YAZARLAR

Bu mantıkla bir yere varmak mümkün değil

Stoperlerden başlayan planlanış bir oyunun izleri yoksa, oyun, pozisyonların kaderine terk edilmiş sayılır. Görüntü de zaten bundan ibaretti. Stoperler kendi aralarında birkaç paslaşmadan sonra, topu rakibin arkasına sızan oyuncuya uzun vurdular. Kenara taşınan topların da benzer bir kaderi vardı. Zeki Çelik, her ne kadar topu mümkün mertebe orta yapmadan içeri taşımaya gayret etse de onun bu algısına eşlik eden yoktu.

Üçüncü bölgede, ceza sahasının üç bir yanında topun, oyunun ve oyuncunun körleşmesi, yetenek eksikliğinden kaynaklanmıyor; Türk tarzı oyun pratiğinin bu kör kuyusu, her türlü kurgudan azade tutuluyor. Daha doğru bir ifade ile hücum girişimlerinin defacto karakteri, gelmiş geçmiş hiçbir teknik adam tarafından aklileştirilmedi. Oyunun bu can alıcı bölümü, adeta kara büyülere terk edilmiş durumda. Aslında "Türkiye’de neden Teknik direktör yetişmiyor" sorusunun yanıtı da burada gizli; ya da dünya standartlarında bir teknik adamın, bu oyun pratiğinin meyvesi olarak sahne almayışının en ikna edici sonucu.

Üçüncü bölge aksiyonları, bütün dünyada kısmen yeteneğe özgürlük tanıyan, eylemliliklerdir. Her ülke ya da futbol ekolü tam da bu noktada oyuncuya doğaçlama bir alan açar ama bu, Türkiye’de olduğu gibi, büsbütün oyuncunun inisiyatifine terk edilmez. Söz gelimi Guardiola da oyuncularına "varsa bir hüneriniz bu, ceza sahasının içinde sergilemeniz gereken bir özgürlüktür" der. Ve bu durumu da pozisyonun ani gelişen karakterine bağlı olarak koşullu olarak, oyuncusuna emanet eder.

Arnavutluk maçında Türk milli takımı, oyunun hücum aksiyonlarını, ilk yarı boyunca oyuncuların yeteneklerine havale etmişti. Hiçbir koridorda, kurgusal eylem dizilerine rastlamak mümkün olmadı. İşin daha da tuhaf boyutu, gol pozisyonların tümünde final vuruşu yapan oyuncunun Ozan Tufan olmasıydı. Burak, Hakan ya da Cenk Tosun dururken Şenol Güneş’in final vuruş organizasyonu için Ozan’ı merkez seçmesi düşünülemez herhalde. Peki, bu doğruysa Ozan’ın bütün toplara vurmasını nasıl açıklayacağız?

Sahanın kenarında Şenol Güneş, ev ödevini çalışmamış bir öğrencinin sinirli ruh hali içinde, en olmaz pozisyonlar için tepindi durdu. Bu davranışların hiçbir anlamı yok, verilen mesaj hem son derece yanlış hem de suçu oyuncuların sırtına yükleyen bir sorumsuzluk. Tek seçici sensin, oyunu planlayan sensin ve bu plan için, oyuncuyu sahaya süren de sensin. Üstelik memnun değilsen üçünü değiştirme hakkın var. Dövünmenin manası yok.

Stoperlerden başlayan planlanış bir oyunun izleri yoksa, oyun, pozisyonların kaderine terk edilmiş sayılır. Görüntü de zaten bundan ibaretti. Stoperler kendi aralarında birkaç paslaşmadan sonra, topu rakibin arkasına sızan oyuncuya uzun vurdular. Kenara taşınan topların da benzer bir kaderi vardı. Zeki Çelik, her ne kadar topu mümkün mertebe orta yapmadan içeri taşımaya gayret etse de onun bu algısına eşlik eden yoktu.

Kenar oyunlarının iyi orta olarak ezberlendiği bir oyun pratiğinde, yaratıcı kimi girişimlere rastlamak, bir tür mucizelere rastlamak gibidir. Sırf bu nedenden ötürü, her duran top bile, orta niyetiyle kullanılır. Galiba Türkiye’de adına asist denilen 'gol önce pas’ın bilenen en büyük örneği orta kesmektir. Orta kesmek, karanlığa kurşun sıkmaktan daha verimli sonuçlar vermez.

Özetlemek gerekirse, Türkiye, oyun olgusunun çağdaş anlamını kavramış görünmüyor. Bu mantıkla bir yere varmak mümkün değil.


Ali Fikri Işık Kimdir?

Ali Fikri Işık, 1958 yılında Mardin’in Savur ilçesine bağlı Xeramemo köyünde doğmuştur. İlk ve ortaokulu Batman’da, liseyi ise Silvan’da okumuştur. 1978 yılında Batman'da “Sesleniş” Gazetesiyle yazın hayatına başlamış. 1985 yılında yazarlar kooperatifi olan Yazko’nun dergisi “Yazko Somut”ta, 1994 yılında “Zone News” gazetesinde, 1995 yılında haftalık dergi “Roj”da, 2010 yılında Taraf gazetesinde, 2016 yılında “BasNews ve Kurdistan24 Türkçe'de yazmıştır. Amedspor Kaos ve Direniş Amedspor kitaplarının yazarıdır.