Rıza Oylum
Rıza Oylum

Hong Kong sineması: Sevdaysa sevişelim, kavgaysa dövüşelim

Cumartesi, 12 Ekim, 2019
Bruce Lee’nin ölümü Hong Kong sinemasında önemli bir boşluk yarattı. Bir süre taklitleriyle devam etseler de piyasa artık yeni bir kahraman arayışındaydı. Özellikle Amerika merkezli filmlerde Chuck Norris ve Jeanne Claude Van Damme gibi oyuncular etki alanlarını giderek arttırıyorken Hong Konglu yapımcılar pazar paylarını korumakta zorlanıyorlardı. Bu arayış içinde yeni kahraman olarak Jackie Chan denenmeye başlandı.

Hong Kong’da nisan ayıdan beri gösteriler devam ediyor. Suçluların yargılanmak üzere Çin anakaraya teslim edilmesini kolaylaştıran yasa tasarısını protesto etmek için başlayan gösteriler, Amerikan bayrağı açıp Çin hakimiyetini reddetmeye kadar ilerledi. Yasa tasarısı geri çekilse de sular durulmuş değil. Hong Kong’daki ayrılıkçı yaklaşımın uluslararası arenada gizli-açık destekçileri de bolca var. Bu küçük kara parçasının yüzyıllardır meraklısı çok. Çin’in güney kıyısında bulunan Hong Kong, 1842’de Nanking Antlaşması’yla Çin’den ayrılıp İngiliz hâkimiyetine geçmiş, 2’nci Dünya Savaşı’nda bir süre Japon işgaline maruz kaldıktan sonra yeniden İngiltere egemenliğine girmişti. 1 Temmuz 1997’de özel statüsünü koruyarak Çin’e devredilse de görünen o ki güç savaşlarında bu değerli adayı Çin’in hakimiyetine bırakmak istemeyenler her fırsatı değerlendirecek. Bu kendine has adanın yine kendine has bir sineması var. Geçen haftaki Çin sineması yazısından sonra Hong Kong sinemasını yazmamak olmazdı.

KANTONCA ÇEKENLER HONG KONG’A

Hong Kong’un sinema namına özgün bir coğrafyaya dönüşmesinin tarihi 1930’lara kadar uzanıyor. Çin’de iki yaygın lehçe olan Mandarin ve Kanton lehçelerinde filmler çekiliyorken 1936 yılında sadece hakim lehçe olan Mandarin lehçesinde film çekilmesine izin verilmeye başlanmasıyla Kanton lehçesinde film çeken yönetmenler Kantonca konuşulan Hong Kong’a göç ettiler. 1949’daki Çin Devrimi’nden sonra Çin’den Hong Kong’a gelen yönetmenlerle birlikte adeta kadro tamamlanmış oldu.

Pekin’de güzel sanatlar öğrenimi gördükten sonra Hong Kong’a yerleşen King Hu, Hong Kong’un 1950 sonrasında en önemli yönetmenlerinden biriydi. 1965’te çektiği Da Zuixia-Benimle İçmeye Gel, dövüş filmlerine yeni bir açılım getirdi. Daha sonra farklı Uzakdoğu ülkelerinde çektiği filmlerle yönetmenliğini sürdürdü.

Çin’den ayrılarak Hong Kong’a gelen bir başka yönetmen de Zhang Che’ydi. 1962’de çektiği Dubi Daa-Tek Kollu Silahşör filmiyle dövüş filmlerinde yeni bir dönemin başlayacağını müjdeledi. Daha sonra; 1968’de Lin Yanzi-Altın Kırlangıç, 1970’te Baoehou-İntikam, 1971’de Dubi Daa-İntikamın Sol Eli gibi filmleri yönetti.

Çin’de Kültür Devrimi’nin Çin sinemasını adeta tiyatroya çevirmesinden sonra Hong Kong’ta dövüş filmlerinden oluşan, şiddetten beslenen bir sinema, etki gücünü giderek arttırdı. 1970 sonrasında Hong Kong sineması önemli ekonomik başarılar kazanmaya başladı. Hong Kong filmleri; Tayvan, Singapur, Endonezya, Tayland ve ABD’de karşılığı olan, bir ihraç ürününe dönüştü. Pazarlama gücünün artmasıyla beraber de oldukça güçlü bir ekonomik yapı oluştu. Hong Kong sineması en büyük patlamasını bu yıllarda yaşadı. Özellikle dövüş sanatı filmleriyle anılan yapım şirketleri, her yıl rekor düzeyde film yapar hale geldiler.

BRUCE LEE EFSANESİ

Şu sıra Tarantino; Bir Zamanlar Hollywood’da filminde Bruce Lee’yle vicdansızca makara yapsa da Bruce Lee, Hong Kong’tan dünyaya yayılan gerçek bir efsanedir. Çirkin, sinema için ideal vücut ölçülerinden uzak bu yoksul dövüşçü; filmleriyle dövüş sanatının bilinirliğini zirveye taşıdı. Üstelik bunu sadece başrol oynadığı dört filmle yaptı. 1971’de The Big Boss, 1972’de Fist of Fury ve The Way of The Dragon, 1973’de Emer The Dragon filmlerini çekti. Son filmi The Game of Death’in çekimi sırasında beyin kanamasından öldüğünde 32 yaşındaydı. Ölümünden sonra da, uzun yıllar hayatında bir çıkış arayan, eğitimsiz, yoksul kitlelerin dövüş salonlarına akın etmesini sağlamaya başlamıştı. Umudun, hayallerin cisimleşmiş haliydi. Filmlerinin gösteriminin video kasetlerle sürdüğü seksenler ve doksanlarda hâlâ dövüş salonlarında posterleri asılı olur, dergilerde kapak olmayı sürdürürdü.

BRUCE LEE YOK JAKIE CHAN VERELİM

Bruce Lee’nin ölümü Hong Kong sinemasında önemli bir boşluk yarattı. Bir süre taklitleriyle devam etseler de piyasa artık yeni bir kahraman arayışındaydı. Özellikle Amerika merkezli filmlerde Chuck Norris ve Jeanne Claude Van Damme gibi oyuncular etki alanlarını giderek arttırıyorken Hong Konglu yapımcılar pazar paylarını korumakta zorlanıyorlardı. Bu arayış içinde yeni kahraman olarak Jackie Chan denenmeye başlandı. Bruce Lee’nin kitleler üzerindeki etkisinin yapamasa da zaman içinde akrobasiyle dövüş sanatlarını birleştiren dövüş stiliyle ve mizahi yanlarıyla kendi seyirci kitlesini yaratmayı başardı. Jackie Chan’in en önemli filmleri; 1982’de Long Xiao Ye-Ejderha Efendi, 1984’te A Gai Waak-A Tasarımı, 1989’da Qiji-Kara Ejder,1990’da Feiying Gaiwak Tanrı Aşkına, 1998’de Ngo Si Sui-Ben Kimim olarak sayılabilir.

Doksanlardan sonra Hollywood’da çalışan aktör, uluslararası projelere imza atmayı başardı. Daha sonra birkaç kez Hong Kong’a gelip burada da film çekmeyi sürdürdü. Jackie Chan’in orijinal taraflarından biri de Çin Komünist Partisi’yle olan ilişkisinin inançla sürdürmesi. Çin’in en yüksek siyasi danışma birimi olan Çin Halk Siyasi Danışma Konferansı Ulusal Komitesi’nin (ÇHSDK) toplantısına katılan 2 bin civarı üyeden biri de o. İnternet ortamında kapitalizmin vahşiliğini anlatan videolarını bulmak olası.

KILIÇTAN TABANCAYA JOHN WOO

Jackie Chan’in dışında Hong Kong sinemasının seksenlerini etkilemiş bir başka isim de John Woo’ydu. Aksiyon filmlerinin usta yönetmeni Hollywood’a transfer olmadan önce Hong Kong’da çektiği, A Better Tomorrow, (1986) The Killer, (1989) Hard Boiled, (1992), isimli filmleri aksiyon sinemasının zirvelerini oluşturdu. John Woo’nun en önemli özelliği Hong Kong sinemasını, kılıçlı dövüş sahnelerinden silahlı çatışma sahnelerine taşımasıydı. Ondan önce klasik dövüş sahneleri ve kılıç dövüşleriyle tanınan Hong Kong sineması, artık banka soygunları, polis takipleri gibi zamana ayak uyduran aksiyonlarla anılır olmuştu. John Woo doksanların ortasında Amerikalı yapımcılarla çalışmaya başladı. Doksanların en iyi aksiyon filmlerinden biri olan Hollywood’da 1997’de çektiği Face/Off filmiyle başarısının bölgesel olmadığını kanıtladı. Ne var ki John Woo ilerleyen yıllarda aynı istikrarı gösteremedi. 2008’de çektiği Chi bi-Kızıl Uçurum eski günlerini hatırlatmıştı. Çin imparatorluğu dönemini anlattığı yapımda Uzakdoğulu oyuncularla yeniden çalıştı.

YERALTI KALBURÜSTÜ YÖNETMENİ JOHNNİE TO

John Woo’nun açtığı yolda ilerleyip kendi sinema dilini oluşturan aksiyon yönetmenlerinden biri olarak Johnnie To’ya ayrı bir parantez açmalıyız. 1980’lerin ve 90’ların Hong Kong aksiyon klasikleri olarak bilinen All About Ah-Long (1989), Heroic Trio (1993) gibi filmlerin yönetmeni olan To, kara filmden komediye uzanan bir çizgide birçok farklı türde film çekti.

Yönetmenin en çok ses getiren filmlerinden Breaking News, Election, Election 2, Exiled, Mad Detective ve Drug War filmleri uluslararası festivallerde de gösterildi. 2004 yılında Breaking News ilk gösterimini Cannes film festivalinde yaparken, 2011 yapımı Life Without Principle Hong Kong’un Oscar adayı oldu.

Batı’da özellikle çektiği suç ve aksiyon filmleriyle tanınan yönetmen, Hollywood çevrelerinin de ilgisini çekmeyi başaran bir isim. Quentin Tarantino röportajlarında To’nun filmlerinden bahseder. 2013 yapımı filmi Drug War’da uyuşturucu baronlarıyla mücadele eden bir polis şefinin aksiyon dolu hayatını beyazperdeye yansıtmıştı. Temposu hiç düşmeyen Drug War da beklenmedik gelişmeler, gerçekçi oyunculuklar ve aksiyon izleyicisini mutlu edecek cinsten çatışma sahneleriyle türünün iyi örneklerinden biri. Filmde sinema tarihine geçecek cinsten bir sokak çatışma sahnesi de var. Drug War, bilindik Hollywood filmlerinin aksine iyilerin ve kötülerin savaşında kazananın daha başından belli olduğu bir film değil. Kötüler kaybetse de iyileri de mutlu bir sonun beklediği söylenemez. Filmin senaryo hakları farklı ülkelerce satın alındı. 2018 Güney Kore yapımı Believer, Druw War’ın yeniden çevrimi. Hong Kong ve Çin’de film çekmeyi sürdüren Johnnie To, Hollywood yapımcıları henüz onu ikna edip klişe Amerikan filmleri çekmeye başlamadan Hong Kong‘un aksiyon dolu sokaklarını izlemek için keşfedilmeyi bekleyen bir cevher olmayı sürdürüyor.

HONG KONG YENİ DALGASI

Dövüş filmlerinin yanında, insan odaklı estetik sinema anlayışına önem veren bir sinema anlayışı da zaman için Hong Kong’da kendine yer bulmaya başladı. Özellikle Avrupa’da sinema eğitim alan genç yönetmenler ticari sinema dışında konulara eğilmeye başladılar. Hong Kong Yeni Dalgası denilen bu akımın ilk örneklerinden biri Xu Anhua’nın 1979’da çektiği Sır filmiydi. Film, 1980’de 17. Tayvan Film Festivali’nde Altın Horoz, En İyi Film, En İyi Kameraman ve En İyi Senaryo ödüllerini kazanmıştı. Xu Anhua’nın Xu Ke’yle birlikte çektikleri Kelebek Katilleri (The Butterfly Murders) adlı film de, Hong Kong Yeni Dalga filmlerinin öncülerinden biri olarak görüldü. 1982’de çektiği Gemici (Boat People), Japon fotoğrafçılarının Vietnam Savaşı’ndan sonra ülkeyi ziyaretlerinin filmini çekti. Film, 2. Hong Kong Altın İmaj Ödülü’nde; En İyi Yönetmen, En İyi Film, En İyi Senaryo, En İyi Yeni Oyuncu ve Sanat Tasarımı olmak üzere beş dalda ödül kazandı.

Hong Kong Yeni Dalga akımının en önemli temsilcileri Tsui Hark, Ann Hui, Yim Ho, Allen Fong, John Woo, Patrick Tam, Dennis Yu ve Kirk Wong isimlerini sayabiliriz. Ana akım Hong Kong sinemasına göre kamera kullanımı ve anlatım dilleri oldukça özgü olan yönetmenler, Fransız Yeni Dalga akımıyla Hng Kong kültürünü harmanladılar.

Yeni Dalga yönetmenlerinden Tsui Hark’ın estetik epik savaş filmleri ve kılıç filmlerinin özgün bir ismi. 1991’de çektiği Once Upon a Time in China filminin Jet Li’yi oynatmasıyla Hong Kong sinemasından dünyaya yayılan bir starın daha ortaya çıkmasını sağladı. Jet Li, Tsui Hark’ın en büyük keşfi sayılabilir. İkili pek çok filmde beraber çalıştılar.

HONG KONG’UN ESTETİK İSMİ WONG KAR-WAİ

Hong-Kong’un dünyaca ünlü yönetmeni Wong Kar-Wai’yi de ikinci dönemde oluşan Yeni Dalga yönetmenlere ekleyebiliriz. İlk filmi As Tears Go By’i 1988’de çekmişti. Film Hong Kong’da çekilen en iyi mafya filmlerinden biri olarak gösteriliyor. 1994 yapımı Ashes of Time isimli filmiyle Venedik’te Altın Aslan için yarıştı. 1997’de Happy Together filmiyle Cannes Film Festivali’nde En İyi Yönetmen Ödülü’nü aldı. Hong-Kong sinemasının en başarılı yönetmeni haline geldi. Batılıların 90’larda Uzakdoğu sinemasına ilgi duymasının en estetik sebeplerinden biri olan yönetmen, 2000’de çektiği In The Mood for Love filmiyle de tüm dünyaya, Hong Kong sinemasının sadece dövüş filmleri yapan bir sinema olmadığını kanıtladı. Çektiği bu aşk filmiyle sinemaseverlere, romantik filmlerin sadece Hollywood’da yapılmayacağını da göstermiş oldu. 2004 yapımı gizemli filmi 2046 ile de ustalığını gösterdi.

2006’da Cannes Film Festivali’nde jüri başkanıydı. Bu koltuğa oturan ilk Çinli olan Wong Kar Wai, 2013 yapımı estetik bir dövüş filmi olan Grandmaster’la Hong Kong’un Oscar adayı oldu. 2014 Asya Film Ödülleri’nden En İyi Film ve En İyi Yönetmen ödüllerini aldı. Filmde Japon işgali sırasında meşhur kung fu ustası İp Man’ın yaşadıklarına odaklanmıştı. Yönetmenin atmosfer yaratmadaki başarısı, müzikleri ve renk kullanımları onu özün bir yönetmen haline getirdi.

SON DÖNEMDE HONG KONG SİNEMASI

1997’deki Çin’le Hong Kong’un birleşmesinden sonra ortak yapımlar ve büyük bütçeli projelerin sayısı giderek arttı. 2003’te 26 ortak yapım film yapılmışken 2006’da resmi verilere göre 54 ortak yapım film çekilmiş. Hong Kong’da yılda ortalama 50 civarı yerel film çekildiğini de hesaba katarsak bu rakamlar daha büyük bir anlam kazanır.

Son yıllarda insan odaklı yapımların da arttığı Hong Kong sinemasında konu çeperi giderek genişliyor. Alex Law’ın 2010 yapımı Gökkuşağından Yankılar (Sui Yuet San Tau) 1960’ların Hong Kong’unda geçen ve yönetmenin çocukluk anılarından yola çıkarak yazdığı bir film, bir işçi ailesinin öyküsünü anlatır. Gilitte Leung’un 2012 yapımı LGBT filmi Seviyor Sevmiyor, 2013 Outfest Los Angeles LGBT Film Festivali dahil birçok festivalin seçkisinde yer aldı. Film izleyiciye; “şiddetli aşkın zorlukları ve sınırları muğlâk bir cinsellikle dolu dokunaklı bir yolculuğa çıkarıyor.” ifadesiyle tanıtılmış. Longman Leung ve Sunny Luk’un çektikleri 2012 yapımı Cold War, 2013 Hong Kong Film Ödülleri’nde En İyi Film ve En İyi Yönetmen dâhil olmak üzere sekiz dalda ödül kazandı. Film yolsuzluk, güç mücadelesi ve politik oyunlar üzerine bir gerilim dolu bir tablo sunuyor.

Bruce Lee, Jackie Chan, John Woo, Tsui Hark, Jet Lii, Wong Kar-Wai gibi başarılı isimleri yetiştiren bu özerk bölge, politik olduğu olduğu kadar sanatsal olarak da her daim takip edilecek kendine has bir coğrafya.


Rıza Oylum kimdir?

1984 İstanbul doğumlu. İstanbul Kültür Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünde lisans, Trakya Üniversitesi’nde aynı alanda yüksek lisans eğitimi aldı. Varlık, Virgül, Agora, RadikalGenç, Birgün, Cumhuriyet Kitap, Film Arası, Kitapçı, Sendika.org, ve Edebiyathaber.net gibi farklı mecralarda sinema ve edebiyat merkezli metinler yayımladı. Uzakdoğu Sineması, Rus Sineması, Alman Sineması, Ortadoğu Sineması, Dünya Yönetmenlerinden Sinema Dersleri, Doksanlar, Dünya Yazarlarından Yazarlık Dersleri ve İran Sineması kitaplarını yazdı. Ulusal ve uluslararası festivallerde jüri, küratör ve yayın editörü görevlerinde bulundu. Türkiye’de ve yurtdışında ülke sinemaları üstüne konferanslar verip workshoplar yaptı. Halihâzırda bir vakıf üniversitesinde sinema tarihi dersleri veriyor. Seyyah Kitap’ın genel yayın yönetmenliğini sürdürüyor.

YAZARIN DİĞER YAZILARI