Murat Sevinç
Murat Sevinç

Sosyalizm: Yok öyle beleş özgürlük!

Perşembe, 17 Ekim, 2019
Ciddi Ciddi Sosyalizm'in en hoş bölümlerinden biri, 2050’lerin sosyalizminin hayal edildiği sayfalar. Okur, bir hayale davet ediliyor. Kapitalizmin sonunu hayal etmeye. Ardından, muhtemel zorluklar, orta sınıfın yaşadığı çaresizlik hissi, yaşam boyu maruz kaldığımız ve bizleri hareketsizleştiren endoktrinasyon, bunu aşma ihtimal ve yolları, yeni düşünme biçimlerine davet..

Ne yaşıyoruz? Tarihin hangi aşamasındayız? Milyonlarca yıllık bir hikâyede bir kum tanesiyiz ve kendimizi, başımıza gelen her şeyi nasıl da önemsiyoruz. Homo Sapiens’in tarihi. Devletin, yaklaşık beş bin yıllık geçmişi. Modern devlet daha da genç. Burjuvazi dediğimiz beş altı asırlık bir tarihe sahip. İşçi sınıfı henüz çocuk sayılır. İnsanlık serüveninin hayli genç kavramları, olguları, kurumları bunlar. Tabii, Bilişim Devrimi öyle hızlandırdı ki gelişmeleri, hepimiz şaşkınlık içindeyiz. Büyüdüğümüz evlerde telefon yoktu, şimdi bütün dünya cebimizde. Akıl almaz ve o ölçüde ürkütücü bir hız.

Ve baş döndürücü gelişmenin yaşandığı küremizde, yüzyıllar öncesinin barbarlıkları tekrar ediyor. 16’ncı yüzyılın Avrupası’nda Katolikler Protestanları nasıl katlettiyse, bugün de bir yerlerde inançları nedeniyle aynı şekilde yok ediliyor insanlar. Yapay zeka geliştiren ve Mars’a keşif aracı gönderebilen bir uygarlık düzeyi, kendisine olabilecek en ilkel insan formlarından birini lider seçebiliyor. Batı ülkelerinin, tüm temsili demokrasilerin krizini izliyoruz kendi krizlerimizin yanında. Bir yanda demokrasilerin kalbinde, diğer yanda bize ‘uzak’ ülkelerde yüzbinlerce insan sokaklarda. 16 yaşında bir kız çocuğunun önayak olduğu iklim protestoları milyonlarca insanı meydanlarda topladı. Dünya yurttaşları, bilim insanlarının ‘yok oluyoruz’ uyarılarını görmezden gelemiyor artık. “Dünya yurttaşlığı” kavramını kullanmakta ısrarcı olmanın zamanı geldi sanırım.

Ne olacak? Nereye evrilecek yaşamımız? Barbarlık yıllarına mı koşuyoruz, yoksa halklar gereğini yapıp bu berbat ekonomik-toplumsal-kültürel sistemin sonunu getirecek mi? Marx giderek popülerleşiyor. Neo-liberalizmin vahşiliği karşısında sosyalizm kavramı çok daha sık işitilir oldu. Kapitalizmin bir kadermişçesine pazarlanması için devletlerin tüm güç ve araçlarıyla harcadığı çaba, artık ikna edici olmaktan uzak. iPhone satın alabilme ‘özgürlüğü,’ milyarlarca yoksulu ilanihaye oyalayamıyor!

ABD’li aktivist, mizahçı, Socialist Worker editörü Danny Katch, Ciddi Ciddi Sosyalizm adlı eserinde (2019, Yordam Kitap, Çev. Cemre Şenesen) çok kısa ve doğru bir yanıt veriyor, sosyalizmi yerenlere: “Kapitalizm kötü bir fikir.”

Öyle ya, sosyalizm sözcüğü işitildiğinde düşman olmayanların dahi garip, tutarsız, çocuksu sayılabilecek itirazları başlar: Uygulamada işlemiyor… İşlemez, çünkü insanlar çok açgözlü.. Para ve iktidar sahipleri sosyalizme izin vermez…

Yazara göre bu itirazlar ve tereddütler, “aslında iyi fikir” kabulünü takip eder. Ezcümle, fikir kulağa hoş gelir gelmesine de, itirazlar klişe ve sıkıcıdır. Yazar bu nedenle, tersinden bakıp “kapitalizmin aslında kötü bir fikir” olduğu yargısını dillendiriyor. Kitabın ilk sayfalarındaki kapitalizm betimlemesi, ‘yeni başlayanlar için’ son derece çekici bana kalırsa:

“Issız, tropik bir adada sıfırdan bir toplum kurduğumuzu düşünelim ve varsayalım ki, şöyle bir öneride bulunuyorum: Bütün işi yapan insanlar kazanabilecekleri en az parayı kazanırken, hiçbir şey yapmayan ama hisse senedi olan insanlar hayatları boyunca harcayabileceklerinden fazla para kazanacak. Herhalde birbirinize bakıp ‘ı-ıh’ derdiniz. Sonra ben ‘Durum durun daha bitmedi,’ diyorum; ‘Havayı, suyu, bitkileri, madenleri ve hayvanları işçilerden bile çok sömüreceğiz!’ Belli ki bu adamda bir sorun var diyerek ufak ufak sıvışmaya bakardınız. Bense konuşmaya devam ediyorum: ‘Durun gitmeyin! Kitle imha silahlarıyla ve vahşi hapishanelerle barışı koruyabiliriz…”

Ciddi Ciddi Sosyalizm, Danny Katch, Çev. Cemre Şenesen, Yordam Kitap, 2019, 176 syf.

Hakikaten, seçeneksiz gibi gösterilmeye çalışılan ve itiraz edenlerin muhtelif araçlarla ezildiği kapitalizmin vaatleri nasıl da ölümcül. Yazar, kapitalizmin bir önemli özelliğinin ‘eleştirildiğinde çökmemesi’ olduğunu da hatırlatmadan edemiyor tabii! Eleştiri dışında bir şeyler yapmak gerekli. Kabul, sosyalizm kapitalizmden daha ahlaklı ve mantıklıdır, ancak uygulanabilir ve ulaşılabilir olup olmadığı sorularının yanıtlanabilmesi; bunun için de mücadele edilenin tarihinin, niteliklerinin bilinmesi önemli.

Kitapta kısa bir kapitalizm tarihi özeti yapılıyor, yazarın esprili üslubuyla tabii. ABD’deki sosyalizm algısını, partilerin sosyalizm karşısındaki tavrını betimliyor. ABD siyasetini az da olsa takip edenlerin gayet iyi bildiği gibi, eser miktar sosyal devlet önlemlerinden söz etmek dahi, sosyalist olmakla ‘itham edilmeye’ yetiyor fırsatlar ülkesinde. Zaten Demokratların büyük endişelerinden biri, Cumhuriyetçiler tarafından sosyalistlikle suçlanmak! Küçük bir yönetici azınlık, sosyalizm düşüncesini tehdit olarak algılıyor ki; dünyanın en zengin seksen küsur kişisinin dünya nüfusunun en yoksul yarısının toplam servetine sahip olması gerçeği karşısında tehdit algısı son derece anlaşılabilir bir durum! Bir başka değişle, bu insanlardan her birinin serveti, 41 milyon insanın malına eşit! “Tarihteki en zengin krallar bile, açgözlülüğün böylesini görmedi; tek bir adamın olsa olsa bir sürü goblen halısı ve mücevherlerle bezeli tacı olur!”

Hal böyleyken, sosyalizmin bir toplum için şu ana dek akıl edilmiş ve uygulanabilir en doğru seçenek olmadığını savunmak kolay mı? Fakat mesele şu ki, “…daha iyisini yapabileceğimizden bir türlü emin olamıyoruz.” Zira sosyalizm denemelerinin geçmişteki çuvallamaları, sosyalistlerin peşini bırakmıyor. Fakat kapitalizmin vardığı noktada, sosyalist düşüncenin her şeye rağmen ‘geri döndüğü’ söyleniyor bizlere ki, iyi haber!

Yazarın çalışmasının temel amacı, Marx’ın ‘heyulasının’ ete kemiğe büründürülmesi. Nedir sosyalistlerin savunması gereken; çalışanların hükümeti kontrol etmesi mi, yoksa hükümetin ekonomiyi kontrol etmesi mi? Kuşkusu ilki. İşte bu hedef, Bilişim Devrimi sonrası değişen, giderek değişecek temsil ilişkileri bakımından çok hoş ipuçlarıyla dolu. Yurttaş toplumun kaderine ilişkin tüm önemli kararlarda doğrudan rol almalı. Yani artık ‘temsil’ denildiğinde, düzenli aralıklarla yurttaşın önüne konulan sandık anlaşılmamalı. Artık her aşamada katılımcı olmayan bir yurttaşlık tahayyül etmek son derece ‘gerici’ bir konum. Kişisel olarak, uzun süredir “Gezi, geleceğin yönetim biçimidir,” derken anlatmaya çalıştığım da bu. Gezi eylemleri sırasında tanık olduğumuz ‘park forumları,’ tam da böyle bir katılım biçiminin son derece umut verici fragmanıydı.

Yurttaş, yalnızca yöneticileri ve onların kararlarını her düzeyde belirlemekle kalmayacak; örneğin kendi işyerlerindeki işlerin nasıl yapılması gerektiğine de karar verecek, kaderine el koyacak, geleceğin ‘sosyalistçe tahayyülü’ gereği. Kapitalizmin dayattığı tüm yaşam seçenekleri yeniden belirlenecek; aile, evlilikler, cinsiyet rolleri vs. Söz konusu alt üst oluş aşamasında verilecek mücadelede, yazara göre “Kâbuslarımızdan başka kaybedecek bir şey yok!” Bütün mesele, eşitlikçilik idealini bolluk ve yeni teknolojiler ile birleştirmeyi başarabilmek ve insanlığı aynı ‘kabilenin’ bir parçası haline getirebilmek.

Yazar, Marksist metinlerin de yardımıyla, kısa uygarlık-kapitalizm tarihini ve özel-kamusal yaşamın bu tarih içinde nasıl dönüştüğünü anlatırken, liberalizmin önemli düşünürlerine (Adam Smith’in ‘serbest piyasa’ ve ‘görünmez eli’ gibi), haklarını vermeyi ihmal etmeden değiniyor. Bunu yaparken, bir yandan tarihsel diğer yandan en güncel örneklerden hareket ediyor ki, okuyanın anlatılandan uzaklaşmasını engellemek ve yazarın savlarını yerli yerine oturtmak açısından gayet yerinde bir anlatım tarzı bu.

Bana kalırsa kitabın en hoş bölümlerinden biri, 2050’lerin sosyalizminin hayal edildiği sayfalar. Okur, bir hayale davet ediliyor. Kapitalizmin sonunu hayal etmeye. Ardından, muhtemel zorluklar, orta sınıfın yaşadığı çaresizlik hissi, yaşam boyu maruz kaldığımız ve bizleri hareketsizleştiren endoktrinasyon, bunu aşma ihtimal ve yolları, yeni düşünme biçimlerine davet… Zulme karşı dayanışma mümkün ve gerekli. Dayanışma ise ancak bu yönde bir kıpırdanmayla mümkün. Rosa Luxemburg’un bir zamanlar söylediği gibi: “Hareket etmeyenler, zincirlerini fark etmez.”

Ciddi Ciddi Sosyalizm, çok hoş bir hafta sonu kitabı. Dünyanın ve insanlığın varlığını sürdürebilmesi için artık tercihten çok zorunluluk haline gelen sosyalizm hayali, her kafadan bir ses çıkmasını, düşüncede ve eylemde canlılığı, seçenekler üzerinde kafa yorulmasını zorunlu kılıyor. Kitabın sekizinci bölümünde söylendiği gibi, milyonlarca sıradan insan, ‘radikal önderlere’ dönüşüp ‘reformizme’ yüz vermeden kendi kaderini eline almak zorunda. Bir liderin peşinde koşma gereği duymaksızın…

Okuma önerisi: Yordam’dan çıkan bir başka kitap, Boris Hassen’in, Newton’un Principiası’nın Toplumsal ve İktisadi Kökleri hakkında, Cem Eroğul’un kaleme aldığı tanıtım yazısını, okumanız dileğiyle, buraya bırakıyorum.

 

 


Murat Sevinç kimdir?

İstanbul'da doğdu. 1988'de Mülkiye'ye girdi. 1995 yılında aynı kurumda Siyaset Bilimi yüksek lisansına başladı ve 1995 Aralık ayında Anayasa Kürsüsü asistanı oldu. Anayasa hukuku ve tarihi konusunda makaleler ve bir iki kitap yayınladı. Radikal İki ve Diken'de çok sayıda yazı kaleme aldı. 7 Şubat 2017 gecesi yüzlerce meslektaşıyla birlikte OHAL KHK'si ile Anayasa ve hukukun bilinen ilkelerine aykırı bir biçimde kamu görevinden atıldı.

YAZARIN DİĞER YAZILARI