Ali Fikri Işık
Ali Fikri Işık

Oyuna Fransız kalmak

Pazartesi, 14 Ekim, 2019
Fransa’yı ikinci bölgede karşılamaya karar vermek, büyük bir meydan okuma olur. Doğrusu budur ama Türkiye böyle bir oyunun hiçbir aksiyonuna hazır değil. Daha doğrusu direnç merkezini ikinci bölgede inşa etmenin hiçbir pratik tecrübesi yok.

Bu gece Paris’te oynanacak Fransa-Türkiye milli maçı öncesi, olacakları şimdiden yorumlama arzuma neden özgürlük tanıdığımı bilmiyorum. Galiba olup biten şeyler üstünden akıl yürütmek pek haz ettiğim bir şey değil. Futbol oyun pratiği ve faaliyeti söz konusu olduğunda, sözü sadece oyun sonrasına ertelemek, galiba pek de ahlaki durmuyor. Herkes gözünün önünde cereyan eden hadiselere ilişkin bir şeyler söyleyebilir. Ne de olsa olan olmuştur ve kral çıplaktır. Ama Bielsa’ya duyduğum büyük saygının gereği olarak, ben de onun gibi, futbol faaliyetinin ön görülebilir olduğuna inanıyorum. Futbol bir sır ya da belirsiz bir simyacılık değil artık. Kimi ülkelerde futbol işi, gelenek olmanın ötesinde, bir ekol seviyesinde, yeniden kendini üretiyor.

Fransa Afrika kökenli oyuncuların atletizmine, Arap kültürünün oynak, hareketli, ele avuca sığmayan arabesk mistisizmini harmanlayıp ekleyince, özgün bir futbol damarı yakaladıkları ve bu ruhların bileşiminden bir oyun inşa ettikleri, futbol kamuoyunda genel kabul görüyor. Irkçılıktan arındırılmış, kültürler arası saygıya dayanan bu oyun tarzı, neredeyse, dünya futbolunun oyuncu yetiştirme fabrikasına dönüşmüş durumda. Geleneksel Fransız romantizmi, Afrika, kuvvet güç ve dayanıklılığı giysileri içinde, kısmen Araplaşarak, şiirsel bir sanat mertebesine ulaşıyor.

Türkiye’de futbol hala devletçi. Devlet refleksiyle hareket eden futbol kamuoyu, kültürler arası geçişkenliklere kapalı ve hem ayrımcı hem de dışlayıcı. Bu zeminde özgürlük, özgünlük ve kültür tecrit edilmiş. Dolayısıyla içe kapanma bu dünyanın başat özelliği. Ne öğrenmeyi biliyor ne de ilişki kurmayı. Aslında bakışmayı bile başarabildiğinden fena halde kuşkuluyum.

Türkiye’de futbol aklileşemediği için doğası kaotiktir. Bu kaosun, düzen talep ettiği de söylemez. Kaos ve düzen arasında Freud’un ima ettiği gizli aşk yok. Bu aşkı besleyecek otorite de yok. İşini bilen bir otorite olsa, etkin bir denetim sağlamak amacıyla nerede durması gerektiğini bilirdi. Çünkü her düzenin bir Arşimet noktası var ve o noktada durmayı bilmek, daha sonra atılacak diğer adımlar için bunu, çok önemsemek gerektiği de bilinirdi.

Yarın gece ne yaptığını, nasıl yapılması gerektiğini çok iyi bilen Fransa ile, henüz ne yapması gerektiğine karar verememiş Türkiye arasında bir maç oynanacak. Bu maçın favorisi elbette ne yaptığını bilen taraf olacak. Sürpriz ve Mucizeyi de Türkiye temsil edecek.

Türkiye defacto olarak top rakipte oyununa mahkum vaziyette. Bu oyuna mahkum olmasının sebebi, Türkiye’nin bu oyunu kusursuz oynayabilme potansiyeli değildir; Fransa, Türkiye’yi bu hale mecbur edecektir. Ama soru Türkiye, rakibini nerede karşılayacak yanıtında düğümleniyor. Çanakkale geçilmez mantığıyla tanrıya sığınıp otobüsü en geride park etmek, elbette çare olmayacak. Çünkü bu durum büyük bir abluka ve kuşatma ile baş edebilmek anlamına gelecektir ki, burada hiç umut yok.

Fransa’yı ikinci bölgede karşılamaya karar vermek, büyük bir meydan okuma olur. Doğrusu budur ama Türkiye böyle bir oyunun hiçbir aksiyonuna hazır değil. Daha doğrusu direnç merkezini ikinci bölgede inşa etmenin hiçbir pratik tecrübesi yok.

Aslında Fransa maçı, Türkiye’nin oyun ile imtihanı maçı olmaya aday. Oyun kavramının içeriğini nasıl şekillendirdiği açık seçik ortaya çıkacak. Eğer ilahi mutlu tesadüfler dizisi, metafizik bir boyuttan yeşil sahanın çimlerine paraşütle inme, şakasını yeniden sahnelemeyecekse, Türkiye’nin hiç şansı yok.


Ali Fikri Işık kimdir?

Ali Fikri Işık, 1958 yılında Mardin’in Savur ilçesine bağlı Xeramemo köyünde doğmuştur. İlk ve ortaokulu Batman’da, liseyi ise Silvan’da okumuştur. 1978 yılında Batman'da “Sesleniş” Gazetesiyle yazın hayatına başlamış. 1985 yılında yazarlar kooperatifi olan Yazko’nun dergisi “Yazko Somut”ta, 1994 yılında “Zone News” gazetesinde, 1995 yılında haftalık dergi “Roj”da, 2010 yılında Taraf gazetesinde, 2016 yılında “BasNews ve Kurdistan24 Türkçe'de yazmıştır. Amedspor Kaos ve Direniş Amedspor kitaplarının yazarıdır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI