Nafaka 2'nci Yargı Paketi'nde

Salı, 15 Ekim, 2019
Nafaka tartışması erkeklik krizinin yükseldiği dünya şartlarından etkilenen erkek yöneticilerin/iktidarın, Türkiye özelinde kadını tahakküm altına alarak, eve kapatmak ve daha çok çocuk yapmaya teşvik etmek suretiyle siyasi bekasını sağlama çabasından ibarettir ve yapay bir tartışmadır.

Erdoğan, nafakaya ilişkin düzenlemenin 2’nci Yargı Paketi’yle Meclis’e geleceğini bildirdi.

Böylece, uzun süredir gündemde tutulan “yapay” nafaka tartışmasının son düzlüğüne girmiş bulunuyoruz.

Karamsar olmak istemeyiz fakat “isteseniz de istemeseniz de yapacağız” diyerek müftülük yasasını bir gece yarısı Meclis’ten geçiren iktidarın, 2015 yılında TBMM Boşanma Komisyonu (Aile Bütünlüğünü Olumsuz Etkileyen Unsurlar ile Boşanma Olaylarının Araştırılması ve Aile Kurumunun Güçlendirilmesi İçin Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırması Komisyonu, kısaca ‘Boşanma Komisyonu’ olarak anıldı) Raporu’nda yer alan bir dizi düzenlemeden biri olan nafaka düzenlemesini de ne yapıp edip yasalaştırması kuvvetle muhtemel. Adalet Komisyonu’nda bu kazanılmış hakkı, hakkıyla savunacak vekillerimiz olduğunu ümit etmekten başka çaremiz yok şimdilik. Zira, fazlasıyla konuşuldu bu mesele.

Üstelik de onca hayati derecede önemli mesele varken son derece gereksizdi. Uygulanması ve yasalara uyumlanması gereken koca bir İstanbul Sözleşmesi varken, kadına yönelik şiddet, kadın cinayetleri ve çocuk istismarları bu zamana kadar görülmemiş derecede artmışken ve artmakta iken gülünç kalacak derecede gereksizdi. Dediğimiz gibi, birileri tarafından bir amaca hizmet etmek üzere bilhassa ortaya atılmış yapay bir tartışmaydı.

Nafaka sebebiyle mağduriyet yaşayan çok insan olduğu iddiasıyla gündeme getirilen bu tartışmanın aslında Boşanma Komisyonu Raporu’nda yer alması sizce de manidar değil mi? Tıpkı müftülük yasası gibi, 6284 Sayılı Koruma Kanunu’na saldırılması gibi, istismar failiyle evlendiği takdirde failin serbest kalacağına ilişkin yasa ve daha nice kadını ikincilleştirmeye yönelik düzenleme gibi. Bunların hepsi aynı raporda yer alıyordu. Yani, konunun kadının “her şeye rağmen”, şiddete, cinayete, iş yaşamından soyutlanmasına rağmen evli kalması/evlenmesi ile net ve açık şekilde ilgisi var.

“Süresiz nafaka mağdurları” diye bir şey yok. Algı operasyonu var. Böyle bir mağdur kitlesi varsa da saymaya kalksan sayabilirsin. Gerisi mağduriyet denemeyecek rahatsızlıklardan ibaret. Kaldı ki bu süresiz nafaka mağdurlarının Twitter hesaplarını açıp baktığınızda, getirilmesi planlanan süre sınırlamasından da memnun olmadıklarını, dertlerinin nafakayı tamamen ortadan kaldırmak olduğunu görüyorsunuz.

Bununla birlikte, fayda-zarar dengesine bakıldığında, nafaka hükmünün ihtiyacı olan için çok daha yaşamsal olduğu, toplam faydasının bahsi geçen mağduriyetlerden katbekat fazla olduğu da açık. Bu mağdur arkadaşlara sorduğunuzda ileri sürdükleri tipik argüman şu; “Bir gün evli kaldık 10 yıl nafaka mı ödeyeceğim?” Örneği olmayan bir iddia. Varsa ya da olacaksa dahi tek tek olaylardan yola çıkarak genel bir yasa yaratmaya çalışmanın dayanılmaz hukuksuzluğu.

Esas nokta şu ki, nafaka hükmünün 1988 yılında getirilme gerekçesi toplumun ataerkil yapıda olduğu, bu yapıda kadınların evlendikten sonra evle ve çocukla ilgilenmek durumunda kaldıkları, bu sebeple iş yaşamından uzaklaştıkları ve ekonomik bakımdan eşlerine bağımlı hale geldikleri, boşandıkları zaman ise yoksulluğa düşenler için yaşamlarını devam ettirebilmeleri adına bir destek sağlanması gerekliliğidir.

Nafakanın süreli hale getirilmesini savunanlar, 1988’deki şartları artık herhalde taşımadığımızı, bu zamanda böyle bir hüküm olamayacağını ileri sürüyorlar. Doğrusu bu kişiler nerede yaşıyor bilemiyoruz; fakat kötü haber, kadın-erkek eşitliği bakımından 1988’den beri pek de bir yol katedemediğimizdir. En azından istihdam bakımından. Halen kadın istihdamının yüzde 29’larda olduğu bir ülkede (o da çoğunlukla asgari ücretin altında ağır şartlarda çalışma koşulları) kadının erkekle aynı şartlara haiz olduğundan bahisle nafakanın tuhaf durduğunu savunamazsınız.

Önce şartları düzeltirsiniz, kadınlara boşandıktan sonra işlerini garanti edecek duruma gelirsiniz, hiç olmadı -madem mağduriyet gidermek istiyorsunuz- yükü sosyal devlet olarak üzerinize alır, bir fon üzerinden kadına nafaka niteliğinde destek olursunuz, belki o zaman bu iddiayı konuşabilir hale geliriz.

Nafakanın aslında süresiz olmadığını ise sıkça dile getiriyoruz. Yasada her ne kadar “süresiz” ibaresi var ise de, Türk Medeni Kanunu m. 176’nın nafakanın kaldırılması/azaltılması şartlarını düzenlediğini, nafakayı veremeyecek duruma gelen kişinin daha sonra dava ile bu yükümlülükten kurtulabileceğini, evlilik ve ölüm durumunda otomatik olarak nafakanın yükümlülüğünün kalktığını, nafaka alanın yoksulluktan kurtulması ve şartlarının iyileşmesi halinde dava ile bu yükümlülüğün ortadan kalktığını sürekli belirtiyoruz.

Ve muhakkak belirtmek lazım; nafakaya dair Anayasa Mahkemesi’nin kararlarında da açıkça belirttiği üzere, nafaka hükmünün getirilme sebebi kişiyi zenginleştirmek değildir. Pratikte ortalama gelire sahip birinin ödediği nafaka miktarı 300 TL civarıdır. Şu halde, bu miktarla nafaka ödeyen kişinin yoksulluğa düşmesi de mümkün değildir.

Nafaka alan kadına “gurursuz/onursuz” yaftası yapıştıran bu mağdurlara ya da onları savunanlara şunu tekrar hatırlatmak isteriz; hiçbir kadın bir erkeğe muhtaç yaşamak istemez. Kadınları gurursuzlukla suçlamadan önce, kadını erkeğe bağımlı hale getiren bu erkek egemen yapıyı beslediğiniz için öncelikle kendinizi suçlayınız ve bu durumdan sorumlu hissediniz.

Bu arada nafaka hükmü yalnız kadınların faydalanabildiği bir hüküm değildir, erkekler de nafaka isteyebilir. Fakat nedense (!) pratikte kadınlar nafaka talep ediyor. Bunun üzerine de biraz düşünmekte fayda var.

Yine, çocukların çoğunlukla anneye bırakıldığı, çocukları babaya bırakmak isteyen annelerin “kötü anne” olarak kabul edildiği ama tam tersinin hiç konuşulmadığı bu şartlarda annenin hem duygusal hem de fiziksel yükünün daha fazla olduğu kabul edilmeli ve bir zahmet gurursuzlukla suçlanmak yerine, kadına hakkı iade edilmeli.

Bu konuda söylenecek çok şey var; fakat dediğimiz gibi yeterince konuşuldu, uzun uzun tartışıldı, mümkün olduğunca özet şekilde tekrar toparlamakta fayda gördük. Bizim unutmamamız gereken şu: Nafaka tartışması erkeklik krizinin yükseldiği dünya şartlarından etkilenen erkek yöneticilerin/iktidarın, Türkiye özelinde kadını tahakküm altına alarak, eve kapatmak ve daha çok çocuk yapmaya teşvik etmek suretiyle siyasi bekasını sağlama çabasından ibarettir ve yapay bir tartışmadır. Daha çok çocuk demek her ne kadar genç nüfus demekse de, iktidar için genç nüfus daha ziyade üretim değil –çünkü amaç üretim olsa 16 yıldır yapılıyor olurdu- oy potansiyeli ve insan sayısı üzerinden ekonomik hacmin genişlemesi demektir. Asla nitelikli nüfus demek değildir. Bu altı çürük ideallere kadınların ve kazanılmış haklarımızın alet edilmesine izin vermeyeceğiz. Ülkesini seven her yurttaşın yapması gerektiği gibi.

 

 

 

 


Tuba Torun kimdir?

Tuba Torun, 1987 doğumludur. Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur. İstanbul Barosu’na bağlı olarak serbest avukatlık yapmaktadır. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu avukatı, Sosyal Haklar Derneği Yönetim Kurulu Üyesi-Çocuk Hakları Koordinatörü, Kadın Meclisleri ve Kadın Adayları Destekleme Derneği üyesidir. Ayrıca aktif olarak siyasi faaliyetlerine devam etmektedir.

YAZARIN DİĞER YAZILARI