üren, Cihat Aral, Mehmet Mahir, Meriç Hızal.
2014-2015 Sergi Sezonu: Özdemir Altan, Fevzi Karakoç, Muzaffer Akyol, Biz Mektup Yazardık.
2015-2016 Sergi Sezonu: Halil Akdeniz, Habip Aydoğdu, Sanat Üretenler/Sanat Öğretenler I, Sanat Üretenler/Sanat Öğretenler II.
2016-2017 Sergi Sezonu: Kültür Yayınları 60. Yıl Sergisi, Erol Deneç, Muhsin Kut, Seyyit Bozdoğan.
2017-2018 Sergi Sezonu: Hanefi Yeter, Bubi, Onay Akbaş, Ali İsmail Türemen.
2018-2019 Sergi Sezonu: Mustafa Ayaz, Erol Kınalı, Maria Kılıçlıoğlu, Gürol Sözen,
Nâzım’a Yolculuk.

***

YAZARIN DİĞER YAZILARI