Rıza Oylum
Rıza Oylum

Suriye’de sinema: Sovyet ekolünde Arap filmleri

Cuma, 18 Ekim, 2019
Savaş ortamında çoğunlukla televizyon projeleriyle ve kısıtlı olarak sinema filmleriyle varlığını korumaya çalışan Suriye sineması, ülkenin var olma mücadelesi verdiği son beş yılda Abdullatif Abdulhamid, Najdat Anzour, Basil Al-Khatib ve Joud Saeed gibi yönetmenleriyle varlığını devam ettirdi.

.

Suriye’de devam eden savaş ortamı, yeni aktörler kazanıp varlığını sürekli yenileyerek devam ediyor. Her ne kadar sona yaklaşıyor gibi görünse de kartlar sürekli yeniden dağıtılıyor. Terörist akımı olmadan önce, kısa bir süre devam eden, “komşu ülkeler arası dostluk atmosferinde” görme imkanı bulmuştum Suriye’yi. Coğrafyasını, kültürel hayatını birinci elden deneyimlemeye çalışmıştım. Sancılı bir coğrafyada varlığını devam ettiren bu otantik ülkenin geleceğe umutla bakan gençleri, Sovyetler’de yetişmiş yönetmenleri, dünyaya açılmaya çalışan bir film festivali vardı. Ne var ki Ortadoğu’da dostluğun kullanım süresi çok kısa. Suriye üzerine yapılan planlar başka bir bahara bırakıldığında umarım yeniden kendi dinamiklerini oluşturan bir komşu ülkeye kavuşuruz. Şimdilik sinemasını hatırlamakla yetinelim.

İTHAL YÖNETMENLER DÖNEMİ

1960’ların ikinci yarısında Baas Partisi iktidarını kurumsallaştırmaya başladığında, sinemaya da yatırımlar artmaya başladı. Yeni film projelerine devlet desteği veriliyor, yurt dışından yönetmenler bu yeni dönemin görsel hikayelerini yazmaları için Suriye’ye çağrılıyordu. Yugoslav yönetmen Poçko Fockovic Suriye’ye gelip film çeken yönetmenlerden biriydi. 1967 yapımı The Lorry Driver / Sa’eq al-Shahinah Suriye sinemasının Yugoslav yönetmen marifetiyle çekilen orijinal bir yapımı. Ülkenin kurumsallaşma sürecinde öteki Arap ülkelerinden de yönetmenler davet edildi. Mısırlı Tevfik Saleh ve Seif-Eddine Chawkat, Iraklı Qays al-Zubaydi ve Qassim Hawal ve Lübnanlı Burhan Alawiya Suriye sinemasının yarı ithal yönetmenleridir.

HASAN KANAFANİ’DEN UYARLAMA

Filistinli yazar ve gazeteci Hasan Kanafani, Filistin direnişinin önemli isimlerinden biriydi. 1972’de Mossad tarafından öldürülen gazeteci yazar Kanafani’nin yazdığı Güneşteki Adamlar isimli öykü, katledildiği yıl Tevfik Saleh tarafından The Duped Al- Makhduun ismiyle sinemaya uyarlandı. Üç Filistinlinin Kuveyt’e uzanan yol hikayesi olan çalışma, Suriye sinemasının ses getiren ilk filmlerinden biriydi. Filmle öykünün en önemli farkıysa öyküdeki umutsuz ama gerçekçi son, filmde umutla hemhal olmuş haldeydi.

VGİK’TE YETİŞEN SURİYELİ SİNEMACILAR

Suriye yönetimi, kendi sinemasını yaratabilmek için farklı ülkelerden yönetmen getirmenin yanında gençlerine de yatırım yapmaya başladı. Suriyeli genç yönetmen adaylarına burs vererek dönemin en saygın sinema okullarından biri olan Sovyet sinema okulu VGİK’e gitmelerini sağladı. Abdullatif Abdulhamid, Samir Zekra, Muhammed Malas, Osama Muhammed gibi ilerleyen dönemde Suriye sinemasında kendine has filmler çekmeye başlayan isimler, devlet desteğiyle Sovyetler’de sinema eğitimi aldılar.

SURİYE’NİN TÜRKİYE SİNEMASINA ARMAĞANI

Suriye’den VGİK’e gençlerin gitmesi Türkiye’deki sinema ortamına da bir yönetmen armağan etti. Tıp okumak için Suriye’de bulunan Antakyalı Semir Aslanyürek, Suriye üzerinden Sovyetler Birliği’ne gidip VGİK’te sinema eğitimi aldı. Ardından yurda döndüğünde, Türkiye Rus ekolü bir yönetmene ve akademik hayatta kendine yer açacak Rus kültüründen haberdar yeni bir akademisyene kavuşmuştu.

SURİYE’DEN CADILAR BAYRAMINA YOLCULUK

Suriye’de doğan en önemli sinemacı kuşkusuz Mustafa Akkad’dı. Akad, Amerika’da eğitim görmüş, Çağrı ve Ömer Muhtar filmlerini çekerek doğduğu coğrafyanın kültür kodlarını ustaca sinemaya taşımıştı. En orijinal tarafıysa Amerika’da bir ekol haline gelen Cadılar Bayramı filmlerinin yapımcısı olmasıydı. Akkad, sekiz Cadılar Bayramı konseptli filmin yapımcılığını yapmıştı. Kültür atmosferinin; şiddete, caniliğe, kökten dinciliğe kurban olmasının belki de en somut hali olarak Ürdün’de El Kaide örgütünün, Akkad’ın kaldığı otele bombalı saldırı düzenlemesiyle hayatını kaybetmişti. İslam’ın doğuşunu sinemaya taşıyan yönetmen, İslamcı bir örgüt tarafından yok edilmişti.

SURİYE SİNEMASININ FRANSIZ EKOLÜ

Ömer Amiralay

Suriye’de yönetmenlerin büyük kısmı Sovyetler’de eğitim görse de bu ekolün dışında kalan isimler de oldu. Fransa’da eğitim alan Ömer Amiralay bu isimlerin başında geliyor. Amiralay’ın bu özgün hali çeşitli ilkleri de beraberinde getirdi. 1974’te çektiği Everyday Life in a Syrian Village filmi resmi olarak yasaklanan ilk Suriye yapımı oldu. 1978’de devletin yerel üretimi arttırmak için kırsalda tavuk üretimini teşvik etmesinin plansız halini anlattığı Tavuklar belgeselini çekti. Fransa’da ve Lübnan’da belgeseller çeken Amiralay, Suriye sinemasının kendine has yönetmenlerinden biriydi. 2011’deki ölümüne değin 20’ye yakın belgesel çekti. Çok sayıda festivalde filmleri gösterildi. Toplumsal dönüşümleri, çarpıklıkları, politik dinamikleri insani ve eleştirel bir yaklaşımla belgesellerine konu etti.

Everyday Life in a Syrian Village

SEKSEN SONRASI SİNEMA

Suriye’de sosyal hayatın yetmişlerle birlikte kısmen normalleşmesiyle birlikte sinema da örneklerini çoğaltmaya başladı. Toplumcu filmler, devletin kalkınma hamlelerini anlatan belgeseller yetmişlerde giderek artmaya başladı. Kuşkusuz hiçbir Arap ülkesi Mısır sinemasının hacmine ulaşamadı ancak Suriye’de sinema, özellikle yetmişlerle birlikte yatırım yapılan, gelişmesine önem verilen bir sanattı.

İlerleyen yıllarda Suriye’nin geçmişten getirdiği ve ülkenin bulunduğu konumdan ötürü varlığını devam ettiren pek çok politik ve kültürel sorun, ülkenin sağlıklı bir gelişim süreci yaşamasına imkan vermedi. Müttefik Sovyetler Birliği’nin dağılması, İsrail’le sürekli oluşan savaş hali, Lübnan İç Savaşı’nın etkileri, Filistinli mültecilerin varlığı, ülkenin etnik yapısının çeşitliliği, demokrasi kültürünün olmaması gibi sabit olay ve durumlar, sinema ortamının zenginleşmesinin önünü tıkıyordu. Çerçeve bu şekildeyken Samir Zikra’nın 1983 yapımı The Half-Metre Incident- Hadithat al-Nisf Mitr, Muhammed Malas’ın 1984 yapımı City Dreams-Ahlam al- Madina, Muhammet Şahin’in The Drama of a Girl From The East-Ma’asat Fatat Sharqiya (1983), Dureid Lahham’ın Borders-al-Hudud (1984) ve The Report-al-Taqrir (1986), Wadeih Yusuf’un Vendetta of Love-al- Intiqam Hubban (1985), Osama Muhammet’in Stars in Broad Daylight- Nujum al-Nahar (1988), Abdulatif Abdulhamid’in The Nights of the Jackal-Layali ibn Awa (1989) filmleri dönemin öne çıkan yapımlarından oldular.

1990 sonrasında ise Nabil Maleh’in çektiği 1993 yapımı The Extras-al-Kombars dönemin ses getiren filmlerinden biriydi. Genç yaşında dul kalmış bir kadının yeniden bir erkekler tanışmasının yarattığı duygusal ve komik olaylar ekseninde Suriye toplumunun yaşadığı iç çelişkiler gözler önüne sunuluyordu. Samir Zikra’nın 1998’de çektiği A Land for Strangers- Turab al-Ajaneb filmi uluslararası festivallerde beğeni gören yapımlardan biri oldu. Aynı yıl Suriye sinemasının istikrarlı yönetmenlerinden Abdullatif Abdulhamid, The Breeze of the Spirit filmini çekti.

2000’LERDE SURİYE’DE SİNEMA

2000’de Hafız Esat’ın ölmesiyle yönetimde önemli değişimler yaşandı. Oğul Beşşar Esat’ın devlet başkanlığına gelmesiyle devlet-toplum ilişkileri daha yumuşak bir zemine oturdu. Yeni dönemde sinemayla ilgilenen insanların sayısın da arttı. Birçok ilk filmin yapıldığı bu dönemde, yurt dışında festivallerde gösterilen Suriye filmlerinde belirgin bir artış oldu. 2000 sonrasında 2010’a kadar olan dönemde toplamda 20 civarında uzun metraj çalışmanın yapıldığı biliniyor. Osama Muhammed’in 2002’de çektiği Sacrifices-Sanduq al-Dunia, Nidal al-Dibs’in 2004’te çektiği Under The Ceiling-Tahta al-Saqf, Muhammed Malas’ın 2005’te çektiği Passions-Bab el-Maqam, Ghassan Shmeit’in 2007’de çektiği I.D.-Vos Papierş, Abdullatif Abdulhamid’in 2008’de çektiği Days of Boredom-Ayyam al-Dajar ve 2009 yapımı Joud Saeed’in çektiği Once More-Mara Okhra filmleri Uluslararası festivallerde gösterilen Suriye yapımlarından bazılarıdır. Joud Saeed’in çalışması San Francisco Arap Filmleri Festivali’nde yarıştı ve ödülle döndü.

SURİYE BELGESELLERİ

Suriye’de iktidar eleştirisi; toplumsal gösterilerle başlayıp birkaç yıl içinde canileşmiş cihatçı örgütlere teslim olan bir çizgide ilerledi. Bu ilerleyişin ve devletle terörist grupların çatışma ortamının yarattıklarının farklı bakış açılarınca anlatıldığı çok sayıda belgesel yapıldı. Özellikle Beyaz Baretliler isimli örgütü idealize eden iki belgesel yapıldı. Suriye’ye dış müdahalenin toplumsal meşrutiyet zeminini yaratmaya çalışan kurgu görüntüler hazırladığı ve terör örgütleriyle organik bağı olduğu pek çok kez ortaya çıkan Beyaz Baretliler örgütünü, ideal bir yardım kuruluşuymuş gibi anlatan belgeseller çok ses getirdi. Bunlar, En İyi Belgesel Oscar Ödülü’ne aday gösterilen Feras Fayyad’ın çektiği Halep’in Son Adamları ve En İyi Kısa Belgesel Oscar Ödülü’nü alan Orlando von Einsiedel’in çektiği Beyaz Baretliler belgeselleriydi. Ayrıca Red Lines (2014), Silvered Water, Syria Self-Portrait (2014), A Syrian Love Story (2015), #chicagoGirl: The Social Network Takes on a Dictator (2013), Little Gandhi (2016), One Day in Aleppo (2017) ve The Cave (2018) gibi çok sayıda belgesel yapıldı. Esasen Suriye belgesellerinin analizi başlı başına bir yazı konusu.

ŞAM ULUSLARARASI FİLM FESTİVALİ

1979’dan günümüze değin devam eden Şam Uluslararası Film Festivali Suriye’nin en önemli film festivali. 2010 yılında odak ülkenin Türkiye olduğu festivale Türkiyeli sektör temsilcileri ve Türkan Şoray konuk olmuştu. Türkiye Kültür Bakanlığı’yla ortak yürütülen proje dahilinde çok sayıda Türk filmi Şam’da izleyiciyle buluşmuştu. Festival savaş ortamına rağmen varlığını devam ettiriyor.

İNATTAN UMUDA SURİYE

Savaş ortamında çoğunlukla televizyon projeleriyle ve kısıtlı olarak sinema filmleriyle varlığını korumaya çalışan Suriye sineması, ülkenin var olma mücadelesi verdiği son beş yılda Abdullatif Abdulhamid, Najdat Anzour, Basil Al-Khatib ve Joud Saeed gibi yönetmenleriyle varlığını devam ettirdi. Ülkenin yeniden inşa sürecinde kuşkusuz sinema da güçlenerek bu kaotik atmosferin izlerinin görsel hikayesini yazmada önemli bir yer edinecek.


Rıza Oylum kimdir?

1984 İstanbul doğumlu. İstanbul Kültür Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünde lisans, Trakya Üniversitesi’nde aynı alanda yüksek lisans eğitimi aldı. Varlık, Virgül, Agora, RadikalGenç, Birgün, Cumhuriyet Kitap, Film Arası, Kitapçı, Sendika.org, ve Edebiyathaber.net gibi farklı mecralarda sinema ve edebiyat merkezli metinler yayımladı. Uzakdoğu Sineması, Rus Sineması, Alman Sineması, Ortadoğu Sineması, Dünya Yönetmenlerinden Sinema Dersleri, Doksanlar, Dünya Yazarlarından Yazarlık Dersleri ve İran Sineması kitaplarını yazdı. Ulusal ve uluslararası festivallerde jüri, küratör ve yayın editörü görevlerinde bulundu. Türkiye’de ve yurtdışında ülke sinemaları üstüne konferanslar verip workshoplar yaptı. Halihâzırda bir vakıf üniversitesinde sinema tarihi dersleri veriyor. Seyyah Kitap’ın genel yayın yönetmenliğini sürdürüyor.

YAZARIN DİĞER YAZILARI